Yapılan yargılama ve toplanan delillerden mahkemece davacı-davalı erkeğe kusur olarak yüklenen fiziksel şiddet vakıasının süreklilik arz ettiğinin, ayrıca erkeğin düzenli olarak çalışmadığının, çalıştığı zamanlarda ise evin geçimini temin etmediğinin, aldığı para ile alkol alarak eve geç geldiği ve evde taşkınlık çıkardığının anlaşıldığı, kadına kusur olarak yüklenen ortak çocuklara kötü muamelede bulunma, erkeğe haber vermeksizin sık sık kendi ailesinin yanına gitme, erkeğin peşinden çıplak vaziyette sokağa çıkma, evin temizliğine önem vermeme, yemek yapmama ve erkeğe hakaret etme vakıalarının ise ispatlanamadığı, gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu-
Davalı tarafın süresi dışında sunduğu cevap dilekçesiyle bildirdiği tanıkların mahkemece dinlenerek beyanlarının hükme esas alındığı, ancak bu hususa davacı tarafından istinaf sebebi olarak dayanılmadığı uyuşmazlıkta, istinaf sebebi olarak gösterilmeyen bu durumun Bölge Adliye Mahkemesinde resen dikkate alınmayacağı- İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada; HMK m. 371/1-ç bendinde yazılı "Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması" şeklindeki hüküm ihlâl edilmişse de bu hususun usule ilişkin nispi bir istinaf sebebi olduğu, bölge adliye mahkemesinin bu sebepleri kendiliğinden araştıramayacağı-
Mahkemece her ne kadar asıl ve karşı davanın, "kadının, hakaret ve çocuk dövme, erkeğin ise evlilik birliğinin yüklediği yükümlülükleri yerine getirmeme, Avrupa'ya gitme ve yerleşme hayali olduğu ve bu konuda eşiyle sıkça tartıştığı, eşinin rızası olmamasına rağmen yurtdışına gittiği ve orada yaşamaya başlaması" vakalarının ispat edildiğinden erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu gerekçesiyle kabul edilmiş ise de erkeğin yurt dışına çıkması vakası dilekçeler aşamasında ileri sürülmediği gibi ayrıca erkeğin yurtdışına çıkışı dava açıldıktan sonra gerçekleştiğinden erkeğe yurtdışına gitmesi vakasının kusur olarak yüklenilmesinin hatalı olduğu, bu hale göre Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen tarafların diğer kusurları birlikte değerlendirildiğinde, tarafların boşanmaya sebebiyet veren olaylarda eşit kusurlu olduklarının anlaşıldığı- Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda taraflar eşit kusurlu olup, eşit kusurlu eş yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilemeyeceği- Toplanan delillerden, boşanmaya sebep olan olaylarda kadının daha ağır kusurlu olmadığı ve boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmiş ise de, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, evlilikte geçen süre, dikkate alındığında kadın lehine, 4721 sayılı Kanun'un 176 ncı maddesinin birinci fıkrası dikkate alınarak, "hakimin takdir yetkisi" çerçevesinde yoksulluk nafakası yönünden bir defaya mahsus olmak üzere "toptan ödeme" kararı verilmesi hususu da tartışılıp değerlendirilerek buna göre yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerekeceği-
Bölge Adliye Mahkemesi üyesinn eldeki boşanma dava dosyasında daha önce ilk derece Mahkemesi hâkimi sıfatıyla da hareket ettiği anlaşıldığından, istinaf incelemesi yapan ilgili Bölge Adliye Mahkemesi Hukuk Dairesi heyetinin ilgili üye yer almaksızın teşekkül etmesi gerekirken adı geçen üyenin katılımıyla oluşan heyet tarafından istinaf incelemesi yapılarak hüküm tesis edilmesinin hatalı olduğu-
Her ne kadar İlk Derece Mahkemesince boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu oldukları gerekçesiyle her iki davanın da kabulüne karar verilmişse de yapılan yargılama ve toplanan delillerden, tarafların dinlenen tanıklarının bazılarının taraflar arasındaki geçimsizliğe dair bilgi sahibi olmadığı, bazılarının ise taraflar arasında önceye dayalı gerçekleşen olayları anlattıkları ve beyanlarında anlatılan kusurlu davranışlardan sonra evlilik birliğinin devam ettiği ve tarafların işbu boşanma davaları açılmadan kısa süre önce ayrıldıklarının belirtildiği, önceye dayalı gerçekleşen olayların affedildiği, en azından hoşgörü ile karşılandığı, taraflara kusur olarak yüklenemeyeceği, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda taraflara yüklenecek kusurlu davranışların ispatlanamadığı anlaşıldığından, her iki davanın da reddi gerekirken, hatalı değerlendirme ile tarafların eşit kusurlu oldukları belirlemesi ve her iki davanın kabulü ile boşanmaya hükmedilmesinin doğru olmadığı-
Davalı kadına yüklenen kusurlu davranışa ilişkin dinlenen davacı erkek tanıklarının sözlerinin bir kısmı evlilik birliğinin temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan, salt davacı erkeği haklı çıkarmaya matuf beyanlar olup, bir kısmı ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibaret olmasının yanında erkeğe ve kadına yüklenen kusurlar birlikte değerlendirildiğinde boşanmaya sebebiyet veren davranışların erkekten kaynaklandığı bu nedenle kadına kusur olarak yüklenemeyeceğinin anlaşıldığı, kadının birliğinin sarsılmasına sebebiyet verecek bir kusurunun dosya kapsamından ispatlanamadığı, İlk Derece Mahkemesi tarafından erkeğe yüklenen ve temyiz edilmeyerek kesinleşen kusurlar nedeniyle evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında erkeğin tam kusurlu olduğu, hal böyleyken erkeğin tam kusurlu olduğunun kabulü ile davacı erkeğin açtığı boşanma davasının reddi gerekeceği-
Dosyanın yapılan incelemesinde; İlk Derece Mahkemesince her ne kadar boşanmaya sebebiyet veren olaylarda taraflar eşit kusurlu kabul edilerek hüküm kurulmuş ise de erkeğin kendi çocuğuna "piç" diye hitap ettiği tanık beyanı ile sabit iken, kadına "ortak çocuğu erkeğe göstermeme" vakıasının kusur olarak yüklenmesinin çelişkili olup doğru olmadığı, zira ayrı yaşama sırasında kadının kendi ailesinin yanında yaşadığı ve adresi de belli olduğu halde dinlenen tanık beyanlarından da görüleceği üzere erkeğin çocuğunu görmeye hiç gelmediğinin anlaşıldığı, bu nedenle bu vakıanın kadına kusur olarak yüklenemeyeceği, ayrıca kadına kusur olarak yüklenen "aile büyükleri tarafları barıştırmak için araya girdiğinde barışmaya yanaşmayarak fiili ayrılığı sürdürme ve ailesinin etkisi altında kalma" vakıaları yönünden ise kadının barışma konusunu ailesiyle istişare etmesi ve bu istişare sonucunda barışmak istememesi vakıalarının da kadına kusur olarak yüklenmesinin hatalı olduğu, gerçekleşen bu durum karşısında kadının kabul edilen ve gerçekleşen diğer kusurları ile erkeğin istinaf edilmeyerek kesinleşen kusurları hep birlikte değerlendirildiğinde, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır, kadının ise daha az kusurlu olduğunun kabulü gerekeceği- Evlilik birliğinin sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen davalı-karşı davacı kadının ağır ya da eşit kusurlu olmadığı, erkeğin kusurlu eylemlerinin kadının kişilik haklarına saldırı teşkil ettiği ve boşanma sonucu bu eşin, en azından diğerinin maddî desteğini yitirdiği anlaşıldığından, mahkemece, tarafların sosyal ve ekonomik durumları, tazminata esas olan fiilin ağırlığı ile 4721 sayılı Kanun'un 4 üncü maddesi ile 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50 nci ve 51 inci maddelerinde düzenlenen "hakkaniyet kuralları" da dikkate alınarak davalı-karşı davacı kadın yararına uygun miktarda maddî ve manevî tazminata hükmedilmesi gerekeceği- Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre kadın lehine takdir edilen yoksulluk nafakasının az olduğu- Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre ortak çocuğun ihtiyaçlarına nazaran ortak çocu yararına takdir edilen iştirak nafakasının az olduğu-
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden davalı erkeğin birlik görevlerini yerine getirmediğinin ve güven sarsıcı davranışlar içine girdiğinin anlaşıldığı, o halde taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak derecede ve birliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu, olayların akışı karşısında davacı kadının dava açmakta haklı olduğu-
Somut olayda; Bölge Adliye Mahkemesinin kaldırma kararından sonra İlk Derece Mahkemesince erkeğin ağır kadının az kusurlu olduğu gerekçesiyle her iki boşanma davasının kabulüne, kadın yararına yoksulluk nafakası ve tazminatlara hükmedildiği, davacı erkek vekilinin istinaf başvurusu üzerine, Bölge Adliye Mahkemesince kusura esas alınan vakıalar yönünden gerekçenin düzeltilmesi suretiyle kadının ağır, erkeğin ise az kusurlu olduğu belirtilerek erkek yararına manevî tazminata hükmedilmiş ve kadının yoksulluk nafakası ve tazminat taleplerinin reddine karar verildiği, toplanan delillerden, Bölge Adliye Mahkemesince belirlenen ve gerçekleşen kusur durumuna göre boşanmaya neden olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğunun anlaşıldığı- Eşit kusurlu eş yararına tazminata hükmedilemeyeceği- Kadın yararına 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (4721 sayılı Kanun) 4 üncü maddesindeki "hakkaniyet ilkesi" de dikkate alınarak 4721 sayılı Kanun'un 175 inci maddesi gereğince uygun miktarda yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerektiği-
Tarafların gerçekleşen sosyal ve ekonomik durumlarına, nafakanın niteliğine, günün ekonomik koşullarına göre ortak çocuk yararına takdir edilen iştirak nafakasının az olduğu-
