Haciz tutanaklarının İİK'nın 105 inci maddesi anlamında aciz belgesi niteliğinde olduğu- Yargılama sırasında takip konusu borcun ödenmiş olmasından ötürü davanın konusuz kaldığı, dolayısıyla karar verilmesine yer olmadığı-
Dava konusu ipoteğin ilk olarak 10.03.2009 tarihinde tesis edildiği ve borçlu şirketin taşınmazı ipotekle yükümlü olarak satın aldığı, daha sonra davacı alacaklı ile anlaşarak bu ipoteği teminat olarak verdiği çek karşılığı kaldırıldığı, çek bedelinin ödenmemesi üzerine bu kez 08.02.2016 tarihinde yeniden ipotek tesis edildiği, bu hali ile İİK'nın 280/1. maddesinin uygulanma imkanının olmadığı-
Devredilen dava konusu fabrika binası ve arsasının İİK 280/3 hükmüne göre ticari işletme devri niteliğinde olduğu-
Davalı (D)'ye devredilen taşınmazın gerçek değerini belirleyen bilirkişi raporuna itiraz edilmişse de, icra takibi sırasında davalı borçlunun bilinen adresinde tutulan 05.12.2017 tarihli haciz tutanağının İİK 105 inci maddesi gereğince aciz vesikası hükmünde olduğu, dava konusu tasarrufun ise 01.10.2015 tarihinde yapıldığı, tasarrufun haciz tarihinden geriye doğru 2 yıl içinde yapılmadığı, bu nedenle zaten bedel farkından dolayı iptale karar verilemeyeceği ve davalı 3.kişi (D)'nin davalı borçlu (T)'nin mali durumu ile alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğunun ispatlanamadığının anlaşılmasına göre mahkemece verilen "davanın reddine" ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davaya konu onbeş adet ticari nitelikteki bilirkişi tarafından tasarruf tarihindeki belirlenen 3.765.000,00 TL değerindeki araçların bir günde yapılan devrinin İİK 280/son maddesi kapsamına giren bir devir olduğu, bunun dışında davalı 3. kişi konumundaki X şirketinin önemli ortağı olan M'nin tasarruf tarihlerindeki eşi D'nin borçlu Y şirketinin yüzde elli ortağı olup, davacı alacaklı şirket ve davalı şirketlerin kendi aralarında önceye dayalı ticari iş ve alacaklarının bulunduğu, bu kadar çok sayıdaki rehinli aracın bir günde aynı tarafa devrinin hayatın olağan akışına da aykırı olduğu-
Dördüncü kişinin kötüniyetli olduğunun yani İİK'nun 280/1 hükmü gereğince davalı borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğunun ispatlanamadığının anlaşılmasına göre davanın reddine ilişkin olarak verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Borçlunun eski eşi olan üçüncü kişinin davalı borçlunun amacını ve ekonomik durumunu bilen ve bilmesi gereken kişilerden olduğu, İİK m. 280/1 kapsamında aralarındaki tasarrufun iptale tabi olduğu- Davanın açılmasından önce dava konusu taşınmazın davalı üçüncü kişi tarafından, tekrar borçluya devredilmiş olması durumunda davalı üçüncü kişi hakkındaki davanın konusuz kalması nedeniyle karar verilmesine yer olmadığı yönünde karar verilmesi gerektiği- Daha düşük değerde olan takibe konu alacak toplam değeri üzerinden harç ve vekalet ücreti alınması gerekirken, daha yüksek olan, taşınmazın tasarruf tarihindeki rayiç değeri üzerinden harç ve vekalet ücreti alınmak suretiyle daha fazla harç ve vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu-
Borçlu davalıların alacaklıdan mal kaçırmak amacıyla maliki oldukları taşınmazdaki paylarını borcun doğumundan sonra temlike konu ettikleri, davalı borçluların sahibi oldukları şirket ile üçüncü kişi davalı (M)'nin yönetim kurulu başkanı olduğu şirketin aynı şirket bünyesinde faaliyet gösterdikleri, dolayısıyla İİK’nin 280/1. maddesi kapsamında üçüncü kişi davalının borçlu diğer davalıların alacaklıdan mal kaçırma kastını bilen ve bilmesi gereken kişi konumunda olduğu dikkate alınarak yazılı şekilde "davanın kabulüne" dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerekeceği- Bu ön koşulların bulunması halinde ise ilgili kanun maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği- Dava konusu aracın 1/2 hissesinin dava dışı adına kayıtlı olduğu, iş bu davanın dayanağı olan davacı ile davalı arasındaki araç satım sözleşmesinden, dava dışı kişinin, hissedar olması sebebi ile haberinin olmamasının hayatın olağan akışına uygun olmadığı, dava konusu aracın satın alınması için dava dışı kişi tarafından davalı lehine kredi çekildiği, davalıların beyanlarından ve tanık anlatımlarından davalıların aynı durakta çalıştıkları, davacı adına, davacının yeğeni ve abisinin de aynı durakta çalışıyor olmasına göre davalı 3. kişinin davalı borçlunun durumunu İİK 280/1 maddesi gereğince bildiği kabul edilerek, davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Davalılar arasında süregelen bir cari hesap sözleşmesinin bulunduğu, bu haliyle davalı (K)' nın diğer davalı (N)'nin ve bu davalının ortağı olduğu dava dışı (U)'nin ekonomik durumunu ve alacaklıyı ızrar kastını bildiğinin ve borçlunun ızrar kastıyla hareket ettiğinin kabulünün gerekeceği- Kaldı ki aksi davalı tarafça ispat edilemediği gibi bizzat davalı (K) tarafından da bu hususların var olduğunun beyan edildiği görülmekle, bu haliyle, tasarrufun gerçek olmadığı sonuç ve kanaatine varılmış olduğundan, mahkemece verilen "davanın reddine" ilişkşin kararda bie isabetsizlik bulunmadığı-
