Davacı tarafça her ne kadar 01.11.2017 tanzim tarihli, 10.01.2018 vade tarihli bono uyarınca takip yapılmış ise de, söz konusu senedin her zaman geçmişe yönelik doldurulabilecek nitelikte olduğu, alacaklı tarafından yapılan takibin, dava konusu tasarruf tarihinden sonra başlatıldığı, davalı borçlunun davacının halasının eşi, aynı zamanda eniştesinin babası olduğu, davacı alacaklı ile davalı borçlu arasında yakın akrabalık bulunması nazara alındığında hayatın olağan akışında yakın akrabaların birbirlerine borç vermesi durumunda senet tanzim edilmediği gibi, davacının söz konusu meblağı davalı borçluya verdiğine ilişkin herhangi bir banka kaydının dosya içerisinde bulunmadığı, söz konusu paranın miktarı, verildiği tarihteki ekonomik koşullar dikkate alındığında kasada saklanmasının, kasadan alınarak borçluya elden verilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, bu itibarla mahkemece davacı ile davalı arasında gerçek bir borç alacak ilişkisinin olduğunun ispatlanamaması nedeni ile davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı-
Dosya içerisindeki belgelere göre davalı ...............'ın oto-alım satım işi ile iştigal ettiği, dava konusu araçlardan .............. ve .............. plakalı araçların otomobil vasfında olduğu, ..............ve ........... plakalı araçların ise kamyonet vasfında olduğunun anlaşıldığı, davalı borçlu şirketin iştigal sahası ve ticari defterleri incelenmeksizin, dava konusu araçların ticari işletmesi için kullanılıp kullanılmadığı ticari işletmenin önemli bir kısmı olup olmadığı araştırılmaksızın ve somut deliller ile belirlenmeksizin eksik incelemeye dayalı olarak davanın kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
Davalı borçlunun inşaat işi ile uğraşıyor olması, dava konusu gayrımenkul üzerinde %45 i tamamlanmış bir inşaatın bulunması, dava konusu gayrımenkulün davalı borçlunun sermayesi kadar değerinin bulunması ve dava konusu gayrımenkulün ticari işletmesinin mühim bir kısmını teşkil ediyor olması sebebi ile İİK madde 280/3 gereğince iptale tabi bulunmasına , davalı ...'nin de davalı borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kötü niyetli kişi olduğunun da ispat edilememiş olmasına göre davacı vekilinin ve davalı ... vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı-
Davacı tarafça yapılan devir işleminin muvazaalı ve mal kaçırmaya yönelik olduğu iddiası ile tasarrufun iptali davası açılmış ise de, davalı F. E.'nun borçlu M.'in aciz halini bilebilecek durumda olduğunun veya davalıların mal kaçırma amacıyla iş birliği yaptığının dosya kapsamında ispat olunamadığı, salt devir bedeli ile taşınmazın değeri arasındaki farkın muvazaa olarak kabul edilemeyeceği hususları birlikte değerlendirildiğinde "ispatlanamayan davanın reddine" daair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davalı tanığının ifadesindeki açıklamalar karşısında, davalının, borçlunun İİK'nın 280/1 maddesi gereğince içinde bulunduğu mali durumu ve alacaklılarını ızrar kastını bildiğinin kabulünü gerektiği, bu durumda banka kanalı ile ödeme yapılmış olması kötü niyetini ortada kaldırmayacağı- Dördüncü kişi konumundak Vaıkf yönünden ise anılan davalı yönünden davanın kabulü için kötü niyetinin ispatı gerektiği- Dosya kapsamından anılan vakıf ile davalı A. Oğul arasında organik bir bağ olup olmadığı yönünde bir bilgi bulunmadığı- Vakıf yönetim ve vakıf organlarındaki kişilerin kimler olduğu kuruluşlarından itibaren ilgili birimlerden sorularak, davalı borçlular ve ... ile bir bağlantıları olup olmadığı, borçlunun mali durumunu bilip bilemeyeceği araştırılarak, böyle bir durumun varlığının tesbiti halinde davanın bu taşınmaz yönünden kabulüne aksi durumda, diğer davalının taşınmazın devir tarihindeki değeri kadar ve alacak ferileri ile sınırlı olarak tazminat ödenmesine karar verilmesi gerektiği-
Borçlu ile üçüncü kişinin aynı iş kolunda faaliyet gösterdikleri, fatura, temlik ve takip tarihlerdeki yakınlığın hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davalı üçüncü kişinin borçlunun ekonomik durumunu ticari ilişki nedeni ile biliyor olduğu kabul edilmişse de; gerçek bir alacağı bulunan alacaklıya borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesinin ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracı olduğu- Borçlunun, üçüncü bir kişideki alacağını borcunu ödemek amacıyla alacaklısına temlik etmesinin mutat bir ödeme vasıtası sayıldığı ve iptale tabi olmadığı- Üçüncü kişi ve borçlu arasında önceye dayalı olarak ticari ilişkinin mevcut olduğu, temlik tarihinde temlik miktarının çok üzerinde borçlunun üçüncü kişiye borcunun bulunduğu ve temlik tarihinden sonra da bu ticari ilişkinin devam ettiği tespit edildiğinden, ortada iptale tabi bir tasarruf bulunmadığı ve somut olayda ödeme mutat vasıta ile yapıldığından İİK m. 280/'de öngörülen şartlar da oluşmadığından, tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerektiği- "Her iki davalının aynı iş kolunda faaliyet gösterdiği, birbirleriyle ticari ilişkileri bulunduğu ve temlik sözleşmesinde belirtilen faturaların davacı (alacaklı) tarafından yapılan takipten bir kaç gün önce düzenlendiği, temlik alan davalı üçüncü kişi şirketin davalı borçlu şirketin içinde bulunduğu malî durumu ve zarar verme kastını bildiği, somut olayın özellikleri ve ödeme sürecindeki işlemler itibarıyla İİK m. 280/1 uyarınca tasarrufun iptali davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca kabul edilmediği-
Davalı limited şirket ile diğer davalı şirketlerin adreslerinin, ortaklık yapılarının, yönetim kurullarının ve temsilcilerinin aynı olmadığı anlaşıldığı gibi faaliyet alanlarının ve hisse devirlerinin de benzer olmadığı, davalı limited şirket ile diğer davalı şirketler arasında hukuki, fiili ve organik hiçbir bağın bulunmadığı, nitekim mahkemece makine mühendisi, muhasebe finansman öğretim üyesi ve malî müşavirden oluşan üç kişilik bilirkişi heyetinden alınan raporda, davalı ile diğer davalı şirketlerin arasında dava konusu sözleşme ilişkisinin kurulduğu dönemi de kapsayan 2009-2017 yılları arasında cari hesap ilişkisinin bulunmadığı, davalı ile diğer davalı şirketlerin ortaklık yapılarında herhangi bir benzerlik olmadığı tespit edilmiş; davalı limited şirketin davacı alacaklıdan mal kaçırmak ve onu zarara uğratmak amacıyla kötüniyetli işlemler yaptığının da somut verilerle ortaya konulup ispatlanmadığı-
Borçlunun, davalı 3. kişi ile aynı mahallede ikamet ettiği, tanık beyanlarından tarla komşusu tanıklarda olduklarının, tarafların birbirlerini tanıdıklarının anlaşıldığı, davalı tarafça dosyaya yapılan ödemelere dair banka dekontlarında bu ödemelerin tarla bedeli için olduğuna dair bir açıklama olmadığı, davalının üzerinde 6 adet haciz bulunan ve ................... Bankası lehine 1.800.000 TL bedelli ipotekle satın alınmasının hayatın olağan akışına aykırı olduğu gerekçesi ile davacı vekilinin istinaf isteminin kabulü gerekeceği-
Tasarrufun iptali davasında; dava konusu taşınmazların satış bedeli ile gerçek değeri arasında fahiş fark bulunmadığı, taşınmazları devralan üçüncü kişi ve ardından devralan dördüncü kişi şirketlerin davacıya borcu olmadığı gibi borçlu ile aralarında organik bağ bulunsa dahi bu bağın ancak borçlu ile üçüncü kişi arasında hukuki sonuç doğuracağı, ayrıca devralanların borçlunun mali durumunu ve alacaklıları ızrar kastını bildiklerinin ispatlanamadığı, öte yandan satışın ticari işletme devri niteliğinde olduğu kabul edilse bile keyfiyetin davacı alacaklıya mail yoluyla bildirildiği, emlakçı aracılığıyla dava konusu taşınmazların satışı için ilan verildiği, bu ilanların iki yıl süreyle kaldığı ve böylece İİK'nin 280/3. maddesindeki karinenin çürütüldüğü gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulması gerektiği-
Dava açıldığı tarihte dava dışı şirket tarafından temlik işlemine muvafakat verilmediği, temlikin muvafakate bağlı olduğu, temlik işleminin yapıldığı tarihten itibaren ortada geçerli bir tasarruf işlemi bulunmadığı, davacının da davayı açmakta haklı olmadığı anlaşıldığından; mahkemece davanın dava şartı yokluğundan reddine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin de davalılar lehine hükmedilmesi gerektiği-