Taksim sözleşmesinin geçerli olabilmesi için miras bırakanın ölümünden sonra bütün mirasçıların veya temsilcilerinin iradelerinin birleşmesi asıl olduğundan, her birinin kendi payına düşeni aldığı ve diğer mirasçıların paylarına düşenler bakımından da karşılıklı olarak vazgeçtikleri açık ve kesin şekilde belirlenmedikçe taksimin sabit olduğunun kabul edilemeyeceği, bu nedenle  TMK’nın 676. maddesinde sözleşmenin geçerliliği yazılı şekle bağlanmış, 10.12.1952 tarihli ve 1950/2 E., 1952/4 K. sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında da taksim sözleşmesine tüm mirasçıların katılımı ve yazılı olması taksimin geçerliliği için yeterli kabul edilmiş, taksimde mutlak eşitlik aranmadığı- TMK’nın 676. maddesi uyarınca terekeye tabi taşınmazların yazılı olmak koşuluyla mirasçılar arasında taksimi geçerli olup, taksimin geçerli olması için tüm mirasçılar arasında eşit bir paylaşım gerekli olmadığı, paylaşımda hisselerin parasal değerine göre açık bir bedel farkı, başka bir ifadeyle edimler arasında bir oransızlık bulunduğu, varsa bu oransızlığın ciddi ve objektif olarak makul karşılanmasının beklenemeyeceği hallerde  borçlunun mal kaçırma kastıyla hareket ettiği sonucuna varılması gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarında amacın, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak olduğu- Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması, borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması ve davanın 5 yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması gerektiği- Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK'nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerekeceği-
Üçüncü kişinin işletmeyi devraldığı iddiasıyla sorumluluğu ve İİK m. 280/III uyarınca ticari işletmenin devri nedeniyle vakıa olarak tasarrufun iptali birlikte ileri sürülmüş olup davanın terditli dava olarak açıldığı uyuşmazlıkta, mahkemece yazılı yargılama usulü uygulanmış ve asıl talep olan alacak davası hakkında kabul kararı verilmiş olduğu, esasen biri hakkında verilecek karar diğerini doğrudan ilgilendiren uyuşmazlıkta yer alan talepler arasında hukuki ve ekonomik anlamda bağlantı bulunduğu kuşkusuz olduğundan ve birden fazla asli talep bulunmadığından mahkemece tefrik kararı verilmesine yer olmadığı, dava, TBK m. 202 maddesi gereğince çözümlenmiş olduğunun, hukuk kurallarının somut olaya uygulanmasında bir isabetsizlik bulunmadığı-
Dava konusu gayrimenkullerin tapuda gösterilen değerleri ile tasarruf tarihlerindeki belirlenen gerçek değerleri arasında misli fark olmasına rağmen iptale karar verilebilmesi için haciz tarihinden geriye doğru 2 yıl içerisinde tasarrufun yapılmasının gerektiği- Davalıların birbirini tanıdıkları ya da aralarında herhangi bir organik bağ olduğunun davacı tarafından da ispat edilememiş olmasına göre mahkemece "davanın reddine" dair verilen kararında bir isabetsizlik bulunmadığı-
Tasarrufun iptali davasında, satış sözleşmesinin vekâleten yapıldığı ve her iki davalı arasında tanışıklık, ticari ilişkinin bulunmadığı şeklinde varılan sonucun davalı borçlunun duruşmadaki beyanıyla ve dosya kapsamındaki tanık beyanlarıyla çelişmekte olduğu- Tanık olarak dinlenen davalı üçüncü kişinin eşi, "davalı borçlunun çalıştığı firma için, kendisinin çalıştığı firmadan elektrik malzemeleri satın aldığını ve bu nedenle tanıdığını" beyan etmiş olup davalı borçlunun çalıştığı şirketin kendisine ait olup olmadığı, aynı şekilde davalı üçüncü kişinin eşinin elektrik malzemeleri satan şirketinin olup olmadığı anlaşılamadığından, davalı üçüncü kişinin, davalı borçlunun İİK m. 280 kapsamında alacaklıya zarar verme kastıyla taşınmazını sattığını bilebilecek kişilerden olup olmadığının değerlendirilmesi bakımından eksik inceleme yapılmış olduğu- Somut olayda Yargıtay tarafından yapılan denetim ve neticesinde verilen bozma kararının HMK hükümlerine aykırı olmadığı- Bölge Adliye Mahkemesinin "davacı tarafın gerek yargılama aşamasında gerekse ilk derece mahkemesinin kararı üzerine istinaf yoluna başvurusu sırasında delillerinin toplanmadığı yönünde bir iddia ileri sürmediği, bu kapsamda; tanık ... ile...'un benzer ticari faaliyetler yaptıkları, aralarında tanışıklık olduğu gibi bir vakıaya dayanmadığı, bu yönde inceleme yapılmasının HMK m. 25 ve 355'e aykırılık oluşturacağı, bu durum maddi vakıaların denetimi ve delil değerlendirmesi ile ilgili olduğundan sınırlayıcı olarak sayılan Yargıtayın bozma nedeni yapabileceği hâller arasında yer almadığına" ilişkin direnme kararında isabet bulunmadığı-
Şirketler arasında yapılan marka devri ve ortakların akraba olması nedeniyle organik bağ bulunduğu iddialarına dayalı alacağın tüzel kişilik perdesi aralanarak tahsili istemine ilişkin davada, davacının tüzel kişilik perdesinin kaldırılması için hileye başvurma, dürüstlük kuralına aykırı davranma, hakkın açıkça kötüye kullanıldığını somut olarak ispatlayamadığı, davacıdan mal kaçırıldığına ilişkin bilgi ve belge sunulmadığı, ticari kayıtlar itibarıyla da davacının iddiasını ispatlayamadığı-
Borsa kayıtlarından davalılar arasında 2010-2011-2012 yıllarına ait ticari ilişkilerinin olduğu, davaya konu satış işleminden önce birbirini tanıdıkları, dolayısıyla asıl borçlunun davalının durumunu bildiği anlaşılmış olduğundsn davanın kabulüne karar verileceği- Davalıların aynı ilçede yaşadıkları, borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişi olduğu anlaşıldığından tasarrufun iptali davasının kabul edileceği-
Uyuşmazlığın davacıya prim borcu nedeniyle borçlu olan davalıya ait olup diğer davalıya devredilen taşınmazın devir işleminin muvazaalı olduğu iddiasına dayalı tapu iptal ve tescil istemine ilişkin olduğu- Mahkemece; davalı vekilinin yapılandırma iddiası üzerinde durularak asıl borçlu olan dava dışı ... Ltd. Şti'nin dava konusu olan borcunu yapılandırıp yapılandırmadığı, yapılandırdı ise ödemelerin devam edip etmediği, yapılan ödemelerin davalının sorumlu olduğu kısma ilişkin olup olmadığı, 7143 sayılı Kanun hükümleri kapsamında yapılandırmanın, davacı tarafça açılmış tasarrufun iptali davalarının durdurulmasını ya da ertelemesini sağlayıp sağlamayacağı-
Davalı üçüncü kişinin, borçlu şirketin yetkilisini yalnızca tanıdığı anlaşıldığından, yakın arkadaş oldukları ya da İİK. 280/1 gereğince üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilebilecek yakınlıkta olduğu ispatlanamadığından, tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerektiği-
Borçlunun aciz halinin varlığı tespit edilerek dava şartının sağlanması, taşınmazı borcun doğum tarihinden sonra devir alan davalı üçüncü kişinin kardeşi olan davalı borçlunun mali durumunu ve alacaklılarını ızrar kastını bilen veya bilebilecek kişilerden olduğunun anlaşılması, taşınmazdaki hissenin miras taksimi amacıyla yapıldığına ilişkin somut bir delil bulunmaması karşısında davalılar vekili tarafından yapılan istinaf itirazlarının yerinde görülmemiş olduğu-