Menfi tespit davasında davacı şirket yetkilisinin çekin keşide tarihinden önceki imzalarının (asılları ) getirtilerek bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği-
İpoteğin fekki ve menfi tespit davası- Kredi borçlusu diğer şirketin kredi borçlarını ödeyen davalının rehni temlik almış olduğu ve alacağın tahsili için temlik almış olduğu ipoteği takip edebileceği-
Menfi tespit (ve çek iptali) davasında keşide tarihi içermediği için adi yazılı belge hükmünde olan belgenin teminat amaçlı olarak davalı tarafa verildiğinin davacı tarafından kanıtlanması gerektiği- Uyuşmazlık konusu belgenin davalının ticari kayıtlarında yer almıyor olmasının ispat külfetini değiştirmeyeceği-
HMK’nın 166/2. maddesi uyarınca ayrı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davaların bağlantı sebebiyle birleştirilmesinin ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebileceği, birinci davanın açıldığı mahkemenin, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bununla bağlı olduğu, Yasa'nın birleştirmenin talep üzerine verilebileceğini düzenlediği, tarafların birleştirme yönünde bir talebi olmadığı halde birleştirme kararı vermesinin doğru olmadığı-
Davalıının nakden düzenlenmiş bonoların nakdi borca karşılık alındığını savunması ile bonoları talil etmiş sayılmayacağı, davacının bu iddiasını yazılı belge ile kanıtlamak zorunda olduğu- Mahkemece davacının bonolara karşı yazılı delillerini değerlendirip sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği- Ana dosyadan tefrikine karar verilen dosyasının karar başlığında sanki tefrik olmamış gibi gösterilmesinin de doğru olmadığı-
Faktoring sözleşmesinin tarafı olan şirket tarafından davalı faktoring şirketine yapılmış bir temlik cirosu bulunmadığına göre dava tarihinde yürürlükte bulunan 2006 tarihli Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmelik’in 22/2. maddesine uygun şekilde gerçekleşmiş faktoring işleminden söz edilemeyeceğinden davalı faktoring şirketinin bu çeke dayanarak hak talep etmesinin mümkün olmadığı-
Davacı tarafın icra takibine konu beş adet bonodaki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açtığı, mahkemece 13.11.2013 tarihinde alınan bilirkişi kurulu raporuna göre imzaların davacıya ait olduğunun belirlendiği, itiraz üzerine 24.06.2014 tarihinde Adli Tıp Kurumundan alınan bilirkişi raporuna göre imzaların davacıya ait olmadığının bildirildiği, her iki rapor arasında çelişki oluşması nedeniyle telafi edici olan 1. ve 2. raporu veren heyetler dışındaki kişilerden oluşacak yeni bir heyetten alınacak rapor ile imzanın davacıya ait olup olmadığının belirlenmesi gerekirken tekrar 2. raporu veren Adli Tıp Kurumundan 2. raporu düzenleyen kişilerinde aralarında bulunduğu heyetten alınan rapora göre karar verilmiş olmasının doğru olmadığı-
Dava kambiyo senedine dayalı menfi tespit davası olup dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’unun 4 ve 5. maddeleri uyarınca mutlak ticari davalardan olup davaya bakma görevinin ticaret mahkemesine ait olduğu, mahkemenin bulunduğu ilçede müstakil ticaret mahkemesi bulunmadığından davaya ticaret mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bakılması gerekirken , taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığı , iddiaya göre bu ilişkinin davacı ile dava dışı şirket arasında olduğu ileri sürüldüğüne göre mahkemece bozmaya uyulduktan sonra yanılgılı gerekçelerle davaya iş mahkemesi sıfatıyla bakılması yönünde ara karar oluşturularak iş mahkemesi sıfatıyla hüküm kurulmasının doğru olmadığı-
Davacının, davalı şirketten satın aldığı teneke peynirler karşılığında çek verildiğini, teneke peynirlerin bir kısmının bozuk çıkması üzerine davalıya ihtarname ile ayıplı ürünlerin geri alınmasını ihtar ettiğini, davalının iade almadığını ileri sürerek açtığı menfi tespit-istirdat davasının, delil tespitinin peynirlerin son kullanma tarihinin geçmesinden sonra yapıldığı, tespit tarihi itibariyle faturaya konu peynirlerin bir kısmının bozulma ihtimalinin olduğu, peynirlerin bozuk olduğu hususunun ispatlanamadığından reddi gerektiği-
Davanın, icra takibine karşı açılmış menfi tespit davası olduğu, mahkemece takibin durdurulması yönünde tedbir kararı verildiğinin ve tedbir kararının uygulanması sonucu icra takibinin durdurulduğunun anlaşıldığı, bu durumda İİK 72/4 .maddesi uyarınca alacaklı yararına tazminata hükmolunması gerekirken, tazminat verilmemesinin doğru olmadığı-