Zinanın varlığı için, eşlerden birinin karşı cinsten başka bir kimse ile cinsel ilişkide bulunması veya bu ilişkiye muhakkak gözüyle bakılmasını gerektiren bir durum içinde bulunması, bunun da ispatlanmış olması gerekeceği, her ne kadar mahkemece, erkeğin sadakat yükümlülüğünü bir çok kez ihlal ettiği, ancak kadının son olay dışında kalan aldatma vakıalarını affettiği, ancak kadın memleketteyken eve başka bir kadın getirdiğini erkeğin bizzat anlattığı, eşinden başka bir kadını eve getirmesinin zinaya karine olduğu gerekçesiyle davanın zina hukuki sebebine göre kabulüne karar verilmiş ise de yapılan yargılama ve toplanan delillerden erkeğin önceki eylemlerinin kadın tarafından affedildiği en azından hoşgörü ile karşılandığı, tarafların bu olaylardan sonra birlikte yaşamaya devam ettikleri, davacı kadın memleketindeyken erkeğin eve başka bir kadın getirdiği iddia edilen son olayda ise; erkeğin zinasına dair eyleminin işlendiğine yönelik muhakkak gözü ile bakılacak nitelikte ve yeterlilikte tanık beyanı bulunmadığı gibi zinanın dosyada soyut tanık beyanları dışında başkaca delillerle de ispatlanamadığı anlaşılmakla kadının zina hukuksal sebebine dayalı boşanma talebinin reddine karar verilmesi gerekeceği, davanın kabulünün doğru olmadığı- Davacı kadının dava dilekçesinde zina hukuki sebebi yanında terditli olarak 4721 sayılı Kanun'un 162 nci maddesi uyarınca ve kabul görmemesi halinde 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrası uyarınca boşanma talep ettiği, mahkemece dosyada mevcut deliller uyarınca davacı kadının terditli olan bu yöndeki taleplerinin de değerlendirilerek bu talepler hakkında hüküm verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm verilmesinin doğru olmadığı-
Mahkemece her ne kadar evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğu kabul edilerek karar verilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden erkek hakkında kadın tarafından ileri sürülen “ters ilişki” iddiasının, tanık beyanları ve diğer delillerle ispatlanamadığı anlaşılmış olup, bu hususun davacı -davalı erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği- Kadının evin temizliği ve müşterek çocuğun bakımıyla ilgili sorumluluklarını yeterince yerine getirmediğinin, bu suretle birlik görevlerini ihmal ettiğinin sabit görüldüğü, bu durumda davacı -davalı erkeğin; kendilerine ait ortak evleri olmasına rağmen, evliliklerinin büyük çoğunluğunda erkeğin annesinin sağlık problemleri nedeniyle, erkeğin ailesinin evinde kaldıkları, ancak bu durumun çok uzun süreli bir hal alarak kalıcı bir duruma dönüştüğü, erkeğin ortak evin ihtiyaçlarını karşılamadığı, müşterek evin ihtiyaçlarının erkeğin babası tarafından karşılandığı; kadının ise erkeğe ve erkeğin babasına karşı ''sen bana karışamazsın, sen kaç paralık adamsın'' gibi sözler söyleyerek saygısızlık yaptığı, telefon üzerinden başka erkeklerle sohbet ederek güven sarsıcı davranışta bulunduğu, evin temizliği ve müşterek çocuğun bakımıyla ilgili sorumluluklarını yeterince yerine getirmediği, bu suretle birlik görevlerini ihmal ettiği sabit olduğundan, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda davalı-karşı davacı kadının ağır, davacı-karşı davalı erkeğin ise az kusurlu olduğu gözetilmeden, delillerin değerlendirilmesinde yanılgıya düşülerek erkeğin kadına nazaran daha ağır kusurlu olduğunun kabulünün doğru olmadığı- Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda tazminat isteyen kadının, erkeğe nazaran daha ağır kusurlu olduğunun anlaşıldığı, somut olayla maddi ve manevi tazminata hükmedilmesinin yasal koşullarının kadın yararına gerçekleşmediği, o halde Mahkemece kadının yasal koşulları oluşmayan maddi ve manevi tazminat talebinin reddi gerekeceği- Boşanma yüzünden yoksulluğa düşecek tarafın, kusuru daha ağır olmamak koşuluyla geçimi için diğer taraftan mali gücü oranında süresiz olarak nafaka isteyebileceği, nafaka yükümlüsünün kusurunun aranmayacağı, evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına sebep olan olaylarda yoksulluk nafakası isteyen kadının, erkeğe nazaran daha ağır kusurlu olduğu anlaşıldığından, somut olayda yoksulluk nafakasına hükmedilmesinin yasal koşullarının kadın yararına gerçekleşmediği-
Bölge Adliye Mahkemesince her ne kadar " ailesinin evlilik birliğine müdahale etmesi ve kadının bu duruma sessiz kalması, kadının babasının erkeği borç altına sokması sonucu erkeğin yurt dışına gitmesi" vakıaları kadına kusur olarak yüklenmiş ise de dinlenen davacı -karşı davalı erkek tanıklarının sözlerinin bir kısmı Türk Medeni Kanununun 166/1. maddesinde yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmının ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibaret olduğu, kadının ispat edilmiş herhangi bir kusurlu davranışının bulunmadığı, somut olayda davacı -karşı davalı erkeğin boşanma davasının kabulü koşullarının oluşmadığı-
Dosya içeriğindeki tedavi evrakları, sağlık kurulu raporları ve davacı kadının iddialarını doğrular nitelikteki tanık beyanından davacı erkeğin psikolojik rahatsızlığa rağmen tedaviden kaçındığı ve evin geçimini daha çok kadına bırakarak birlik görevlerini yerine getirmediği anlaşıldığından, taraflar arasında ortak hayatı temelinden sarsacak ve evliliğin devamına imkan vermeyecek nitelikte davalı erkekten kaynaklanan bir geçimsizliğin mevcut ve sabit olduğu, davacı kadının boşanma davası açmakta haklı olduğu-
İlk Derece Mahkemesince verilen ilk karara karşı davacı-davalı erkek vekili tarafından istinaf talebinde bulunulduğu, erkeğin davasının kabulü istinaf edilmediği, kadının istinaf talebi ise bulunmadığı anlaşılmakla, erkeğin asıl davasında kurulan boşanma hükmünün kesinleştiği, o halde, kaldırma kararından sonra İlk Derece Mahkemesince verilen ikinci kararda, kesinleşen asıl dava yönünden yeniden hüküm kurulmasının doğru olmadığı- Evlilik birliğinin temelinden sarsılmasında erkek az; kadın ağır kusurlu olduğundan davalı-davacı kadının da dava açmakta haklı olduğu, bu durumda, kadın tarafından açılan karşı davanın da kabulüne karar verilmesi gerekeceği, ne var ki erkeğin asıl davasında kurulan boşanma hükmü istinaf edilmeyerek kesinleştiğinden, kadının karşı davasının konusuz kaldığı, hal böyle iken Mahkemece kadının boşanma davası yönünden karar verilmesine yer olmadığına ve haklılık durumuna göre yargılama gideri ve vekâlet ücretine (HMK md.331/1) karar verilmesi gerekeceği-
Evlilik birliği ölümle sona erdiğinden boşanma davasının konusuz kaldığı, bu itibarla, Mahkemece boşanma davasının esası hakkında "konusuz kaldığından karar verilmesine yer olmadığına" ve mirasçılardan ....'a davaya kusur belirlemesi yönünden devam etmek istediğinden 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun 181 inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca sağ kalan eşin kusuru bakımından karar verilmek üzere hükmün bozulmasına karar verilmesi gerekeceği-
Boşanma davalarında tarafların kusurlarının belirlenmesi, boşanmanın eki niteliğinde bulunan maddî ve manevî tazminat, yoksulluk nafakası gibi taleplerin sağlıklı değerlendirilerek doğru karar verilebilmesinin, bu davaların birlikte görülmesi ve delillerin birlikle değerlendirilmesiyle mümkün olduğu, bu sebeple, aralarında bağlantı bulunan derdest boşanma davalarının birleştirilerek görülmek suretiyle esas hakkında hüküm kurulması için kararın bozulmasına karar verilmesi gerektiği-
İlk Derece Mahkemesince davacı- davalı kadın her ne kadar tam kusurlu kabul edilmiş ise de; yapılan yargılama ve toplanan delillerden kadına kusur olarak yüklenen vakıalara yönelik tanık beyanlarının 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak, erkeği haklı çıkarmaya yönelik izahlardan ibaret olduğu, o halde; kadına bu vakıaların kusur olarak yüklenemeyeceği, bu itibarla her iki tarafın da kusuru ispat edilememiş olup davalı- davacı erkeğin davasının da reddi gerekeceği-
Sosyal medya fenomeni bir kişiye beğeni anlamında gönderilen emojinin güven sarsıcı davranış olarak nitelendirilemeyeceği- Güven sarsıcı davranışlara yönelik vakanın ispatı için sunulan ses kaydı ortam dinlemesi niteliğinde olduğundan hukuka aykırı yolla elde edilen delil olduğu ve bu nedenle hükme esas alınamayacağı- Kadının arama ve sms kayıtları incelendiğinde güven sarsıcı davranışı destekler nitelikte bir kaydın bulunmadığı, dosyaya sunulan yazışmalar incelendiğinde ise kim tarafından yazıldığının ve yazılan numaraların belli olmadığı gibi kadın tarafından da açıkça kabul edilmediği, tanık beyanları ile de kadının güven sarsıcı davranışının ispatlanamadığı- Erkeğin kadına aşırı kıskançlıkla psikolojik baskı uyguladığı, kadınlık gururunu incitici sözler söylediği, "çirkinsin" diyerek beğenmediği ve aşağıladığı, kadının ise erkeğin ailesini istemediği anlaşılmakla, boşanmaya sebebiyet veren olaylarda erkeğin ağır, kadının az kusurlu olduğunun kabulü gerektiği-
İlk Derece Mahkemesince taraflarca karşılıklı açılan boşanma davalarının yapılan yargılaması sonucunda tarafların eşit kusurlu oldukları belirtilerek her iki davanın kabulüne karar verildiği, Bölge Adliye Mahkemesince yapılan inceleme sonucunda Mahkemece belirlenen ve gerçekleşen kadının kusurlu davranışları yanında kadına fiziksel şiddet vakıasının kusur olarak eklenilmesinin gerektiği; erkeğe kusur olarak yüklenen ancak ispatlanmayan kadına bıçak çekme ile sinkaflı küfür vakılarının ispatlanmadığından çıkarılmasının gerektiği, oluşan duruma göre de davalı-karşı davacı kadının ağır kusurlu olduğuna karar verilmiş ise de Bölge Adliye Mahkemesince belirlenen ve gerçekleşen kusurlu davranışlara göre evlilik birliğinin sarsılmasına sebebiyet veren vakıalarda tarafların eşit kusurlu olduğunun kabulü gerekeceği- Boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-karşı davacı kadının daha ağır kusurlu olmadığı ve boşanma yönünden yoksulluğa düşeceği, o halde tarafların kusur durumları ile ekonomik ve sosyal durumları nazara alınarak, kadın lehine uygun miktarda yoksulluk nafakasına hükmedilmesi gerektiği-
