Murisin eşinin vefatı sonrasında ölümüne kadar davalı ile birlikte yaşadığı ve murise davalı tarafından bakıldığı, sözleşme tarihindeki murisin elinde bulunan malvarlığı miktarı ile temlik edilen malın bütün mamelekine oranı dikkate alındığında ölünceye kadar bakım sözleşmesine konu edilen taşınmazların makul olarak değerlendirilebilecek miktarda olduğu, murisin yapılan her iki temlikte de eşinin vefatı sonrasında davalı ile birlikte yaşamayı, ölünceye kadar bakıp gözetilmesini amaçladığı, muris ile davacılar arasında herhangi bir problem olmadığı, işlemlerde üçüncü kişileri aldatma amacının olmadığı dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Arsa sahipleri ile taşeron arasında noterde yapılan Düzenleme Şeklinde Fesihname ile "sözleşmedir" başlıklı belge birlikte değerlendirildiğinde tarafların karşılıklı anlaşması neticesinde inşaat yapımının .. tarafından üstlenildiği, davacı tarafın mal kaçırma iddiasını ispatlayamadığı değerlendirilmekle davanın reddine, davalılardan ....'nın borçlunun yetkilisi olduğu, şirket ile ortaklığının bulunmadığı, davalılardan ..'nın diğer borçlunun yetkilisi olduğu, şirket ile ortaklığının bulunmadığı anlaşılmakla, bu davalılar yönünden davanın husumet yokluğu sebebiyle reddine karar verilmesi ve borçlunun içinde bulunduğu mali durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunmadığı ve muvazaa iddiasının ispatlanamadığı, bu nedenle ret kararı verilmesinin isabetli olduğu-
Davalıların davalı borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişi olduğu ve kötü niyetli olduklarının somut deliller ile ispat edilememiş olması sebebi ile tasarrufun iptali davasının reddi gerekeceği-
Dava konusu gayrımenkulün 31.10.2019 tarihinde 240.000,00 TL bedelle devredilmiş olmasına, tasarruf tarihindeki gerçek değerinin ise 309.949,96 TL olduğunun belirlenmesine, gayrımenkulün gerçek değeri ile tapuda gösterilen değeri arasında misli aşan farkın bulunmamasına, davalı borçlunun davalı 3. kişinin babasının yanında tasarruf tarihinden 11 ay sonra çalışmaya başladığının belirlenmesine, davalıların tasarruf tarihinden öncesine ait tanışıklık ilişkisi olduğunun somut deliller ile ispat edilememiş olmasına göre "davanın reddine" dair verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
TBK'nun 133. maddesinde de açıkça ifade edildiği üzere, mevcut bir borç için salt poliçe taahhüdünde bulunmak veya yeni bir alacak senedi düzenlemenin tek başına yenileme anlamına gelmeyeceği, yenilemenin varlığını kabul için bu konuda yenileme sözleşmesi yapılması gerektiği ve sözleşmenin varlığını ispat yükünün de bunu iddia edene ait olduğu, taraflar arasında bu şekilde düzenlemiş bir yenileme sözleşmesinin olmadığı ve davacı tarafça ispat edilemediği, sadece yeni bono düzenlendiğini iddia ettiği, bu durumda davacının alacağının 30.08.2010 keşide tarihli bonodan kaynaklandığının kabulü gerektiği, aksinin davacı tarafça ispatlanamadığı, borcun kaynağının 16.07.2007 tanzim tarihli bonoya istinaden yenilendiğinin yasal delillerle ispat edilemediği, bu halde borcun doğumunun, iptali istenen tasarruftan sonra gerçekleşmesi nedeniyle önkoşul yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiği-
Dava konusu iptali istenilen tasarrufun, davalı borçlu muris veya mirasçı ............. tarafından yapılan bir tasarrufa ilişkin olmadığı, ayrı bir tüzel kişiliği ve varlığı olan şirketin yapmış olduğu tasarrufun borçlunun yapmış olduğu işlem olarak kabul edilmesinin mümkün olamayacağı, günümüzde binlerce ortağa ulaşabilen şirketlerin tüm ortaklarına ait alacaklıların, bu şirketlerin yaptığı tasarruflara müdahale etmesinin, bunlar için iptal davası açmasının da ticari hayatın gereklerine ile hukuk usul ekonomisine de aykırılık teşkil edeceği ve karmaşaya yol açacağı da gözetildiğinde davalıların husumetinin bulunmaması nedeniyle reddine karar verilmesi yerine, davanın esasına girilerek kabul kararı verilmesinde yasal isabetin bulunmadığı-
Davalı borçlunun acz halinde olmasına ve davacının alacağının cari hesap ilişkisinden kaynaklanmasına göre gerçek olduğunun da bilirkişi raporu ile belirlenmiş olmasına, dava konusu gayrımenkulün fabrika binası ve arsası olup, davalılar arasındaki tasarrufun İİK 280/3 gereğince iptale tabi bulunmasına, davalı (E)Tic. Ltd. Şti ile davalı borçlu arasında ticari ilişki olup, davalı (E) Tic. Ltd. Ştinin davalı borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişi olmasına, dava konusu gayrımenkul bedelinin devir tarihinden çok sonra davalı (E) Tic. Ltd. Ştinin alacaklarının temlik edilmesi ile ödeneceğinin kararlaştırılmış olmasının bile davalılar arasında yakınlık olduğunun göstergesi olmasına göre verilen "davanıjn kabulüne" ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davacı tarafça her ne kadar 01.11.2017 tanzim tarihli, 10.01.2018 vade tarihli bono uyarınca takip yapılmış ise de, söz konusu senedin her zaman geçmişe yönelik doldurulabilecek nitelikte olduğu, alacaklı tarafından yapılan takibin, dava konusu tasarruf tarihinden sonra başlatıldığı, davalı borçlunun davacının halasının eşi, aynı zamanda eniştesinin babası olduğu, davacı alacaklı ile davalı borçlu arasında yakın akrabalık bulunması nazara alındığında hayatın olağan akışında yakın akrabaların birbirlerine borç vermesi durumunda senet tanzim edilmediği gibi, davacının söz konusu meblağı davalı borçluya verdiğine ilişkin herhangi bir banka kaydının dosya içerisinde bulunmadığı, söz konusu paranın miktarı, verildiği tarihteki ekonomik koşullar dikkate alındığında kasada saklanmasının, kasadan alınarak borçluya elden verilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, bu itibarla mahkemece davacı ile davalı arasında gerçek bir borç alacak ilişkisinin olduğunun ispatlanamaması nedeni ile davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı-
Tasarrufun iptali davasında; her ne kadar satış bedeli ile bilirkişi tarafından belirlenen gerçek değer arasında fahiş fark bulunmasa da; borçlu ile davalı üçüncü kişinin aynı köylü oldukları, üçüncü kişinin kardeşinin borçlunun iş yeri komşusu olduğu ve aynı zamanda borçlunun babasının kiracısı konumunda bulunduğu tespit edilmekle; bu organik ilişkiler ağında üçüncü kişinin İİK m. 280/1 uyarınca borçlunun mali durumunu ve alacaklıları ızrar kastını bilen veya bilmesi gereken kişilerden olduğu; alacağın yargılama sırasında tahsili durumunda davanın konusuz kalması nedeniyle esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına dair hüküm kurulurken, davacının davayı açmakta haklı olduğu gözetilerek yargılama giderleri ve vekalet ücretinin davacı lehine hükmedilmesi gerektiği-
Tüzel kişilik perdesinin aralanması ve yöneticilerin şahsi sorumluluğuna dayalı olarak açılan navlun alacağı davasında; mahkemece hem acentelik ilişkisine dayalı temsil hükümlerine hem de tüzel kişilik perdesinin aralanması kurumuna aynı anda dayanılmasının çelişki oluşturduğu gözetilerek HMK'nın 31. maddesi uyarınca davacıya açıklattırma yaptırılması gerektiği- Yöneticilerin sorumluluğu yönünden yürütülen ceza soruşturmalarının sonuçları beklenmeden eksik inceleme ile hüküm kurulmasının hatalı olduğu-
