İtiraz edilmeyen ve kesinleşen miktar konusunda davacı alacaklının itirazın iptali davası açmakta hukuki yararının bulunmadığı-
Davanın, kredi kartı harcamasından dolayı menfi tespit ve tazminat talebine ilişkin olduğu, davacının, bankanın kendisine verdiği kredi kartını iradesi dışında elinden çıktığını,dava dışı 3. şahıs tarafından harcama yapıldığını,bankanın kusurlu olduğunu iddia ederek bankaya yaptığı ödemelerin iadesini ve manevi tazminata karar verilmesini istediği, dosyada bulunan telefon kayıtları çözümlemesinden ve diğer delillerden davacının kredi kartını arkadaşına verdiğinin,yapılan harcamalardan bilgisinin olduğunun anlaşıldığı, kart hamili bankanın kendisine verdiği kredi kartını ve şifresini muhafaza etmekle yükümlü olup kendi isteği ile 3. kişiye vermesinden bankaya izafe edilebilecek bir kusurun bulunmadığı, davacının kendi kusurundan kaynaklanan zarara katlanmak zorunda olduğu, mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davanın, kambiyo senedine karşı açılan menfi tespit istemine ilişkin olduğu, icra takibine konu senette keşideci konumunda davacı kooperatif adının yazılı olduğunun, ancak bir kişi tarafından imzalanmış olduğunun görüldüğü, Yapı Kooperatifi ana sözleşmesinin 46.maddesine göre kooperatifin yönetim kurulunda bulunan en az iki üyenin imzası ile temsil edileceği, kooperatif adına tek imza atılmış olmasının kooperatifi bağlayıcı olmadığı, mahkemece açıklanan bu husus gözetilmeden yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmesinin ve ayrıca davayı kooperatifi temsilen yönetim kurulu üyeleri açtığından bu şahısların karar başlığında davacı olarak gösterilmesinin doğru olmadığı-
Ceza mahkemesindeki dava hükmün açıklanmasının geri bırakılması şeklindeki kararın hukuk hakimini bağlamayacağı-
Davanın kambiyo senedine karşı açılan menfi tespit istemine ilişkin olduğu, davacının senetlerin teminat olarak verildiği iddiasını yazılı belge ile kanıtlaması gerekeceği, mahkemece alınan bilirkişi raporunun dosya kapsamına uygun olmayıp denetlenebilir nitelikte de olmadığı, diğer yandan dava konusu yapılmayan ve bankaya yazılan 08/08/2012 tarihli yazıda adı geçen senetlerin de davaya dahil edilmesinin isabetsiz olduğu-
Davanın senedin ödendiğinin tespiti istemine ilişkin olduğu, davacı tarafından davalı kooperatife ödeme yerine kain olmak üzere senet verildiği, gerek davacı gerekse kooperatif kayıtları ile sabit olduğu, davacı tarafından senedin ödendiği konusunda iddiada bulunulmuş ise de bu iddia delillendirilmediği gibi, kooperatif kayıtlarında da böyle bir ödeme görünmediği, ayrıca bilirkişinin raporunda davacının senet bedeli kadar borçlu olduğu tesbitine yer verdiği gözetildiğinde mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekir iken, yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı-
Davanın imza inkarına dayalı menfi tespit davası olduğu, imza keşideci tarafından inkar edildiğinden imzanın keşideciye ait olduğunun ispatının alacaklı tarafa ait olduğu, bu durumda takip alacaklısından bono aslı istenerek bonodaki imzanın davacıya ait olup olmadığı yönünden bilirkişi incelemesi yapılması gerekirken ispat külfetinin tayininde hataya düşülerek eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının doğru olmadığı-
Davacının, davasından 14.05.2012 tarihli dilekçesi ile feragat ettiği, feragat, HMK'nun 305. maddesinde düzenlenmiş olup aynı yasanın 311. maddesine göre " irade bozukluğu hallerinde " feragatin iptalinin istenebileceği, somut olayda davacının 24.05.2012 ve 28.05.2012 tarihli dilekçelerinde ileri sürdüğü sebepler feragatin iptalini gerektirecek nedenler olmadığı gibi mahkemenin feragatin iptaline ilişkin kabulünün de yoruma dayalı olup yasal gerekçeye dayalı olmadığı, bu durumda davanın feragat nedeniyle reddi gerekeceği-
Mahkemece, "Bu konuda mahkememiz veznesine ipotek bedeli depo edilmiş ve sonuç olarak bu suretle araç üzerindeki rehin şerhinin kaldırılmasına karar vermek gerekmiş" şeklinde gerekçe oluşturulmuş ise de hüküm fıkrasında "Davacının davacı şirkete ait .......... plakalı araç üzerindeki rehinlidir şerhinin kaldırılmasına ilişkin talebinin reddine" karar verilmiş olup, hüküm ile gerekçe arasındaki bu çelişki nedeniyle HUMK’un 381. ve 388 (HMK’nın 294 ve 297/1) maddeleri uyarınca hükmün bozulmasına karar vermek gerektiği-
İpotek edilen taşınmazın ipotek tesis tarihinde maliki olan kişinin kullandığı krediler ile kefalet ettiği borçlarının teminatı olarak taşınmaz üzerine ipotek tesis edildiği anlaşıldığından, ipoteğin kaldırılabilmesi için taşınmazın maliki olan kişinin kredi borcunun ve kefalet borcunun bulunmaması gerekeceği-