Şikayetçi hissedar S.ye Yağan'ın TMK'nın 408. maddesine göre kısıtlanması istemiyle yapılan başvuru üzerine; Sulh Hukuk Mahkemesi'nin 2020/2226 Esas sayılı dosyasında verilen 5.04.2021 tarihli ara kararla fiil ehliyetinin geçici olarak kaldırılmasına ve kendisine B Yağan'ın vasi olarak atanmasına karar verilmiş ise de; bu kararın ilan edildiğine dair bir dosyada bir belge ve iddia bulunmadığı, bu durumda, bu ara karar gereğince satış ilanının vasiye tebliği mümkün olmadığı, yine, satış ilanının 28.10.2021 tarihinde şikayetçi hissedara tebliğinden sonra Sulh Hukuk Mahkemesi’nin 20.12.2021 tarih ve 2020/2226 E. 2021/3016 K. sayılı kararı ile şikayetçi hissedarın kısıtlanarak vesayet altına alınmasının da sonuca etkisi bulunmadığı, Bölge Adliye Mahkemesince, karar yerinde satış ilanı tebliğ tarihinin 28.10.2022 olduğu yazılmış ise de; ihale tarihinin 27.12.2021 olması ve tebliğ mazbatasının da Uyap sistemine 30.10.2021 tarihinde taranmış olması karşısında, tebliğ mazbatasındaki yıl hanesinin dağıtıcı tarafından 2021 yerine maddi hataya dayalı olarak 2022 olarak yazıldığı, bu nedenle, Bölge Adliye Mahkemesinin, şikayetçi hissedara vasi tayin edilmesinden sonra yapılan tebliğ işleminin vasiye yapılması gerektiğine ilişkin gerekçesinin isabetsiz olduğu, ne var ki; şikayetçi hissedar vasisinin icra mahkemesine başvurusunda, asile yapılan tebliğ işleminin de usulsüz olduğunu ileri sürdüğü, o halde, Bölge Adliye Mahkemesince, asıla yapılan tebliğ işleminin usulsüz olduğuna dair şikayet nedenleri de incelenerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği-
Şikayetçi borçlu aleyhine ihale bedelinin % 3'ü oranında para cezasına hükmedilmiş ise de, % 5 oranında belirlenmesinin ölçülülük ilkesine uygun olacağı-
Borçlunun hükümlülük ve vasinin de tutukluluk hâli nedeniyle satış ilanı tebliğinin beklenen amaca uygun olmadığı ve ihalenin feshine karar verilmesi gerektiği-
İcra mahkemesi işin esasına girerek ihalenin feshi talebin reddine karar verirse ihalenin feshini talep edeni feshi istenen ihale bedelinin yüzde onuna kadar para cezasına mahkum edilmesi gerektiği-
Şikayetçi/borçlu aleyhine ihale bedelinin %10'u oranında para cezasına hükmedilmiş ise de, 7343 sayılı Kanun'la değişik İİK'nın 134/5-3 maddesi gereğince fesih gerekçeleri ve fesih isteyenin sıfatı gözönünde bulundurulduğunda davanın ihale sürecini uzatmaya matuf olmadığı görülmekle, Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenen ölçülülük ilkesi de nazara alınarak ihale bedelinin %10'u olarak belirlenen para cezasının %5 oranında belirlenmesinin hak, nesafet ve ölçülülük ilkelerine uygun olacağı-
Mahkemece, kanunda belirtilen istisnai taraflar dışında kaldığı anlaşılan davacıya nispi harç ve akabinde ihale bedelinin %5'i oranında teminat yatırtılmadan yargılama yapılması ve bu hususun Bölge Adliye Mahkemesince gözden kaçırılmasının hatalı olduğu-
İhalenin feshi talebinin reddine karar verilmesi yerinde ise de; İlk Derece Mahkemesince işin esasına girilmek suretiyle ihalenin feshini gerektiren bir neden bulunmadığı gerekçesiyle istemin reddine karar verilmesine rağmen, şikayetçi borçlu aleyhine para cezasına hükmedilmemesi isabetsiz olduğu-
İhalenin feshi şikayetinde, İİK m. 134/2 anlamında “ilgili” sıfatı-
Birleşen davada şikayetçi/borçlu aleyhine ihale bedelinin %1'i oranında para cezasına hükmedilmiş ise de, 7343 sayılı Kanun'la değişik İİK'nın 134/5-3 maddesi gereğince fesih gerekçeleri ve fesih isteyenin sıfatı göz önünde bulundurulduğunda davanın ihale sürecini uzatmaya matuf olduğu görülmekle, Anayasa'nın 13. maddesinde düzenlenen ölçülülük ilkesi de nazara alınarak ihale bedelinin %1'i olarak belirlenen para cezasının %5 oranında belirlenmesinin hak, nesafet ve ölçülülük ilkelerine uygun olacağı-
Asıl davanın, dava tarihi itibarıyla davalılardan anonim şirketinin %95 hissesinin, bu hisseler karşılığında düzenlenen muvakkat ilmühaberlerin mülkiyetinin davacı şirkete ait olduğunun, davalı üçüncü kişinin pay defterine İcra Müdürlüğünce yapılan kaydın geçerli ve bağlayıcı olduğunun tespiti istemine ilişkin olduğu, davaya konu hisse senetleri davacının borcundan dolayı kesinleşen icra takibi sonucunda -ilk ihale tebligat usulsüzlükleri nedeniyle iptal edilmiş olmasına rağmen- iptaline karar verilen bu ihale ile hisseleri satın alan ve davacı tarafça kötüniyetli oldukları ispatlanamayan, ihale alıcısı emin sıfatı ile zilyetten edinen iyiniyetli üçüncü kişi konumunda olan davalıların bu kazanımlarını etkilemeyecek olmasına göre mahkeme kararının usul ve yasaya uygun olduğu- Ceza mahkemesi kararında, davacı tarafından davalı tarafa karşı ileri sürülen maddi vakıaların hukuka aykırılığına yönelik olarak tereddüde mahal vermeyecek düzeyde açık bir tespite yer verilmediği, sadece davalı şirketlerin yöneticilerinin fiilleri hakkında isnat edilen suçlar yönünden yapılan değerlendirme ile delil yetersizliği sonucu atılı suçların davalı şirketlerin yöneticileri tarafından işlendiğinin sabit olmaması ve suçların unsurları itibarı ile oluşmadığı nedenine dayalı olarak beraat kararı verildiği, ceza mahkemesi kararının eldeki davaya bir etkisinin bulunmadığı- “İhalenin feshi kararlarının kesinleşmesiyle birlikte davalının iyiniyetli zilyet ve malik sayılmasının mümkün olmadığı, davalının sonradan iptal olunan ihale ile elde ettiği davalı şirket hisselerinin %56’sını üçüncü kişiye, %33,5’ini dördüncü kişiye çok kısa sürede devrettiği, anılan şirketlerin geçmişte hiçbir liman işletme tecrübesi, yeterli personeli bulunmayan ve oldukça düşük sermayeli şirketler olduğu, devir öncesinde ticari teamüllere aykırı şekilde hiçbir hukuki ve iktisadi inceleme (due diligence) raporu alınmadığı, hisse alım satımına ilişkin para trafiğine rastlanmadığı, davalıların hayatın olağan akışına aykırı, kötüniyetli ve muvazaalı olarak birlikte hareket ettiklerine dair ciddi ve haklı itiraz ve iddiaları dikkate alınmadığı, üçüncü kişiler arasındaki muvazaanın her türlü delille ispat edilebileceği, delil yetersizliği sebebiyle verilen beraat kararlarının hukuk mahkemelerini bağlamayacağı, Ağır Ceza Mahkemesi tarafından olayın hukuki ihtilaf olduğu ve değerlendirmenin hukuk mahkemeleri tarafından yapılması gerektiğinin ifade edildiği gözden kaçırılarak, iyiniyetin sonuca etkisi tartışılmaksızın, genel mahkemeler açısından bağlayıcılığı olmayan icra hukuk mahkemesi kararına dayanarak davalı şirketlerin hisse senetlerini iktisapta iyiniyetli sonraki müktesip oldukları kabul edilerek davanın reddine karar verilmesinin yerinde görülmediği gerekçesiyle direnme kararının bozulması gerektiği” görüşü ileri sürülmüş ise de, bu görüşün Kurul çoğunluğunca benimsenmediği-