İlk Derece Mahkemesince taraflarca karşılıklı açılan boşanma davalarının yapılan yargılaması sonucunda tarafların eşit kusurlu oldukları belirtilerek her iki davanın kabulüne karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda Mahkemece belirlenen ve gerçekleşen kadının kusurlu davranışları yanında kadına fiziksel şiddet vakıasının kusur olarak eklenilmesinin gerektiği; erkeğe kusur olarak yüklenen ancak ispatlanmayan kadına bıçak çekme ile sinkaflı küfür vakılarının ispatlanmadığından çıkarılmasının gerektiği, oluşan duruma göre de davalı-karşı davacı kadının ağır kusurlu olduğuna karar verilmiş ise de Bölge Adliye Mahkemesince belirlenen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre evlilik birliğinin sarsılmasına sebebiyet veren vakıalarda tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü gerekeceği- Boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-karşı davacı kadının daha ağır kusurlu olmadığı ve boşanma yönünden yoksulluğa düşeceği, o halde tarafların kusur durumları ile ekonomik ve sosyal durumları nazara alınarak, kadın lehine uygun miktarda yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerektiği-
İlk Derece Mahkemesince yeniden yapılan yargılamada sonucunda da dava şartlarına aykırı bir durumun varlığı tespit edilmediği, İlk Derece Mahkemesinin ...2017 tarihli kararında yer alan her iki davanın kabulüne ilişkin hükmün, taraflarca istinaf edilmeyerek kesinleştiği hususunda tereddüt bulunmadığı- Bölge Adliye Mahkemesince İlk Derece Mahkemesinin ...2017 tarihli kararı ile verilen boşanma davalarının kabulüne yönelik hükmün kesinleştiği gözetilerek konusu kalmayan boşanma davaları hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair karar verilmesi ve tarafların boşanmaya sebep olan olaylardaki kusurlu davranışlarını belirlemek suretiyle, tespit edilen bu kusurlu davranışlar uyarınca boşanmanın eki niteliğindeki tazminat ve nafaka talepleri yönünden olumlu olumsuz hüküm kurulması gerektiği- "Boşanma davalarında verilen hüküm sonucu ile gerekçenin bir bütün olduğu ve bölünemeyeceği, dolayısıyla boşanmaya esas alınan kusur belirlemesinin istinaf edilmesi hâlinde kesinleşmiş bir boşanma hükmünün varlığından söz edilemeyeceği, eldeki davada da İlk Derece Mahkemesi kararının taraflarca kusur belirlemesi bakımından istinaf edildiği gözetildiğinde ortada kesinleşmiş bir boşanma hükmünün bulunmadığı, dolayısıyla derece mahkemeleri tarafından davaların esası hakkında karar verilmesinde usul ve yasaya aykırı bir yön bulunmadığı, bu yöne ilişkin direnme kararının onanarak, sair temyiz itirazlarının incelenmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmesi gerektiği" görüşünün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, kadının delil olarak dosyaya sunduğu davacı-davalı erkeğe ait facebook görüşmelerinin ne şekilde elde edildiği kanıtlanamadığından, bu delilin hukuka uygun delil olup olmadığı denetlenememiş olup bu delilin hükme esas alınmaması isabetli ise de; özellikle tanık beyanlarından; davacı-davalı erkeğin, davalı-davacı kadına fiziksel şiddet uyguladığı anlaşıldığından, kadın tarafından dayanılan ve ispatlanan bu vakıanın erkeğe kusur olarak yüklenmesi gerekeceği, bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte davacı-davalı erkekten kaynaklanan bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu, olayların akışı karşısında kadının dava açmakta haklı olduğu-
Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda evin geçimini sağlamayan ve kadın eşi sevmediğine, hayatında başka biri olduğuna dair mesaj atan erkeğin tam kusurlu olduğu, bu itibarla davalı-davacı erkeğin boşanma davasının reddi gerekirken delillerin takdirinde hataya düşülerek yetersiz gerekçe ile erkeğin davasının kabulüne karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu, ne var ki kadının davasında verilen boşanma hükmü istinaf edilmeyerek kesinleştiğinden erkeğin boşanma davasının konusuz kaldığı, konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar vermek ve haklılık durumuna göre yargılama giderleri ve vekâlet ücretine hükmetmek üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerektiği-
Dosyaya ................ Aile Mahkemesi tarafından UYAP üzerinden gönderilen tensip zaptının incelenmesinde, erkek tarafından İ................ Aile Mahkemesi'nin ................ Esas sayılı dosyası ile 20.01.2025 tarihinde kadına karşı evlilik birliğinin sarsılması hukuki sebebine dayalı boşanma davası açıldığının görüldüğü, her iki boşanma davası arasında bağlantı bulunduğundan eldeki boşanma davası ile erkek tarafından açılmış olan davanın birleştirme hususu değerlendirilerek bir karar verilmesi için hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekeceği-
Evli olmaksızın başka bir erkekle birlikte yaşayan kadın yararına Türk Medeni Kanunu'nun 169. maddesi koşullarının gerçekleşmediği gözetilmeksizin yararına tedbir nafakasına hükmedilmesinin doğru olmadığı-
Davalı kadının, davacı erkeğe yalan ve yanlış beyanda bulunarak evlilik öncesi teyzesinin oğlu ile cinsel birliktelik yaşadığını söylemediği ve davacı erkek başkalarından öğrenene kadar da bu durumu evlilik birliği süresince saklamaya devam ettiği, bu hususun davacı tanığının beyanları ile de sabit olduğu, bu halde davalı kadının, erkeğe karşı bulunduğu yalan ve yanlış beyanlarını davacı erkek başkalarından öğrenene kadar evlilik süresi boyunca da saklamak suretiyle evlilik birliği içerisinde erkeğe dürüst davranmayarak güven sarsıcı davranışta bulunduğu anlaşılmış olup, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizlik mevcut olduğundan, olayların akışı karşısında güven sarsıcı davranışta bulunan kadın tam kusurlu olup davacı erkeğin dava açmakta haklı olduğu, eşleri birlikte yaşamaya zorlamanın artık kanunen mümkün görülmemesine göre davacı erkeğin boşanma davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği- "Bu durumda, koşulları var ise evliliğin nisbi butlan nedeniyle iptalinin istenebileceği, bu vakıaların boşanma davasında kadına kusur olarak yükletilmesinin mümkün olmadığı" şeklindeki kraşı görüşün kabul görmediği-
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, davalı karşı davacı erkeğin eşine sürekli emir kipiyle konuşarak "haber kanallarında insanların eşlerini nasıl öldürdüklerini görüyorsun, benim öfke kontrol sorunum var, beni oraya getirtmeyin" şeklinde sözler söylemek suretiyle sözel şiddet uyguladığının anlaşıldığı, bu halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak ve evliliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte davalı erkekten kaynaklanan bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu, davacı- karşı davalı kadının boşanma davası açmakta haklı olduğu-
Davacı erkek tarafından 10.09.2018 tarihinde açılan boşanma davasının, geçimsizliğin ispatlanmadığı gerekçesiyle reddedildiği ve ret kararının 10.09.2019 tarihinde kesinleştiği, eldeki dava 18.01.2021 tarihinde açılmış olup, reddedilen davadan önceki olaylardan dolayı kadına kusur atfedilemeyeceği gibi, kadına yüklenen kusurlu davranışa ilişkin dinlenen erkek tanıklarının sözlerinin bir kısmı evlilik birliğinin temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan, bir kısmının ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibaret olduğu, kadının birliğinin sarsılmasına sebebiyet verecek bir kusurunun dosya kapsamından ispatlanamadığı, İlk Derece Mahkemesi tarafından erkeğe yüklenen ve istinaf edilemeyerek kesinleşen kusurlar nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında erkeğin tam kusurlu olduğu, bu durumda açıklanan nedenle davacı erkeğin açtığı boşanma davasının reddi gerekeceği-
Dosyanın incelenmesinde; Bölge Adliye Mahkemesinin karar gerekçesinde her ne kadar "...İlk derece mahkemesi tarafından da kabul edildiği üzere, kadına isnat edilen kusurların tanık anlatımı ve diğer belgeler ile sabit olup, tanıkların toplum içindeki konumlarının, akrabalık veya diğer bir yakınlık durumunun başlı başına tanık beyanını değerden düşürücü bir sebep sayılamayacağı gibi aksine ciddi ve inandırıcı delil ve olaylar bulunmadıkça asıl olan tanıkların gerçeği söylemiş olmaları olup dosyada tanıkların, olmamışı olmuş gibi ifade ettiğini kabule yeterli delil ve olgu da olmadığı, kadının eylemlerinin, zina davasının kabulü için yeterli olmadığı, zina eyleminin sabit görülmemesinde usul ve yasaya aykırılığın bulunmadığı, erkeğin davasının TMK:166/1 uyarınca kabulünde, yararına tazminat takdiri ile miktarlarında usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı anlaşılmakla, erkeğin istinaf itirazlarının reddi gerekmiştir. Müşterek çocukların küçük yaşta oldukları, annenin kendisine çocuk verilmemesini gerektirecek uygunsuz bir yaşam tarzı içinde olduğunun iddia edilmediği gibi, böyle bir durumun da dosyaya yansımadığı; aksine karara esas alınan velayete ilişkin uzman raporunda da annenin velayet görevini yerine getirmesine engel bir durumunun olmadığının belirtildiği; annenin zina eylemi sabit görülseydi bile, kendisinden velayet hakkının alınmasını gerektirmediği ki; mahkemenin de buna yönelik bir kabulünün bulunmadığı..." belirtilmiş ise de bir önceki paragrafta da açıklandığı üzere İlk Derece Mahkemesi tarafından erkeğin karşı boşanma davasının 4271 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 161 inci maddesinde düzenlenen zina hukuksal nedenine dayalı olarak kabul edildiği, bu durumda Bölge Adliye Mahkemesinin karar gerekçesinin kendi içerisinde çelişki içerdiği anlaşıldığından, Bölge Adliye Mahkemesince gerekçe içerisindeki çelişki giderilerek istinaf sebepleri ile sınırlı olmak üzere yeniden istinaf incelemesi yapılmak üzere hükmün bozulmasına karar vermek gerektiği-
