Sadakat yükümlülüğüne aykırı davranıldığının tanık beyanları, HTS kayıtları, (bilirkişi vasıtasıyla incelenen ve içindeki fotoğraflara yönelik rapor düzenlenen) cep telefonu kayıtlarıyla sabit bulunduğu- Erkeğin kadına yönelik şiddetinin sürekli olduğu (tanık beyanı), erkeğin "sadakatsizliğin delili olarak sunulan video kaydının evlilik öncesine ait olduğu" savunmasının dilekçelerin karşılıklı verilmesi aşamasında ileri sürülmediği, istinaf aşamasındaki iddiaya itibar edilemeyeceği- Erkeğe verilen kusurun tanık beyanlarıyla ispatlandığı, kadına verilen erkeğe küfür onur kırıcı söylem ve hakaret ettiğine yönelik tanık beyanının sadece bir olaya ilişkin olması sebebi ile af kapsamında kalmakla kusur olmaktan çıkartılması gerektiği- Kadın yararına aylık 1.000,00 TL yoksulluk nafakasına, ortak çocuk için aylık 800,00 TL iştirak nafakasına hükmedilmesi gerektiği-
Olağanüstü Hal Kapsamında Yargı Alanında Alınan Tedbirlere İlişkin 120 nolu Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile OHAL ilan edilen illerde 06.02.2023 tarihinden 06.04.2023'e kadar yasal süreler durdurulduğundan temyiz dilekçesinin süresi içinde sunulmuş olduğu ve maddî hata talebinin kabulü ile temyiz incelemesinin yapılması gerektiği- Boşanma davasında af olgusu- Davacı kadının kanser tedavisi görmesi ve çocuklarına bakacak durumda olmaması sebebiyle boşanma davası açıldıktan sonra bir süre daha tarafların aynı evde yaşadıkları uyuşmazlıkta aynı evde yaşamanın zorunluluktan kaynaklandığı ve bu durumun af olarak nitelendirilmesinin mümkün olmadığı-
Kadın tarafından açılan ilk davanın reddedilmesinden sonra ancak bu red kararı kesinleşmeden önce açılan ikinci boşanma davasının dava dilekçesinde; ilk davadan farklı ve ilk davanın açıldığı tarihten sonra da devam ettiği iddia edilen boşanmaya sebep olabilecek yeni vakaların ileri sürüldüğü, dinlenen tanık beyanında bu vakıaya ilişkin anlatımların yer aldığı anlaşıldığından davanın esası hakkında bir karar verilmesi gerektiği- "Eldeki davanın ilk davanın yargılaması devam ederken açıldığı, böyle olunca somut olayda derdestlik' koşullarının bulunduğu" ve "kesin hüküm bulunduğu" görüşlerinin HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Her bir davada verilecek olan boşanma kararı, fer'îleri ve boşanmanın malî sonuçları yönünden yapılacak denetlemeye uygun şekilde, tarafların boşanmaya sebep olan olaylarda gerçekleşen kusurlu davranışları belirtildikten sonra eşlerin kusur durumlarının "kusursuz, az kusurlu, eşit kusurlu, ağır kusurlu veya tam kusurlu eş" şeklinde belirlenmesi gerektiği, yine Yargıtay, 03.07.1978 tarihli, 5/6 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararıyla da "kimin daha fazla kusurlu olduğunu tayin hususunda önceden bir ölçü konulamayacağına ve bu hususta bir içtihadı birleştirmeye gidilemeyeceğine" karar vererek her bir boşanma davasında tarafların boşanmaya esas teşkil eden kusur durumlarının kendine özgü ve o evliliğe münhasır olduğunun kabul edildiği- Tarafların kusurlu davranışları kıyaslandığında eşlerin eşit kusurlu olduklarının kabulünün gerektiği, kanun koyucu; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda eşit kusurlu davranışlar sergileyen eşlere, boşanma sebebiyle ekonomik durumda meydana gelecek azalmaları tamamlama borcu yüklemediği- Hâl böyle olunca kadın eşin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak erkek yararına tazminat ödenmesine karar verilmesinin bozmayı gerektirdiği-Boşanmaya sebep olan olaylarda kadın eşin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile bu kusur belirlemesine bağlı olarak erkek eş yararına tazminat ödenmesine karar verilmesinin somut olaya ve hakkaniyete uygun olduğu, erkeğin iddia edildiği üzere süregelen fiziksel şiddeti karşında boşanma davası açmayan ve evlilik birliğine devam eden kadın eşin bu davranışının hayatın olağan akışına aykırı olduğu, dolayısıyla boşanmaya sebep olan asıl olayın kadının sadakat yükümlüğüne aykırı davranışı olması nedeniyle direnme kararının onanması gerektiği görüşü ileri sürülmüş ise; de bu görüşün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-
Evlilik birliğinin sarsılması nedeniyle açılan boşanma davasında, akıl hastalığı nedeniyle vesayet altına alınan tarafa davranışları iradi olmadığından kusur yüklenemediği-
Müşterek konutun alacaklılarından mal kaçırmak amacıyla borçlunun anlaşmalı boşandığı diğer davalı eşe bırakıldığı iddiasıyla açılan tasarrufun iptali davası- Dava konusu edilen 1/2 hissenin edinilmesinde, davalı borçlunun herhangi bir katkısının bulunmadığı, taşınmazın tamamen davalı üçüncü kişi tarafından satın alındığı ve ödemelerinin bu davalı tarafından yapıldığı; ayrıca, boşanma protokolünde davalı borçluya iki adet aracın bırakıldığı, dolayısıyla, olayda tasarrufun iptaline karar verilebilmesi için, İİK m. 277. vd.nda aranılan koşulların oluşmadığı-
Taraflar Suriye vatandaşı olup, 6458 s. Kanun uyarınca geçici koruma statüsünde yer aldıkları- Boşanma davasındaki tarafların ikisi de Suriye uyruklu olduğundan, boşanma sebepleri bakımından müşterek milli hukuklarının araştırılarak öncelikle bu hukukun uygulanması, yabancı hukukun olaya ilişkin hükümlerinin tüm araştırmalara rağmen tespit edilememesi ya da tespit edilen yabancı hukukun Türk kamu düzenine açıkça aykırı olması halinde Türk hukukunun uygulanması gerektiği, müşterek milli hukukları araştırılmadan Türk hukukunun uygulanmasını hatalı olduğu-
Tanık isminin yanlış gösterilmesinin maddi bir hataya veya kabul edilebilir bir yanılgıya dayandığının anlaşılması halinde, ilgili tanığın dinlenilmesi gerektiği- Mahkemece yapılacak iş, kadının tanık listesinde bildirdiği tanık ile dinletilmek istediği kişinin aynı kişi olup olmadığı araştırılarak, gerekli görülür ise zabıta araştırması da yapılıp aynı kişi olduğunun anlaşılması halinde dinlenilmesi gerektiği-
Davacı eş yararına 4721 sayılı Kanun'un 175 inci maddesinde yer alan yoksulluk nafakası koşullarının oluşup oluşmadığı yönünde mahkemece davanın kabulüne ilişkin kurulan hükmün yeterli nitelikte inceleme ve araştırmayı kapsayıp kapsamadığı- Davacı yararına yoksulluk nafakasına hükmedilmesinin gerekip gerekmediği- Boşanmaya sebep olan olaylarda kadının erkeğe nazaran az kusurlu olduğu, boşanma kararının 28.03.2020 tarihinde kesinleştiği, dosya içerisinde mevcut 08.10.2018 tarihli ekonomik ve sosyal durum araştırma tutanağına göre adına kayıtlı mal varlığının bulunmadığı, kira olan evde çocuğu ile birlikte yaşadığı, her ne kadar bu araştırma belgesinde bir yemek şirketinde asgari ücretle çalıştığı tespit edilmiş ise de sonrasında alınan 10.01.2020 tarihli sosyal inceleme raporunda herhangi bir işte çalışmadığı, gelirinin bulunmadığı ve geçimini ailesinin yardımlarıyla sağladığının belirlendiği, Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtlarının incelenmesinde ise direnme kararında belirtildiği üzere, davacının 2019 yılının 4 üncü ayında kendi isteği ile işten ayrıldığı, sonrasında birden çok kez işe başladığı, ancak iş sözleşmesinin işverence feshedilmesi nedeniyle işyerinden ayrılmak zorunda kaldığı, davacı ilk işinden kendi rızası ile ayrılmış ise de geçimini sağlamak için daha sonra birden çok işyerinde işe başladığı, işveren tarafından iş sözleşmesi feshedilene kadar çalıştığı, hâl böyle olunca kadın eşin sırf yoksulluk nafakası elde etmek için çalışmadığının kanıtlanamadığı- Davacının güncel SGK kayıtların incelenmesinde de hâlen çalışmadığı gözetildiğinde Bölge Adliye Mahkemesi kararının isabetli olduğu-
Boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olup olmadıkları- Maddi-manevi tazminat ile yoksulluk nafakası koşullarının oluşup oluşmadığı- Erkeğin kusurlu davranışlarının gerçekten de evlilikte ağır ve süreklilik arzeder şekilde gerçekleştiğinden tarafların kusurlu davranışları karşılaştırıldığında erkeğin ağır, buna karşılık kadının az kusurlu olduğu- Tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü ile dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak kadın eşin tazminat taleplerinin reddine karar verilmesinin hatalı olduğu- Yoksulluğa düşme hâlinin boşanma davası sırasındaki duruma göre belirlenmesi gerektiğinden, mahkemece kadının çalışıp çalışmadığı, çalışıyorsa yoksulluktan kurtaracak düzeyde düzenli ve sürekli bir gelirinin olup olmadığı, işten ayrılmışsa kendi isteği ile mi yoksa zorunlu olarak mı ayrıldığı hususları araştırılması gerektiği-
