Tasarrufun iptali davasında borçlu şirkete ait taşınmazın aktifteki payının bilirkişi incelemesiyle belirlenmesi ve devrin ticari işletme devri niteliğinde olup olmadığının İİK m. 280/3 açısından değerlendirilmesi gerektiği-
Ticari işletmenin mühim bir kısmının devri niteliğindeki tasarrufta üçüncü kişinin kötü niyetinin kanıtlanamaması halinde davanın tümden reddedilmeyeceği, İİK m. 283/2 uyarınca bedele dönüşen davada borçlu ile tasarrufta bulunan kişinin malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmesi gerektiği-
Davalı borçlu şirketin dava dışı bakanlıktan olan hakedişlerini kredi ilişkisi kapsamında davalı üçüncü kişi bankaya temlik ettiği, bankanın temlik kapsamında gelen hakedişlerden alacağını mahsup ettikten sonra kalan bedelleri borçlunun vadesiz hesabına aktardığı ve hesaba bloke koymadığı uyuşmazlıkta davacının takibe başladığı tarihte bankanın elinde tuttuğu veya haksız olarak tahsil ettiği bir bedel bulunmadığı; temlik konusu bedellerin takipten önce borçluya aktarılmış olması nedeniyle temlikin davacının alacağını tahsiline engel olduğunun söylenemeyeceği, takipbin yapıldığı tarih dikkate alındığında bankaya İİK'nın 89/1 ihbarnamesi gönderilmiş olsa idi alacağın tahsili mümkün olabileceği ve temlik bedelinin banka alacağının mahsubu sonrasında kalan büyük kısmının borçlu şirkete iade edilmiş olması nedeniyle dava tarihi itibarıyla iptali gereken bir tasarruf kalmadığı gözetilerek tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerektiği- “Temlik işleminin alacaklıdan mal kaçırma amacıyla yapıldığı, bankanın borçlunun durumunu ve amacını bilebilecek kişilerden olduğu ve temlikinin ticari işletmenin büyük bir kısmının devri niteliğini taşıdığından iptale tâbi olduğu” şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği- Yargıtay Özel Dairesince verilen bozma kararından sonra BAM’da yapılan duruşmada ileri sürülen hâkimin reddi talebinin geri çevrilmesine ilişkin kararın da direnme kararıyla birlikte temyiz edildiği ve Özel Dairece bu temyiz itirazı incelenmeksizin dosyanın HGK’ya gönderildiği uyuşmazlıkta, hâkimin reddine ilişkin temyiz incelemesinin HGK tarafından yapılması gerektiği ve ret sebebine ilişkin inandırıcı delil veya emare bulunmadığından hâkimin reddi talebinin geri çevrilmesinin yerinde olduğu- "Özel Dairenin direnme kararını inceleyebilmesi için öncelikle ret talebinin reddine ilişkin ön sorunu inceleyip sonuçlandırması gerektiğinden bu incelemenin Özel Dairece yapılması gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Tasarrufun iptali davasında dördüncü kişi konumundaki alıcılar hakkında ivazlar arasındaki fahiş farkın tek başına iptal için yeterli olmayıp kötü niyetlerinin somut delillerle ispatlanması gerektiği, bu kişiler yönünden İİK m. 280/3 hükmünün uygulanamayacağı ve kötü niyetin kanıtlanamaması halinde davanın tümden reddedilerek borçlu ile tasarrufta bulunanların malı elden çıkardıkları tarihteki gerçek değer oranında tazminata mahkûm edilmeleri gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarında dava değerinin, takip konusu alacak ile tasarruf konusu şeyin değerinden az olan üzerinden belirlenerek nispi harç tamamlanmadan yargılamaya devam edilemeyeceği; kötü niyetli üçüncü kişinin elden çıkardığı malın gerçek değeri oranında ve alacak miktarıyla sınırlı olarak tazminata mahkum edilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davasında dördüncü kişinin borçlunun durumunu bildiğinin somut delillerle ispat edilememesi halinde, üçüncü kişi aleyhine dava konusu taşınmazın elden çıkarıldığı tarihteki gerçek değeri oranında tazminat sorumluluğu doğacağı ve davanın dördüncü kişi yönünden reddedilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davasında borçlu şirketin taşınmaz devrinin İİK m. 280/3 kapsamında ticari işletme devri niteliğinde olup olmadığının ve taşınmazın aktifteki ağırlığının bilirkişi incelemesiyle belirlenerek değerlendirilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davasında üçüncü kişinin kötü niyetinin tespiti için borçlu ile arasındaki ticari ilişkinin niteliği, süresi ve borçlunun mali durumunu bilip bilmediğinin ticari defterler dahil tüm delillerle araştırılması gerektiği-
Davalı üçüncü kişinin eşinin borçlu şirkette uzun yıllar çalıştığı, bu suretle aralarında tanışıklık bulunduğu ve devir bedeli ile gerçek değer arasında mislini aşan fark olduğu anlaşıldığından tasarrufun İİK m. 280/1 ve 278/3-2. gereğince iptale tabi olduğu- Taşınmazı devralan dördüncü kişinin takip borçlusu ile satıştan yaklaşık bir yıl önce bir kez alışverişinin olduğu, sonrasında ticari ilişkilerinin olmadığı, bu durumun ticari defterler ve tanık anlatımları ile doğrulandığı, davalı dördüncü kişinin dava konusu evi aldıktan sonra kullanmak üzere yapım işlerine devam ettiği, taşınmazın kullanımı için resmi kurumlara müracaatta bulunduğu, site yönetimince yapılan toplantılara katıldığı, aidatlarını ödediği, taşınmazın üzerine ipotek koydurduğu uyuşmazlıkta, takip borçlusu ile daha önce ticari ilişkisinin olmasının tek başına davalılar arasında kötü niyeti göstermeyeceği, davalılar arasında akrabalık bağı, iş ortaklığı, arkadaşlık gibi kötü niyeti gösterir bir durumun varlığı ispatlanamadığından davalı dördüncü kişi yönünden davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davasında borçlu şirketin taşınmaz devirlerinin İİK m. 280/3 kapsamında ticari işletme devri niteliğinde olup olmadığının ve bu taşınmazların aktifin önemli bir kısmını oluşturup oluşturmadığının bilirkişi incelemesi ile belirlenerek değerlendirilmesi gerektiği-