Dosya içeriğinden; davalı alacaklının ...... Ağır Ceza Mahkemesinin ....... esas ...... karar sayılı dosyası ile nitelikli dolandırıcılık suçundan sanık sıfatıyla yargılandığının, davalı-alacaklının borçlu olmadıklarını bildiği halde davacı-katılanların aleyhine icra takibi başlatmak, katılanların sistemde bulunan adresleri yerine farklı adres göstererek tebligat çıkartmak ve takibi kesinleştirerek haciz yaptırmak sureti ile suçun unsurlarının tamamlandığı kabul edilerek, davalı alacaklının nitelikli dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine karar verildiğinin, kararın kesinleşmediğinin, yine ceza davasına esas alınan icra dosyasında ise borçluların mernis adreslerinden farklı adresler gösterilerek takibin kesinleştirildiğinin anlaşıldığı, bu hususlar birlikte değerlendirildiğinde, dava konusu edilen borcun gerçek olmadığının, davalının icra takibinde haksız ve kötüniyetli olduğunun açık olduğu, şu halde, İİK'nun 72. maddesi gereğince kötüniyet tazminatına karar verilmesi gerekirken mahkemece yanılgılı değerlendirme ile kötüniyet tazminatı isteminin reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-
Aval verenin şekle ait noksandan başka bir sebeple borçlu olmadığını ileri süremeyeceği-
Vekilin aldıklarını geri verme borcunda muacceliyetin, vekilin hesap vermesi veya sözleşme ilişkisinin bitmesi ile başlayacağı-  Davalı-alacaklının talep ettiği (tereke yönetimi için verilen vekalet ile davacının ortak murislerinin hesabından para çekerek kendisine ödeme yapmadı iddiasına dayalı) alacak için zamanaşımı süresi hesap vermeden itibaren başlayacağından, takip konusu alacağın zamanaşımına uğradığından bahsedilemeyeceği-
Asıl ve birleşen menfi tespit davası- Davacının ibraz ettiği üç adet ödeme belgesindeki imzaların davalıya ait olduğu, açığa atılan imzanın bulunduğu belgenin sözleşmeye aykırı doldurulduğunu yazılı bir belge ile davalının ispat edemediği, davacının belgelerde belirtilen miktarlar kadar borcu ödediği ve borcun bu miktar kadar son bulduğu, bu belgelerdeki Euro cinsinden olan ödemeler TL'ye belge tarihlerindeki kur üzerinden çevrilip tüm bedeller toplandığında aradaki fark yönünden yemin deliline dayanıp dayanmayacağı yönünde ihtarlı davetiye çıkarıltıldığı, davacı tarafın bu yönde beyanı olmadığı gerekçesiyle davanın kısmen kabulüne karar verildiği-
Dava konusu bonoda ‘‘malen’’ kaydı bulunmakla, malen kaydının malın teslim edildiğine karine teşkil etmekte olup, aksinin davacı tarafından yazılı delillerle ispatı gerekeceği-
Davanın, menfi tespit ve istirdat istemine ilişkin olduğu, mahkemece davanın kabulüne ve 09/06/2003 tarihinde ödenen 3.700,00 TL 'nin de davalıdan tahsiline karar verilmişse de davalının alacağa mahsuben para tahsil etmediğini,borçlunun ihalede borca mahsuben aldığı taşınmazın tapusunun kendi adına devredilmediğini, İİK.'nın 135.maddesi uyarınca işlem yapılmadığını, bu miktar yönünden istirdat davasının doğru olmadığını savunduğu, mahkemece davalının bu savunması üzerinde durularak davacıya ait taşınmazın ihale sonucunda satışı ile tapu devri yapılıp yapılmadığı belirlenerek 3.700,00 TL 'nin istirdadı konusunda sonucuna göre bir karar verilmesi gerekeceği-
Davalının ödenmiş borç için yeniden icra takibi yaptığı ve ödenmiş bir borç için yeniden takip yapmakla menfi tespit davasının açılmasına davalının sebebiyet verdiği anlaşıldığından, yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıya yükletilmesi gerektiği-
İİK’nun 72/4. maddesi uyarınca menfi tespit davasının reddedilmesi halinde tazminata karar verilebilmesi için ihtiyati tedbir kararı verilmesi ve bu kararın uygulanmış olması gerekeceği, dosyanın incelenmesinde mahkemenin verdiği ihtiyati tedbir kararının teminat yatırılarak icra dosyasında uygulanmadığının anlaşıldığı, açıklanan yasa maddeleri uyarınca tazminat şartları gerçekleşmediğinden tazminat isteminin reddine karar verilmesi gerekeceği-
Mahkemece verilen kararın gerekçesinde "davacı tarafın iddiasını ispat edemediğinden davanın reddine dair aşağıdaki şekilde hüküm kurulmuştur." denildiği, hüküm kısmında ise "Davanın kabulüne" şeklinde hüküm kurulmak suretiyle gerekçe ile hüküm arasında çelişki yaratılmış olup, hüküm ile gerekçe arasındaki bu çelişki nedeniyle HMK'nın 294 ve 297 (HUMK'un 381. ve 388.) maddeleri uyarınca hükmün bozulmasına karar vermek gerekeceği-