İcra takibinin muvazaalı olması sebebi ile iptali istemine ilişkin davada ıslah- Dava dilekçesinde davalı borçlu aleyhine yaptıkları sadece bir icra takibine dayanan davacı alacaklının daha sonra diğer bir icra dosyasındaki alacaklarını da temin edecek şekilde davasını ıslah etmiş olduğu- Islah ile davaya dahil edilen icra takip dosyasının davanın taraflarında herhangi bir değişikliğe sebep olmadığı, talep edilen hususun iddianın genişletilmesi yasağının istinası olduğu ve usul ekonomisine göre işlem yapılması gerektiğinden, ıslah harcının da dosyaya yatırılmış olduğu gözetilerek ıslah ile talep edilen icra dosyası yönünden de dosyanın incelenmesi gerektiği- İnfazda tereddüt edilecek şekilde "alacak ve ferileri sınırlı olmak üzere" hem iptale hem de tazminata hükmedilmesinin de hatalı olduğu-
Davalı üçüncü kişi tarafından devir tarihinden bir gün önce 'arsa bedeli' açıklamasıyla yapılan havalenin taşınmaz hisse devir bedeline ilişkin olduğu, taşınmazın devir tarihinden sonra gerçekleşen para transferlerinin ,se devirden önceki tanışıklığı ispata elverişli olmadığı- Taraflar arasındaki devirden yaklaşık bir ay kadar önce yapılan para transferlerinin hangi amaçla yapıldığının belirlenmesi, bu tarih aralığına ilişkin banka hesap hareketleri ile dekontların getirtilerek değerlendirme yapılması, dekontlarda ve hesap hareketlerinde herhangi bir açıklama bulunmaması halinde üçüncü kişiden 'para havalesi yapılmasının sebeplerinin' açıklattırılarak, İİK. m. 280 anlamında taraflar arasında tanışıklık olup olmadığı ve davalı üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilen veya bilmesi gereken yakınlıktaki kişilerden olup olmadığının tespiti gerektiği-
İİK'nın 277. maddesinde sözü edilen iptal davaları borçlu tarafından geçerli olarak yapılmış bazı tasarrufların hükümsüz kılınması için açılacağı, oysa muvazaa davası borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçladığı- Bu tür davaların dinlenebilmesi için de davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması gerektiği- Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK'nın 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerektiği- Muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davalarında, davacı alacaklı İİK'nın 277 ve devamı maddelerinde yer alan karinelerden de ispat kolaylıklarından faydalanamayacağı, bu nedenle muvazaa hukuksal nedenine dayalı iptal davalarında, uyuşmazlığın doğru şekilde çözüme kavuşturulabilmesi için davalılar arasında yapılan temlikin gerçek amacının ve gizlenen iradenin duraksamaya yer bırakılmayacak şekilde aydınlığa kavuşturulması, bunun için de borçluyla işlemde bulunan diğer kişi veya kişilerin böyle bir temiliki tasarrufunda bulunmalarının hayatın doğal akışına göre haklı ve makul bir nedeni olup olmadığı, davalı yanın alım gücünün bulunup bulunmadığı, satış bedeliyle sözleşme tarihindeki gerçek değer arasında fark ve tarafların birbirleriyle olan ilişkileri gibi olgulardan yararlanılması gerektiği- Davalı üçüncü kişinin, davalı borçlunun kardeşi olduğu, İİK'nın 280/3. maddesi gereğince borçlunun içinde bulunduğu malî durumu ve zarar verme kastını bildiğinin kabul edildiği, taşınmazın miras taksimi nedeniyle devrediliği savunulmuş ise de, tapuda resmi işlemin satış şeklinde yapıldığı, taşınmazın satış bedeli ile gerçek bedeli arasında misli fark bulunduğu, açıklanan nedenlerle dava konusu tasarrufun alacaklıya zarar verme kastı ile yapıldığı anlaşılmakla ilk derece mahkemesince davanın kabulüne karar verilmesi yerinde bulunduğu-
Tasarrufun iptali davalarının yasal dayanağını oluşturan mal kaçırma kastının değerlendirilmesinde, borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve alacaklıları ızrar saikinin işlemin karşı tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin mevcudiyetinin davanın esasına doğrudan etki edeceği- Bu kapsamda, hukuki işlemi gerçekleştiren taraflar arasında akrabalık bağı bulunduğuna dair ileri sürülen iddialar ve zikredilen tanık beyanları karşısında, ilgili nüfus kayıtları celpedilip tanık anlatımları etraflıca irdelenmeden sonuca gidilmesinin maddi gerçeğin tam olarak ortaya çıkarılmasını engellediği- Mahkemece, kanunun aradığı kötüniyet ve bilinebilirlik olgularının sübuta erip ermediği tereddütsüz şekilde aydınlatılmadan, salt eksik inceleme ve yetersiz araştırmaya dayalı olarak hüküm tesis edilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu- Davalı borçlu ile davalı devralan ve 4. Kişi arasındaki tasarruf yönünden yapılan incelemede; davalılar arasında kuzenlik gibi akrabalık ilişkilerinin bulunduğunun tanık ifadelerinde yer aldığı ancak mahkemece yeterince açıklattırılmadığı, İİK. 280/1 maddesi gereğince borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafça bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerden olup olmadığının araştırılması için tanık beyanlarının alınarak ve nüfus kayıtlarının getirtilerek araştırılması yapılması gerektiği-
Mahkeme kararının yalnızca davacılar tarafından temyiz edilerek Yargıtay kararı ile bozulduğu ve davalı yönünden verilen önceki kararın kesinleştiği anlaşılmakla, davacı lehine, davalı aleyhine usuli kazanılmış hak oluştuğu göz önüne alınarak karar verilmesi gerektiği- Davalınn müflis şirketin sigortalı çalışanı olduğuna dair bir kayıt olmadığı, böyle bir kaydın var olduğu kabul edilse bile, müflis şirketle aynı sektörde faaliyet gösteren bir şirketin eski ortağının bu taşınmazı satın almasının, İİK 280/1. maddesine göre, borçlunun zarar verme kastını bildiği veya bilmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğuna dair somut ve yeterli bir delil oluşturmayacağı, taşınmazı satan borçlu-davalı ile devralan arasında herhangi bir akrabalık, arkadaşlık bağı ya da başka bir organik bağ olduğuna dair somut bilgi ve delil de saptanamadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmişse de, hükmüne uyulan bozma ilamında da belirtildiği üzere dosya içerisinde yer alan SSK kayıtlarına göre davalının davalı müflis şirketin eski sigortalı çalışanı olduğu ve aynı zamanda davalı borlu şirket ile aynı sektörde olan bir şirketin yetkilisi olduğu anlaşılmakla, İİK. m. 280/1 gereğince, davalı borçlunun mali durumunu ve alacaklılarını ızrar kastını bildiği veya bilmesi gerektiğinin kabulü ile davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken, bu taşınmaz yönünden davanın reddine karar verilmesinin hatalı olduğu-
Davacının bu davayı açmaktaki asıl amacının, muvazaalı olduğunu iddia ettiği işlemin iptali ile borçludan olan alacağını tahsil etme imkanını elde etmesi diğer bir ifade ile 283/1. maddesi kıyasen uygulanarak iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının dava konusu tasarruf üzerinde haciz ve satışını isteyebilmesi hakkını elde etmek olduğu- Somut olayda mahkemece “cironun muvazaalı olarak yapıldığının tespiti ile tasarrufun iptaline, İİK 283/1 maddesi kıyasen uygulanarak davacıya haciz ve satışını isteyebilmesi yetkisi verilmesine" şeklinde karar verilmesi gerekeceği-
6183 sayılı yasanın 24 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemi- Şirket hisselerinin satışının İİK'nın 280/3. maddesinde yazılı olan ticari işletmenin devri niteliğinde olduğu, iptal davasını açan alacaklıya devir, satış veya terk tarihinden en az üç ay evvel keyfiyetin yazılı olarak bildirildiği veya ticari işletmenin bulunduğu yerde görülebilir levhaları asmakla beraber Ticaret Sicili Gazetesiyle; bu mümkün olmadığı takdirde bütün alacaklıların ıttılaını temin edecek şekilde münasip vasıtalarla ilan olunduğuna dair herhangi bir delil sunulamadığı, bu nedenle davaya konu tasarrufların iptale tabi olduğu- Yargılama devam ederken vefat eden davalının mirasının tüm mirasçıları tarafından reddedildiği tespit edildiğinden, davanın bu davalı yönünden usulden reddine, diğer davalılar..... yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği- Mahkemece "dava konusu limited şirket hisselerinin devrine ilişkin tasarrufların iptali ile davacı alacaklıya tasarruf tarihine kadar olan alacak ve fer'ileri ile sınırlı olmak üzere bu limited şirket hisseleri üzerinde haciz ve satış yetkisi verilmesine" karar verilmesi gerekirken kararda yalnızca 'tasarrufun iptaline' karar verilmesinin doğru olmadığı-
Davalılar arasında aynı ilçede müteahhitlik yaptığı iddiası dışında başkaca bir tanıdıklık, iş ilişkisi de olduğu somut deliller ile ortaya konulamadığı- Davalı borçlunun eşi tarafından aralarında başkaca bir iş ilişkisi olup olmadığı değerlendirilmeksizin verilen çeklerin neye dayalı olarak verildiği de belirlenmeksizin veya davalı borçlu ile davalı üçüncü kişi arasında herhangi bir iş ilişkisi veya tanıdıklık ilişkisi olup olmadığı somut deliller ile belirlenmeksizin, "çeklerin dava konusu gayrımenkulün satışına dair olmadığı, bu sebeple de dava konusu gayrımenkulünün tapuda gösterilen değeri ile tasarruf tarihindeki gerçek değeri arasında misli aşan farkın bulunduğu" gerekçesi ile davanın kabulüne karar verilmesinin hatalı olduğu- Mahkemece ayrı ayrı bent olarak tazminata hükmedilmesinin de hatalı olduğu-
Dava konusu gayrimenkulde ticari işletmenin devamı niteliğinde faaliyet yapılmadığı belirlenmişse de dava konusu fabrika binasının davalı borçlunun "yegane" ticari işletmesi olup olmadığı, faaliyetlerine aktif olarak devam edip etmediği ya da ne şekilde ettiği, araştırılmaksızın karar verilmesinin hatalı olduğu-
Tefecilik suçuna dair olan dosyanın kapsamı incelendiğinde, ekonomik olarak zor durumda bulunan ve kendisiyle herhangi bir yakınlığı bulunmayan davalı borçlunın, diğer davalıya değişik tarihlerde çok miktarda borç para verdiği, faizle borç para verme ilişkisini gizlemek için davalınn, davalı borçluya araba satmış gibi gösterdiğinin anlaşıldığı- Davalı ...nın davalı 3. kişi şirketin sahibi, diğer davalı 4. kişinin ise hem 3. kişi şirketim muhasebecisi, hem de davalı üçüncü kişinin amcasının oğlu olduğu, bu davalıların aynı bölgede gıda toptancılığı yaptığı hususları da beraber değerlendirildiğinde, davalı 3. kişi şirketin, davalı 4. kişinin ve diğer davalının davalı borçlunun İİK 280. madde kapsamında alacaklıya zarar verme kastıyla taşınmazını sattığını bilebilecek kişilerden olduğu- Bedele dönüşen davada davalı üçüncü kişi şirket ile davalı dördüncü kişinin dava konusu taşınmazı elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında bedelle (davacının alacak ve ferileriyle sınırlı olmak üzere) sorumlu tutulmalarına ve yargılama giderleri işe vekalet ücretinden davalıların müşterek müteselsil sorumluluğuna karar verilmesi gerektiği- Davanın bedele dönüşmesi halinde üçüncü kişi tarafından taşınmazın elden çıkarıldığı gerçek değeri olan miktara da dava tarihinden itibaren faiz yürütülerek karar verilmesinin hatalı olduğu-
