Davacı tanıklarının anlatımlarında geçen olaylardan sonra, evlilik birliğinin uzun süre birlikte sürdürüldüğü ve davacının kişilik haklarına saldırı niteliğinde davalıdan kaynaklanan başka bir olay da kanıtlanmış olup, davacı kadının manevi tazminat isteminin reddedilmesi gerektiği- Velayet kendine verilmeyen eş ile çocuklar arasında kişisel ilişki kurulurken; ana/babalık duygusunun tatmin edilmesi ile çocuğun fikri, bedeni ve ahlaki gelişimini sağlayıcı nitelikte olmasına özen gösterilmesi gerektiğinden; 4 yaşındaki çocuğun baba yanında hafta sonları ve dini bayramlarda kurulan ilişki zamanlarında yatıya da kalacak şekilde uygun kişisel ilişki tesis edilmesi gerektiği- Ziynet alacağına ilişkin dava reddedildiği halde,davada kendisini vekil ile temsil ettiren davalı yararına ziynet alacağına yönelik dava yönünden vekalet ücreti takdir edilmemesinin usul ve yasaya aykırı olduğu- 
Velayeti anneye bırakılan müşterek çocuklar ile baba arasında her ayın 2. haftasonu C.rtesi saat 10:00 ile Pazar 18:00 arası şeklinde tesis edilen kişisel ilişkinin babalık duygularını tatmine elverişli olmayıp, yetersiz olduğu; müşterek çocuklar ve babanın farklı şehirlerde oturdukları da dikkate alınarak, her ayın 2. haftasonu kurulan ilişki dışında ayrıca dini bayramlar ile yarıyıl tatilinin bir bölümünü de kapsayacak ve bu sürelerde çocukların baba yanında yatıya kalacağı şekilde de kişisel ilişki tesisi gerektiği- 
Birlik görevlerini yerine getirmeyen koca ile eşini evden kovan kadının boşanmaya sebep olan olaylarda eşit kusurlu oldukları ve eşit kusur halinde maddi-manevi tazminata hükmedilemeyeceği- Yurt dışında yaşayan ve eğitimini orada sürdüren müşterek çocuğun, yurt dışındaki eğitim dönemleri de araştırılarak çocuğun eğitimini aksatmayacak şekilde kişisel ilişki düzenlenmesi gerektiği- 
Davacı anne işe girdiğini belirterek çocukların velayetini istediğinde; küçüklerin ana yanında kalmasının bedeni, fikri ve ahlaki gelişmesine engel olacağı yönünde ciddi ve inandırıcı deliller bulunmadığı gibi, hemen meydana gelecek bir tehlikenin varlığı da ispat edilmediği takdirde, ayrıca küçüklerin ana bakım ve şefkatine muhtaç oldukları da gözetilerek, müşterek çocukların velayetinin anneye verilmesi gerektiği- 
Davalı-davacı kadının vekili duruşmada hükmün boşanmaya ilişkin bölümüne yönelik temyiz talebinden feragat ettiklerini beyan ettiğinden; boşanma hükmüne ilişkin temyiz isteğinin feragat nedeniyle reddedilmesi gerektiği- 12 yaşındaki müşterek çocuğa annesinin müessir fiil uyguladığı iddiasıyla dava açıldığı anlaşılmış olup, Çocuk Haklarının Kullanılmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesinin 3 ve 6. maddeleri gereğince idrak çağındaki küçük, mahkeme uzmanına velayetinin babasına verilmesi yönünde irade beyanında bulunduğundan; velayetin babaya verilmesi gerektiği-
Tarafların ayrı şehirlerde oturmaları dikkate alınarak daha uygun sürelerle kişisel ilişki kurulması gerektiği-
Tarafların boşanmalarına karar verildiğinde müşterek çocuğun velayetiyle ilgili bir düzenleme yapılması gerektiği- 
TMK 181/2 Boşanma davası sürerken eşlerden birinin ölmesi halinde mirasçıların davaya kusur yönünden devam ettiği durumlarda, kusur yönünden bir karar verilmesi gerekeceği-
Davanın, iştirak nafakasının arttırılması ve yoksulluk nafakası istemine ilişkin olduğu, taraflar arasında davacının açtığı boşanma davasında; tarafların boşanmalarına, müşterek çocuk için iştirak nafakasına hükmedildiği, davacının geliri var olduğu gerekçesiyle yoksulluk nafakası talebinin reddine karar verildiğinin ve kararın bu şekilde temyiz edilmeksizin kesinleştiğinin anlaşıldığı, artık kesinleşen bu kararın; yanlar arasında "kesin hüküm" teşkil edeceği, kesin hükmün ise, dava şartı olup, hükmü veren mahkeme de dahil diğer bütün mahkemeleri bağlayıcı nitelikte olduğu, bu nedenle yeni açılan bir davada önceki kesin hükmün sonuçlarını değiştirecek şekilde karar verilemeyeceği, o halde mahkemece yoksulluk nafakası yönünden talebin kesin hüküm nedeniyle reddi gerekirken, kesinleşen önceki hükmü değiştirir nitelikte karar tesisinin usul ve yasaya aykırı olup, bozmayı gerektireceği-
Türkiye; kanuna aykırı olarak küçüklerin yerlerinin değiştirilmesinin zararlı etkilerinden korumak amacıyla "Uluslararası Çocuk Kaçırmanın Hukuki Veçhelerine Dair Sözleşme"ye 03.01.1999 tarihinde katılmış olup; geri dönmesinin çocuğun fiziki, psikolojik bir tehlikeye maruz kalacağı veya başka bir şekilde müsamaha edilmeyecek bir duruma düşeceğine dair ciddi bir riskin varlığı da ispat edilmediğinden, sözleşmedeki hükümlerin tedbir niteliğinde olduğu da dikkate alınarak iade kararı verilmesi gerekeceği-