Türkiye'de "sığınmacı" olan Suriye uyruklu tarafların evli olduklarına dair dosya kapsamında bir belge bulunmadığı, davacıya "davalı ile evli olduklarına" dair vatandaşı bulunduğu ülkenin konsolosluğundan alınmış resmi belgeyi sunması için süre verilmesi, gerektiğinde Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla tarafların tabiyetinde bulundukları ülkenin Türkiye Büyükelçiliğinden evli olup olmadıklarının sorulması ve taraflar evli ise bu ülke makamlarından alınan evliliğe dair resmi belgenin istenilerek sonuca göre boşanma davasında bir karar verilmesi gerektiği- "Suriye vatandaşı tarafların ülkemize sığındıkları, Göç İdaresi Müdürlüğünden alınan cevap gözetildiğinde, veri tabanı sorgulaması sonucunda sistem üzerinde 'evli' olduklarının tespit edildiği, Suriye'de iç savaşın yargılama aşamasında devam ettiği, mahkemece yapılan araştırma ve temin edilen belgeler tarafların evli olduğunu kabule yeterli olduğundan TMK m. 166/1-2 uyarınca boşanma kararı verilmesi gerektiği" şeklindeki görüşün benimsenmediği-
Eşine hakaret eden, evden göndermek suretiyle fiili ayrılığı başlatan ve bu dönemde eşine ekonomik şiddet uygulayan erkek karşısında eşine küçük düşürücü sözler söyleyen kadının boşanmaya sebep olan olaylardaki kusurlu davranışları kıyaslandığında erkeğin ağır, buna karşılık kadının az kusurlu olduğu ve yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi gerektiği-Tarafların ortak çocuklarının bulunmadığı, eşler arasında 22 yaş farkı bulunduğu, erkeğin ekonomik durumunun üst düzey olduğu ve eşinin çalışmasını istemediği, bu nedenle üniversite mezunu olan kadının çalışmayarak tarafların eski evliliklerinden dünyaya gelen çocuklar ve eşinin bakımı ile ilgilendiği, tanık beyanları ile sabit olduğu üzere ailenin yaklaşık 1000 metrekare büyüklüğünde bir villada yaşadıkları, evin temizliği ve bahçe bakımı ile ilgilenen yatılı elemanlarının bulunduğu, yaklaşık on bir yıl süren evliliğin ardından kadının ailesinin yanına döndüğü ve çalışmadığı, bilirkişi raporlarına göre erkeğin sahibi olduğu ticari şirketler yanında çok sayıda taşınmazının bulunduğu ve bunlardan kira geliri elde ettiği gibi sahibi olduğu şirketlerden de gelirinin bulunduğu, boşanmaya sebep olan olaylarda erkeğin ağır kadının ise az kusurlu olduğu gözetildiğinde, evliliğin süresi, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, boşanmaya yol açan olaylardaki kusur derecesi, paranın alım gücü, hakkaniyet ilkesi, yoksulluk nafakasının niteliği, günün ekonomik koşulları dikkate alındığında kadın eş yararına hükmedilen yoksulluk nafakası miktarının az olduğu, hakkaniyet ilkesi gözetilerek daha uygun miktarda yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilmesi gerektiği- "Erkeğe yüklenen 'Ben isteseydim bu varlıkla 18'lik kız alırdım' şeklindeki kusurlu davranışın duyuma dayalı olması nedeniyle dikkate alınmayacağı, boşanmaya sebep olan olaylarda eşine küçük düşürücü söz söyleyen kadın karşında fiili ayrılığa sebep olan erkeğin eşit kusurlu sayılmaları gerektiği ve maddi-manevi tazminatların reddi yönündeki kararın isabetli olduğu" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Tarafların TMK m. 166/3 uyarınca anlaşmalı olarak boşanmalarına karar verildiği ve davacı tarafından istinaf kanun yoluna başvuru süresi içinde davadan vazgeçilerek davalı tarafından bu beyanın kabul edilmesi üzerine İlk Derece Mahkemesinin ek kararı ile "davanın açılmamış sayılmasına" karar verildiği anlaşılan eldeki davada; davacının vazgeçme beyanı hakkında ileri sürmüş olduğu irade sakatlığı iddiasının incelenmesinin gerekip gerekmediği-
Boşanmaya sebep olan olaylarda erkek eşten kaynaklanan kusurlu davranışların kadının kişilik haklarını zedeler nitelikte olup olmadığı, buradan varılacak sonuca göre kadın eş yararına TMK m. 174/2 uyarınca manevi tazminat koşullarının oluşup oluşmadığı-
Boşanma davasında maddî ve manevî tazminat, yoksulluk nafakası-
Erkeğe yüklenen "bağımsız konut sağlama" kusura kadın tarafından dilekçeler aşamasında dayanılmadığından bu kusurun erkeğe yüklenilmesinin doğru olmadığı- Mahkemece belirlenen ve gerçekleşen diğer kusurlu davranışlar birlikte değerlendirildiğinde boşanmaya sebep olan olaylarda tarafların eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekeceği- Eşit kusurlu eş yararına da tazminata hükmedilemeyeceği- Yoksulluk nafakasının ancak bir defaya mahsus olmak üzere toptan ödeme veya aylık irat şeklinde ödenmesine karar verilebileceği- Mahkemece "davacı kadın lehine evli kaldıkları süre tarafların kusur durumu göz önüne alınarak TMK m. 176 uyarınca bir defaya mahsus olmak üzere 15.000,00 TL yoksulluk nafakasının davanın kesinleşme tarihinden itibaren 10 eşit taksitte irat biçiminde davalıdan alınarak davacıya verilmesine" şeklinde kurulan hükmün 4721 sayılı Kanun'un 176. maddesine göre yasal dayanağı bulunmadığı-
Türk Medeni Kanunu'un 166 ncı maddesine dayalı olarak acılan karşılıklı boşanma davaları- Bboşanmaya sebebiyet veren olaylarda kusur-
Mahkemece her ne kadar asıl ve karşı davanın, "kadının, hakaret ve çocuk dövme, erkeğin ise evlilik birliğinin yüklediği yükümlülükleri yerine getirmeme, Avrupa'ya gitme ve yerleşme hayali olduğu ve bu konuda eşiyle sıkça tartıştığı, eşinin rızası olmamasına rağmen yurtdışına gittiği ve orada yaşamaya başlaması" vakalarının ispat edildiğinden erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu gerekçesiyle kabul edilmiş ise de erkeğin yurt dışına çıkması vakası dilekçeler aşamasında ileri sürülmediği gibi ayrıca erkeğin yurtdışına çıkışı dava açıldıktan sonra gerçekleştiğinden erkeğe yurtdışına gitmesi vakasının kusur olarak yüklenilmesinin hatalı olduğu, bu hale göre Mahkemece kabul edilen ve gerçekleşen tarafların diğer kusurları birlikte değerlendirildiğinde, tarafların boşanmaya sebebiyet veren olaylarda eşit kusurlu olduklarının anlaşıldığı- Boşanmaya sebebiyet veren olaylarda taraflar eşit kusurlu olup, eşit kusurlu eş yararına maddî ve manevî tazminata hükmedilemeyeceği- Toplanan delillerden, boşanmaya sebep olan olaylarda kadının daha ağır kusurlu olmadığı ve boşanma yüzünden yoksulluğa düşeceği gerçekleşmiş ise de, tarafların ekonomik ve sosyal durumları, evlilikte geçen süre, dikkate alındığında kadın lehine, 4721 sayılı Kanun'un 176 ncı maddesinin birinci fıkrası dikkate alınarak, "hakimin takdir yetkisi" çerçevesinde yoksulluk nafakası yönünden bir defaya mahsus olmak üzere "toptan ödeme" kararı verilmesi hususu da tartışılıp değerlendirilerek buna göre yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerekeceği-
Yapılan yargılama ve toplanan delillerden mahkemece davacı-davalı erkeğe kusur olarak yüklenen fiziksel şiddet vakıasının süreklilik arz ettiğinin, ayrıca erkeğin düzenli olarak çalışmadığının, çalıştığı zamanlarda ise evin geçimini temin etmediğinin, aldığı para ile alkol alarak eve geç geldiği ve evde taşkınlık çıkardığının anlaşıldığı, kadına kusur olarak yüklenen ortak çocuklara kötü muamelede bulunma, erkeğe haber vermeksizin sık sık kendi ailesinin yanına gitme, erkeğin peşinden çıplak vaziyette sokağa çıkma, evin temizliğine önem vermeme, yemek yapmama ve erkeğe hakaret etme vakıalarının ise ispatlanamadığı, gerçekleşen bu durum karşısında boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu-
Davalı tarafın süresi dışında sunduğu cevap dilekçesiyle bildirdiği tanıkların mahkemece dinlenerek beyanlarının hükme esas alındığı, ancak bu hususa davacı tarafından istinaf sebebi olarak dayanılmadığı uyuşmazlıkta, istinaf sebebi olarak gösterilmeyen bu durumun Bölge Adliye Mahkemesinde resen dikkate alınmayacağı- İlk derece mahkemesince yapılan yargılamada; HMK m. 371/1-ç bendinde yazılı "Karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikleri bulunması" şeklindeki hüküm ihlâl edilmişse de bu hususun usule ilişkin nispi bir istinaf sebebi olduğu, bölge adliye mahkemesinin bu sebepleri kendiliğinden araştıramayacağı-
