Taşınmazın değerinin 67.750.611.60 TL olarak gösterildiği, taşınmazın hükme esas alınan bilirkişi raporunda taşınmazla birlikte satılacak olan teferruatların değeri 5.579.814,40 TL olarak belirlendiği halde bu değerin toplam değer hesabına dahil edilmediği rapor içeriğinden açıkça anlaşılmakta olduğundan, bu durumun ihalenin feshi nedeni olduğu- Satışa hazırlık işlemlerindeki usul ve yasaya aykırılıklar da ihalenin feshi nedeni olup mahkemece ihalenin feshine konu olabilecek bir usulsüzlük tespit edildiği takdirde ihalenin feshine karar vermesi gerekeceği- Taşınmazın teferruat (eklenti) listesinde yazılı teferruatlar ipotek kapsamında olup teferruatın toplam değeri, taşınmazın kıymetine eklenmeden eksik muhammen bedelle ihaleye çıkarılması talep ve talibi azaltıcı nitelikte olup bu husus başlı başına bir fesih nedeni olduğu- İcra mahkemesince taşınmazla birlikte satılan teferruatların değerinin taşınmazın toplam değer hesabında dikkate alınmadan gerçeğe aykırı muhammen bedel üzerinden ihaleye çıkarılması nedeniyle mahkemece yeniden kıymet takdiri raporu alınmasına gerek olmadan ihalenin feshine karar verilmesi gerekeceği-
İlk ihaleyi kazanan şikayetçinin ikinci ihaleyi kazanamaması üzerine bu davayı açtığı, ihale alıcısının fesat iddiaları soyut nitelikte olup, taşınmaz ihalesine birden fazla kişinin katıldığı, taşınmazın muhammen bedel üzerinden ihale edildiği de göz önünde bulundurulduğunda fesat iddiasının inandırıcı olmadığının ve fesat iddiasının ispatlanamadığının kabulü gerektiği-
Bölge Adliye Mahkemesince, ihalenin yapıldığı tarihte yürürlükte olmayan İİK’nın eski 126/2. maddesine göre, "gazete ilanının, birinci ihale tarihinden en az bir ay önce yapılmaması nedeniyle ihalenin feshine" karar verilmiş ise de; uygulanması gereken İİK’nın 114/2. maddesi gereğince satış ilanının, artırmaya başlangıç tarihinden en az on beş gün önce yapılması gerektiğinden ve somut uyuşmazlıkta ilanların söz konusu yasal düzenlemeye uygun olacak şekilde yapıldığı anlaşıldığından, ihalenin feshi isteminin reddi gerektiği-
Bu durumda, ihale konusu taşınmazın tapu kaydında ihale tarihinden önce şikayetçi lehine ihtiyati haciz şerhi mevcut olmakla adı geçenin İİK'nın 134/2. maddesinde öngörülen mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı ilgili sıfatıyla ihalenin feshini istemesi mümkün olduğu- Her ne kadar İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında, şikayetçinin, şikayet dilekçesinde Banka Alacakları İcra Müdürlüğünün takip dosyasına değinilmemesi ve delil olarak dayanılmaması nedeniyle, bu dosyadan uygulanan haczin, aktif husumetin belirlenmesinde esas alınamayacağı belirtilmiş ise de; aktif husumet ehliyetinin mahkemece re'sen belirlenmesi gerektiğinden, şikayetçinin şikayet dilekçesinde ihtiyati haciz alacaklısı olduğu icra dosya numarasını bildirmemiş ya da eksik bildirmiş olmasının, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgili olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğinin kabulü gerekeceği-
Asıl olan malın gerçek değerinden ihale edilmesi olup malın muhammen değerin üzerinde satılmış olması her zaman zarar unsurunun oluşmayacağı ve malın gerçek değerini bulduğu anlamında yorumlanamayacağı- Covid 19 salgını sonrası taşınır ve taşınmaz değerlerinde büyük artışlar olduğundan, şikâyetçi borçlunun ihalenin feshini istemekte hukuki yararı bulunduğu- "Borçlunun kıymet takdirine itiraz etmediği ve kıymet takdir tarihinden makul bir süre olan dokuz ay sonra taşınmazın muhammen bedelin üstünde ihale edildiği gözetildiğinde, borçlunun hukuki menfaatinin bulunmadığı, borçlunun olağanüstü koşullar nedeniyle yeniden kıymet takdiri yapılmasını talep etme hakkı varken bu hakkını kullanmayarak ihalenin feshini istemesinin açıkça hakkın kötüye kullanımı olduğu" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğu tarafından benimsenmediği-
İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında, şikayetçinin, şikayet dilekçesinde Banka Alacakları İcra Müdürlüğü'nün takip dosyasına değinilmemesi ve delil olarak dayanılmaması nedeniyle, bu dosyadan uygulanan ihtiyati haczin (aktif husumetin), şikayet hakkının belirlenmesinde esas alınamayacağı belirtilmiş ise de; aktif husumet ehliyetinin mahkemece re'sen belirlenmesi gerektiğinden, şikayetçinin şikayet dilekçesinde ihtiyati haciz alacaklısı olduğu icra dosya numarasını bildirmemiş ya da eksik bildirmiş olmasının, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgili olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğinin kabulü gerekeceği-
İlk Derece Mahkemesinin gerekçeli kararında, şikayetçinin, şikayet dilekçesinde Banka Alacakları İcra Müdürlüğünün dosyasına değinilmemesi ve delil olarak dayanılmaması nedeniyle, bu dosyadan uygulanan ihtiyati haczin, şikayet hakkının (aktif husumetin) belirlenmesinde esas alınamayacağı belirtilmiş ise de; şikayet hakkının (aktif husumet ehliyetinin) mahkemece kendiliğinden (re'sen) belirlenmesi gerektiğinden, şikayetçinin şikayet dilekçesinde ihtiyati haciz alacaklısı olduğu icra dosya numarasını bildirmemiş ya da eksik bildirmiş olmasının, mahcuzun resmi sicilinde kayıtlı olan ilgili olduğu gerçeğini değiştirmeyeceğinin kabulü gerekeceği-
İstemin esastan reddine karar verilmesine rağmen, zarar unsurunun gerçekleşmediğinden bahisle şikayetçi aleyhine para cezasına hükmedilmemesinin isabetsiz olduğu-
İhalenin feshi talebinin reddine karar verilmesi yerinde ise de; İlk Derece Mahkemesince Dairemizin değişen içtihadı dikkate alınarak şikayetçinin ihalenin feshini istemekte hukuki yararının bulunduğunun kabulü ile işin esasına girilmek suretiyle ihalenin feshi sebeplerinin incelendiği ve yine kamu düzenine ilişkin olarak da esastan inceleme yapıldığı görülmekle, ihalenin feshini gerektiren bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmesine rağmen, şikayetçi borçlu aleyhine para cezasına hükmedilmemesinin isabetsiz olduğu-
Para cezasına ilişkin bu hükmü emredici nitelikte olup, kamu düzenine ilişkin bulunduğundan re’sen uygulanması gerekeceği- Hukuk Genel Kurulunun 06.10.2004 tarih ve 2004/1-433 Esas sayılı kararında da benimsendiği üzere; kamu düzenine aykırılıkta aleyhe bozma ilkesi nazara alınmayacağ- Somut olayda; İlk Derece Mahkemesince işin esasına girilmek suretiyle ihalenin feshi sebeplerinin incelenmesi ve şikayetin esastan reddine hükmedilmesi yerinde ise de; istemin reddine karar verilmesine rağmen, temyiz eden şikayetçi borçlu aleyhine para cezasına hükmedilmemesi isabetsiz olduğu-