Yapılan yargılama ve toplanan delillerden, İlk Derece Mahkemesince; davacı- davalı kadına fotoğraflar, mesaj ve telefon kayıtları esas alınarak sadakat yükümlülüğünü ihlal vakıası kusur olarak yüklenmiş ise de kadının başka bir erkek ile samimi şekilde fotoğraflarının bulunmasının güven sarsıcı davranış boyutunda olup sadakat yükümlülüğünü ihlal olarak değerlendirilmesinin doğru olmadığı, o halde Bölge Adliye Mahkemesince kabul edilen ve gerçekleşen erkeğin kusurlu davranışları da dikkate alındığında boşanmaya sebebiyet veren olaylarda tarafların eşit kusurlu olduğu- 4721 sayılı Kanun'un 174 üncü maddesine göre, boşanma sonucu maddî ve manevî tazminata hükmedilebilmesi için tazminat yükümlüsünün kusurlu, tazminat talep eden eşin ise kusursuz veya diğerine göre az kusurlu olması gerekeceği-
Dosyanın yapılan incelemesi ve toplanan delillerden kadının evlilik öncesi yaşını gizlemesi ve çocuk yapabilecek durumda olduğu yönünde erkeğe beyanda bulunmuş olmasının boşanma davasında kadına kusur olarak yüklenemeyeceğinin, zira bu tür vakıaların ancak koşulları var ise evliliğin nispi butlan ile iptali davasına konu olabileceğinin anlaşıldığı- Kadına kusur olarak yüklenen vakıalardan huzursuzluk çıkararak erkeğe hakaret etme vakıası yönünden ise bu olaylardan sonra evlilik birliğinin devam ettiği, kadının bu kusurlu davranışlarının erkek tarafından affedilmiş, en azından hoşgörü ile karşılanmış olduğunun kabul edilmesi gerektiği, bu nedenle bu vakıanın kusur belirlemesinde dikkate alınmasının hatalı olduğunun anlaşıldığı, kadına kusur olarak yüklenen diğer vakılar yönünden ise dinlenen tanık beyanlarının bir kısmı 4721 sayılı Kanun'un 166 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan temelinden sarsılma durumunu kabule elverişli olmayan beyanlar olup, bir kısmının ise, sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak soyut ve duyuma dayalı izahlardan ibaret olduğu, gerçekleşen bu durum karşısında davalı -karşı davacı kadının boşanmaya sebebiyet verecek bir kusuru dosya kapsamından kanıtlanamadığından, erkeğin asıl davasının da reddine karar vermek gerekeceği-
Dava dilekçesinde açıkça dayanıldığı anlaşılan nüfus kaydı uyarınca; davalı erkeğin sadakat yükümlülüğünü ihlâl ettiği tartışmasız olup, mevcut evlilik birliğinin devam etmesinin davalı ve ortak çocuklar bakımından korunmaya değer bir yararının kalmadığı-
Bölge Adliye Mahkemesince; davalı kadının, davacı erkeğin hastalığıyla ilgilenmediği tanıklar ....... ve ..........'in beyanlarıyla sabit olduğu halde bu hususta kadına kusur verilmemesinin hatalı olduğu gerekçesiyle İlk Derece Mahkemesinin kusur tespitine yönelik hükmünün kaldırılarak boşanmaya sebep olan olaylarda kadının kusurlu olduğunun tespitine karar verilmiş ise de, yapılan yargılama toplanan delillere göre tanık beyanlarının bir kısmının soyut, bir kısmının duyuma dayalı beyanlardan ibaret olduğu, bir kısım beyanlarda anlatılan vakıalardan sonra evlilik birliğinin devam ettiği bu haliyle yaşananların hoş görü ile karşılandığının kabulü gerektiği, bir kısmının ise sebep ve saiki açıklanmayan ve inandırıcı olmaktan uzak izahlardan ibaret olduğu, dava tarihinden sonra meydana gelen olayların da bu davada davalıya kusur olarak yüklenemeyeceği anlaşıldığından, davalı kadının boşanmaya sebebiyet verecek kusurunun ispat edilemediği, hal böyle iken Bölge Adliye Mahkemesince 4721 sayılı Kanun'un 181/2. maddesi uyarınca, davalı kadının boşanmaya sebebiyet verecek derecede kusurunun olmadığının tespitine karar verilmesi gerekeceği-
Tarafların boşanmaya sebebiyet veren olaylarda eşit kusurlu oldukları-
Boşanma ve ziynet talepli davanın dava dilekçesi kendisine tebliğ edildikten 2 gün gibi kısa bir süre sonra ortak hesabın erkek tarafından kapatılmış olması da dikkate alındığında, olayların akışı ve kadının iddiaları ile uyumlu tanık beyanlarından altınların, erkek tarafından kağıt üzerinde ortak hesap olarak açılan ancak fiilen kendi tasarrufunda bulunan kasaya konulduğunun ve altınların erkekte olduğunun kabulü gerektiği-
Kayın validesine süregelen şekilde ağır hakaret eden kadının bu kusurlu davranışı karşısında, erkeğin kadını otobüse bindirip ailesinin evine göndermesinin tepki niteliğinde davranış olduğu ve erkeğe kusur olarak yüklenemeyeceği, boşanmaya sebep olan olaylarda davalı-birleşen davacı kadın eşin tam kusurlu olduğu- Boşanma nedeniyle yoksulluğa düşeceği anlaşılan taraf yararına nafaka ödenmesine karar verilebilmesi için boşanmaya sebep olan olaylarda en azından eşit kusurlu olma şartının arandığı, dolayısıyla boşanmaya sebep olan olaylarda ağır veya tam kusurlu olduğu tespit edilen eş yararına yoksulluk nafakası ödenmesine karar verilemeyeceği-
Tarafların evlendikten yaklaşık bir buçuk yıl sonra çocuk sahibi olabilmek için doktora gittikleri, erkeğin tedavi olması gerektiğine ilişkin sonuç karşısında kadın eşin iş ve arkadaş ortamının bilgi ve çevresinden yararlanmak suretiyle erkeğin tedavisine yönelik bir sürece girdikleri, nitekim bu yönde kadının iş arkadaşları olan tanıkların, sürece ilişkin görgüye dayalı beyanlarından karı-koca mahremiyeti niteliğindeki yatak odası sırlarının üçüncü kişilerle paylaşıldığı sonucuna varılması mümkün olmadığı gibi; kadının bu yönde kusurlu olduğuna ilişkin beyanlardan hareketle kadına bu yönde kusurlu davranış yüklenmesinin doğru olmadığı, zira dosyaya yansıyan bilgi ve belgelere göre davacının sağlık çalışanı olup ortak tanıdıklarının bulunmadığı, bu kişilerin, abisinin sağlık durumu hakkında bilgi sahibi olduklarını ve "tarafların mahremi olan çocuk sahibi olmaya ilişkin bu tarz şeylerin" üçüncü kişiler tarafından bilindiğini ifade ettikleri, oysaki eşlerin çocuk sahibi olamamaları nedeni ile davalı erkeğin tedavi görmesi gerektiğine ilişkin bilgi, cinsel hayatın anlatılması anlamına gelemeyeceği gibi kadının sağlık çalışanı olan arkadaşları tarafından doktor araştırılması aşamasında zaten bilinen bir gerçek olup, sır niteliği taşıdığından da bahsedilemeyeceği, dolayısıyla direnme kararında belirtildiği gibi kadının "üçüncü kişilere çocuk sahibi olamadıklarını ve tıbbi durumu anlatarak mahrem konuları açık bir şekilde başkalarına söylediği" gerekçesiyle kusurlu olduğunun kabulünün doğru olmadığı- 13. Tarafların kusurlu davranışları kıyaslandığında eşit kusurlu olduklarının kabulü gerekir. Kanun koyucu; evlilik birliğinin temelinden sarsılmasına neden olan olaylarda eşit kusurlu davranışlar sergileyen eşlere, boşanma sebebiyle ekonomik durumda meydana gelecek azalmaları tamamlama borcu yüklememiştir. Hâl böyle olunca kadın eşin ağır kusurlu olduğunun kabulü ile dosya kapsamına uygun düşmeyen bu kusur belirlemesine bağlı olarak erkek yararına maddi ve manevi tazminat ödenmesine karar verilmesi bozmayı gerektirmiştir.
Eşine hakaret eden, fiziksel şiddet uygulayan ve birlik görevlerini yerine getirmeyen erkek karşısında kadının da son yaşanan tartışma anında eşine tokat attığı ve kayın validesinin boğazını sıktığı, ayrıca eşi ile yatağını ayırdığının sabit olduğu, tespit edilen bu kusurlu davranışlara göre boşanmaya neden olan olaylarda erkeğin ağır, buna karşılık kadın az kusurlu olduğu, öyle ise mahkemece yapılması gereken işin, 4721 sayılı Kanun'un 174. maddesi uyarınca az kusurlu kadın yararına uygun miktarda maddi ve manevi tazminata hükmedilmesi ve ağır kusurlu erkeğin tazminat taleplerinin reddine karar verilmesinden ibaret olduğu-
Tarafların boşanmasına ilişkin Aile Mahkemesinin gerekçeli kararının, davalı kadın eşe Tebligat Kanunu'nun 10/3. maddesine göre mahkeme kaleminde memur vasıtasıyla bizzat tebliğ edildiği, ne var ki 14.01.2022 tarihli tebligat evrakında tebliğ memurunun ad ve soyadının yazılı olmadığı, bu durumda gerekçeli kararın davalıya usule uygun şekilde tebliğ edildiğinden söz edilmesinin mümkün olmadığı, Hukuk Muhakemeleri Kanun'un 345. maddesine göre istinaf kanun yoluna başvuru süresi; ilamın taraflardan her birine tebliğiyle işlemeye başlayacağı, diğer yandan aynı Kanun'un 349. maddesinde tarafların; ilamın kendilerine tebliğinden önce, istinaf kanun yoluna başvurma hakkından feragat edemeyeceklerinin belirtildiği, böyle olunca, davalının 14.01.2022 tarihli istinaf kanun yolundan feragat dilekçesinin geçerli sayılması ve istinaf dilekçesinin 6100 sayılı Kanun'un 346. maddesi uyarınca reddine karar verilmesinin doğru olmayıp bozmayı gerektirdiği-