Dava konusu ipoteğin ilk olarak 10.03.2009 tarihinde tesis edildiği ve borçlu şirketin taşınmazı ipotekle yükümlü olarak satın aldığı, daha sonra davacı alacaklı ile anlaşarak bu ipoteği teminat olarak verdiği çek karşılığı kaldırıldığı, çek bedelinin ödenmemesi üzerine bu kez 08.02.2016 tarihinde yeniden ipotek tesis edildiği, bu hali ile İİK'nın 280/1. maddesinin uygulanma imkanının olmadığı-
Haciz tutanağında hacze kabil mal bulunmadığına dair tutanak tutulduğu ve aciz halinin gerçekleştiği, borçlunun taşınmazını temsilcisi olduğu davalı 3. kişi şirkete devrettiği anlaşıldığından tasarrufun iptali davasının kabulü gerektiği-
Dava konusu taşınmazın tapudaki devir bedeli 11.800,00 TL olup devir tarihindeki gerçek değerinin 380.000,00 TL olduğunun tespit edildiği, buna göre devir bedeli ile gerçek bedel arasında fahiş fark olduğu, davalının daha yüksek bedelle satın aldığına dair yazılı delil sunamadığı, 99.800,00 Euro gibi bir miktarın elden verilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davalıların akraba olmasalar da tanıdık oldukları, davalı borçlunun taşınmazı satın aldıktan sonra dahi kullanmaya devam ettiği, men'i müdahale davasının bu davadan çok sonra açıldığı hususları değerlendirildiğinde, satışın alacaklıdan mal kaçırma amaçlı olduğu kanaatine varıldığı-
Haciz tutanaklarının İİK'nın 105 inci maddesi anlamında aciz belgesi niteliğinde olduğu- Yargılama sırasında takip konusu borcun ödenmiş olmasından ötürü davanın konusuz kaldığı, dolayısıyla karar verilmesine yer olmadığı-
Dava konusu taşınmazın tapudaki satış bedeli ile gerçek değeri arasındaki fahiş farkın bulunduğu, tasarrufun hacizden itibaren geriye doğru iki sene içerisinde yapılmış olduğu, taşınmazı devredenin devralanın kuzeni olduğu, tarafların bu nedenle bu taşınmazları devreden ve devralan davalıların alacaklıya zarar verme kastı ile hareket ettiği, taşınmazın dış kapı zilinde " ..." isminin yazılı olduğunun tespit edildiği gerekçesi ile tasarrufun iptali davasının kabulü gerektiği-
Takibe konu senetlerin tanzim tarihinin 15.01.2017 olduğu, davaya konu taşınmazın devir tarihinin ise borcun doğumundan sonra, 07.02.2018 tarihinde gerçekleştiği, davalı borçlunun diğer davalı ile arkadaş olup taraflar arasındaki borç ilişkisini bilebilecek kişilerden olduğu, yapılan keşif sonucu taşınmazın devir tarihindeki gerçek değeri ile satış değeri arasında fahiş fark bulunduğu, dolayısıyla davaya konu satışın gerçek bir satış olmadığının anlaşıldığı gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Davaya konu onbeş adet ticari nitelikteki bilirkişi tarafından tasarruf tarihindeki belirlenen 3.765.000,00 TL değerindeki araçların bir günde yapılan devrinin İİK 280/son maddesi kapsamına giren bir devir olduğu, bunun dışında davalı 3. kişi konumundaki X şirketinin önemli ortağı olan M'nin tasarruf tarihlerindeki eşi D'nin borçlu Y şirketinin yüzde elli ortağı olup, davacı alacaklı şirket ve davalı şirketlerin kendi aralarında önceye dayalı ticari iş ve alacaklarının bulunduğu, bu kadar çok sayıdaki rehinli aracın bir günde aynı tarafa devrinin hayatın olağan akışına da aykırı olduğu-
Dördüncü kişinin kötüniyetli olduğunun yani İİK'nun 280/1 hükmü gereğince davalı borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğunun ispatlanamadığının anlaşılmasına göre davanın reddine ilişkin olarak verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Devredilen dava konusu fabrika binası ve arsasının İİK 280/3 hükmüne göre ticari işletme devri niteliğinde olduğu-
Davalı (D)'ye devredilen taşınmazın gerçek değerini belirleyen bilirkişi raporuna itiraz edilmişse de, icra takibi sırasında davalı borçlunun bilinen adresinde tutulan 05.12.2017 tarihli haciz tutanağının İİK 105 inci maddesi gereğince aciz vesikası hükmünde olduğu, dava konusu tasarrufun ise 01.10.2015 tarihinde yapıldığı, tasarrufun haciz tarihinden geriye doğru 2 yıl içinde yapılmadığı, bu nedenle zaten bedel farkından dolayı iptale karar verilemeyeceği ve davalı 3.kişi (D)'nin davalı borçlu (T)'nin mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğunun ispatlanamadığının anlaşılmasına göre mahkemece verilen "davanın reddine" ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
