Toplanan delillere göre erkeğin güven sarsıcı davranışlarının olduğu, eşine ilgisiz davrandığı ve kadının ailesini istemediği şeklinde gerçekleşen kusurlu davranışları karşısında kadının ayrı yaşamaya hakkı bulunduğu- Gerçekleşen olaylara göre evlilik birliğinin temelinden sarsıldığı, birliğin bu hâle gelmesine davalının tam kusurlu davranışlarıyla sebep olduğu, olayların akışı karşısında davacının dava açmakta haklı olduğu gibi boşanmaya sebep olan olaylarda kusurlu bir davranışının ispatlanmadığı, böyle olunca asıl davanın kabulüne, karşı davanın ise reddine karar verilmesi gerektiği-
Kadın eş hakkında yapılan ekonomik ve sosyal durum araştırma tutanağında, belediyede geçici işçi olarak çalıştığı, aylık 1.600,00 TL gelir elde ettiği anlaşılmış olup; yoksulluğa düşme hâlinin boşanma davası sırasındaki duruma göre belirlenmesi gerektiğinden, mahkemece kadının çalışıp çalışmadığı, çalışıyorsa yoksulluktan kurtaracak düzeyde düzenli ve sürekli bir gelirinin olup olmadığı, işten ayrılmışsa kendi isteği ile mi yoksa zorunlu olarak mı ayrıldığı hususları araştırılarak boşanma yüzünden yoksulluğa düşüp düşmeyeceğinin tespiti ile sonucuna göre yoksulluk nafakası konusunda bir karar verilmesi gerektiği-
Sosyal medya fenomeni bir kişiye beğeni anlamında gönderilen emojinin güven sarsıcı davranış olarak nitelendirilemeyeceği- Güven sarsıcı davranışlara yönelik vakanın ispatı için sunulan ses kaydı ortam dinlemesi niteliğinde olduğundan hukuka aykırı yolla elde edilen delil olduğu ve bu nedenle hükme esas alınamayacağı- Kadının arama ve sms kayıtları incelendiğinde güven sarsıcı davranışı destekler nitelikte bir kaydın bulunmadığı, dosyaya sunulan yazışmalar incelendiğinde ise kim tarafından yazıldığının ve yazılan numaraların belli olmadığı gibi kadın tarafından da açıkça kabul edilmediği, tanık beyanları ile de kadının güven sarsıcı davranışının ispatlanamadığı- Erkeğin kadına aşırı kıskançlıkla psikolojik baskı uyguladığı, kadınlık gururunu incitici sözler söylediği, "çirkinsin" diyerek beğenmediği ve aşağıladığı, kadının ise erkeğin ailesini istemediği anlaşılmakla, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunun kabulü gerektiği-
İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılamada sonucunda da dava şartlarına aykırı bir durumun varlığı tespit edilmediği, İlk Derece Mahkemesinin ...2017 tarihli kararında yer alan her iki davanın kabulüne ilişkin hükmün, taraflarca istinaf edilmeyerek kesinleştiği hususunda tereddüt bulunmadığı- Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesinin ...2017 tarihli kararı ile verilen boşanma davalarının kabulüne yönelik hükmün kesinleştiği gözetilerek konusu kalmayan boşanma davaları hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi ve tarafların boşanmaya sebep olan olaylardaki kusurlu davranışlarını belirlemek suretiyle, tespit edilen bu kusurlu davranışlar uyarınca boşanmanın eki niteliğindeki tazminat ve nafaka talepleri yönünden olumlu olumsuz hüküm kurulması gerektiği- "Boşanma davalarında verilen hüküm sonucu ile gerekçenin bir bütün olduğu ve bölünemeyeceği, dolayısıyla boşanmaya esas alınan kusur belirlemesinin istinaf edilmesi hâlinde kesinleşmiş bir boşanma hükmünün varlığından söz edilemeyeceği, eldeki davada da İlk Derece Mahkemesi kararının taraflarca kusur belirlemesi bakımından istinaf edildiği gözetildiğinde ortada kesinleşmiş bir boşanma hükmünün bulunmadığı, dolayısıyla derece mahkemeleri tarafından davaların esası hakkında karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, bu yöne ilişkin direnme kararının onanarak, sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Dava dilekçesinde açıkça dayanıldığı anlaşılan nüfus kaydı uyarınca; davalı erkeğin sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiği tartışmasız olup, mevcut evlilik birliğinin devam etmesinin davalı ve ortak çocuklar bakımından korunmaya değer bir yararının kalmadığı-
Eşlerin, salt anlaşmalı boşanma dava duruşmasında yer alan beyanlarından hareketle; rejim süresince edindikleri mal varlıklarını paylaşarak veya tasfiyeye yönelik haklarından feragat iradesi göstermek suretiyle mal rejiminin tasfiyesini gerçekleştirdikleri sonucuna varmanın mümkün olmadığı-
Tarafların evlendikten yaklaşık bir buçuk yıl sonra çocuk sahibi olabilmek için doktora gittikleri, erkeğin tedavi olması gerektiğine ilişkin sonuç karşısında kadın eşin iş ve arkadaş ortamının bilgi ve çevresinden yararlanmak suretiyle erkeğin tedavisine yönelik bir sürece girdikleri, nitekim bu yönde kadının iş arkadaşları olan tanıkların, sürece ilişkin görgüye dayalı beyanlarından karı-koca mahremiyeti niteliğindeki yatak odası sırlarının üçüncü kişilerle paylaşıldığı sonucuna varılması mümkün olmadığı gibi; kadının bu yönde kusurlu olduğuna ilişkin beyanlardan hareketle kadına bu yönde kusurlu davranış yüklenmesinin doğru olmadığı, zira dosyaya yansıyan bilgi ve belgelere göre davacının sağlık çalışanı olup ortak tanıdıklarının bulunmadığı, bu kişilerin, abisinin sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olduklarını ve "tarafların mahremi olan çocuk sahibi olmaya ilişkin bu tarz şeylerin" üçüncü kişiler tarafından bilindiğini ifade ettikleri, oysaki eşlerin çocuk sahibi olamamaları nedeni ile davalı erkeğin tedavi görmesi gerektiğine ilişkin bilgi, cinsel hayatın anlatılması anlamına gelemeyeceği gibi kadının sağlık çalışanı olan arkadaşları tarafından doktor araştırılması aşamasında zaten bilinen bir gerçek olup, sır niteliği taşıdığından da bahsedilemeyeceği, dolayısıyla direnme kararında belirtildiği gibi kadının "üçüncü kişilere çocuk sahibi olamadıklarını ve tıbbi durumu anlatarak mahrem konuları açık bir şekilde başkalarına söylediği" gerekçesiyle kusurlu olduğunun kabulünün doğru olmadığı- 13. Tarafların kusurlu davranışları kıyaslandığında eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Kanun koyucu; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda eşit kusurlu davranışlar sergileyen eşlere, boşanma sebebiyle ekonomik durumda meydana gelecek azalmaları tamamlama borcu yüklememiştir. Hâl böyle olunca kadın eşin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak erkek yararına maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Boşanma ve ziynet talepli davanın dava dilekçesi kendisine tebliğ edildikten 2 gün gibi kısa bir süre sonra ortak hesabın erkek tarafından kapatılmış olması da dikkate alındığında, olayların akışı ve kadının iddiaları ile uyumlu tanık beyanlarından altınların, erkek tarafından kağıt üzerinde ortak hesap olarak açılan ancak fiilen kendi tasarrufunda bulunan kasaya konulduğunun ve altınların erkekte olduğunun kabulü gerektiği-
Kayın validesine süregelen şekilde ağır hakaret eden kadının bu kusurlu davranışı karşısında, erkeğin kadını otobüse bindirip ailesinin evine göndermesinin tepki niteliğinde davranış olduğu ve erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-birleşen davacı kadın eşin tam kusurlu olduğu- Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşeceği anlaşılan taraf yararına nafaka ödenmesine karar verilebilmesi için boşanmaya sebep olan olaylarda en azından eşit kusurlu olma şartının arandığı, dolayısıyla boşanmaya sebep olan olaylarda ağır veya tam kusurlu olduğu tespit edilen eş yararına yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilemeyeceği-
Eşine hakaret eden, fiziksel şiddet uygulayan ve birlik görevlerini yerine getirmeyen erkek karşısında kadının da son yaşanan tartışma anında eşine tokat attığı ve kayın validesinin boğazını sıktığı, ayrıca eşi ile yatağını ayırdığının sabit olduğu, tespit edilen bu kusurlu davranışlara göre boşanmaya neden olan olaylarda erkeğin ağır, buna karşılık kadın az kusurlu olduğu, öyle ise mahkemece yapılması gereken işin, 4721 sayılı Kanun'un 174. maddesi uyarınca az kusurlu kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi ve ağır kusurlu erkeğin tazminat taleplerinin reddine karar verilmesinden ibaret olduğu-