İşbu menfi tespit davasında murisin bir kısım mirasçıları olan davacılar arasında elbirliği şeklinde sorumluluk olduğundan aralarında mecburi dava arkadaşlığı bulunduğu; davacıların mirasçılar olarak hep birlikte hareket etmesi ya da miras şirketine mümessil tayin ettirerek dava şartını yerine getirmeleri gerektiği-
Davacı vekilinin, davalı tarafından icra takibine konulan 5 adet bonodaki imzanın müvekkiline ait olmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açtığı, mahkemece ....... C.Başsavcılığının ....... esas sayılı dosyasında alınan bilirkişi raporuna itibar edilerek karar verilmiş ise de açılan ceza davası henüz kesinleşmemiş bulunduğundan raporun hükme esas alınamayacağı, bu durumda mahkeme açılan ceza davasının kesinleşmesinin beklenmesi veya davacının bonoların keşide tarihlerinden önceki ıslak imzaları toplanarak konusunda uzman bilirkişi veya bilirkişiler kurulundan alınacak rapor doğrultusunda ve tüm deliller birlikte değerlendirilerek karar verilmesi gerekeceği-
Menfi tespit davasında davacı şirket yetkilisinin çekin keşide tarihinden önceki imzalarının (asılları ) getirtilerek bilirkişi incelemesi yapılması gerektiği-
Davalıının nakden düzenlenmiş bonoların nakdi borca karşılık alındığını savunması ile bonoları talil etmiş sayılmayacağı, davacının bu iddiasını yazılı belge ile kanıtlamak zorunda olduğu- Mahkemece davacının bonolara karşı yazılı delillerini değerlendirip sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği- Ana dosyadan tefrikine karar verilen dosyasının karar başlığında sanki tefrik olmamış gibi gösterilmesinin de doğru olmadığı-
İpoteğin fekki ve menfi tespit davası- Kredi borçlusu diğer şirketin kredi borçlarını ödeyen davalının rehni temlik almış olduğu ve alacağın tahsili için temlik almış olduğu ipoteği takip edebileceği-
Menfi tespit (ve çek iptali) davasında keşide tarihi içermediği için adi yazılı belge hükmünde olan belgenin teminat amaçlı olarak davalı tarafa verildiğinin davacı tarafından kanıtlanması gerektiği- Uyuşmazlık konusu belgenin davalının ticari kayıtlarında yer almıyor olmasının ispat külfetini değiştirmeyeceği-
Faktoring sözleşmesinin tarafı olan şirket tarafından davalı faktoring şirketine yapılmış bir temlik cirosu bulunmadığına göre dava tarihinde yürürlükte bulunan 2006 tarihli Finansal Kiralama, Faktoring ve Finansman Şirketlerinin Kuruluş ve Faaliyet Esasları Hakkında Yönetmelik’in 22/2. maddesine uygun şekilde gerçekleşmiş faktoring işleminden söz edilemeyeceğinden davalı faktoring şirketinin bu çeke dayanarak hak talep etmesinin mümkün olmadığı-
HMK’nın 166/2. maddesi uyarınca ayrı yargı çevresinde yer alan aynı düzey ve sıfattaki hukuk mahkemelerinde açılmış davaların bağlantı sebebiyle birleştirilmesinin ikinci davanın açıldığı mahkemeden talep edilebileceği, birinci davanın açıldığı mahkemenin, talebin kabulü ile davaların birleştirilmesine ilişkin kararın kesinleşmesinden itibaren bununla bağlı olduğu, Yasa'nın birleştirmenin talep üzerine verilebileceğini düzenlediği, tarafların birleştirme yönünde bir talebi olmadığı halde birleştirme kararı vermesinin doğru olmadığı-
Davacı tarafın icra takibine konu beş adet bonodaki imzanın kendisine ait olmadığını ileri sürerek menfi tespit davası açtığı, mahkemece 13.11.2013 tarihinde alınan bilirkişi kurulu raporuna göre imzaların davacıya ait olduğunun belirlendiği, itiraz üzerine 24.06.2014 tarihinde Adli Tıp Kurumundan alınan bilirkişi raporuna göre imzaların davacıya ait olmadığının bildirildiği, her iki rapor arasında çelişki oluşması nedeniyle telafi edici olan 1. ve 2. raporu veren heyetler dışındaki kişilerden oluşacak yeni bir heyetten alınacak rapor ile imzanın davacıya ait olup olmadığının belirlenmesi gerekirken tekrar 2. raporu veren Adli Tıp Kurumundan 2. raporu düzenleyen kişilerinde aralarında bulunduğu heyetten alınan rapora göre karar verilmiş olmasının doğru olmadığı-
Dava kambiyo senedine dayalı menfi tespit davası olup dava tarihinde yürürlükte bulunan 6102 sayılı TTK’unun 4 ve 5. maddeleri uyarınca mutlak ticari davalardan olup davaya bakma görevinin ticaret mahkemesine ait olduğu, mahkemenin bulunduğu ilçede müstakil ticaret mahkemesi bulunmadığından davaya ticaret mahkemesi sıfatıyla Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından bakılması gerekirken , taraflar arasında işçi-işveren ilişkisi bulunmadığı , iddiaya göre bu ilişkinin davacı ile dava dışı şirket arasında olduğu ileri sürüldüğüne göre mahkemece bozmaya uyulduktan sonra yanılgılı gerekçelerle davaya iş mahkemesi sıfatıyla bakılması yönünde ara karar oluşturularak iş mahkemesi sıfatıyla hüküm kurulmasının doğru olmadığı-