Tasarrufun iptali davasında; dava konusu taşınmazların satış bedeli ile gerçek değeri arasında fahiş fark bulunmadığı, taşınmazları devralan üçüncü kişi ve ardından devralan dördüncü kişi şirketlerin davacıya borcu olmadığı gibi borçlu ile aralarında organik bağ bulunsa dahi bu bağın ancak borçlu ile üçüncü kişi arasında hukuki sonuç doğuracağı, ayrıca devralanların borçlunun mali durumunu ve alacaklıları ızrar kastını bildiklerinin ispatlanamadığı, öte yandan satışın ticari işletme devri niteliğinde olduğu kabul edilse bile keyfiyetin davacı alacaklıya mail yoluyla bildirildiği, emlakçı aracılığıyla dava konusu taşınmazların satışı için ilan verildiği, bu ilanların iki yıl süreyle kaldığı ve böylece İİK'nin 280/3. maddesindeki karinenin çürütüldüğü gözetilerek davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu gerekçesiyle hükmün bozulması gerektiği-
Davalı ..............ın diğer davalılar ...............'ın kardeşi, ................'ın ise dünürü olduğu, 6183 sayılı Kanun'un 1. ve 3.maddeleri uyarınca amme alacağı niteliğindeki toplam 452.134,02 TL'lik idari para cezası yaptırımından kaynaklı alacak sebebiyle davalı ...........ın davacı Kurum nezdinde borçlu olarak yer aldığı, ödeme emirlerinin tebliği sonrasında itiraz edilmeyerek kesinleşen alacağa ilişkin 11.07.2019 tarihli haciz varakalarının düzenlenmesi gözetilerek alacağın gerçek olduğu ve borcun ödenmediği, eldeki uyuşmazlıkta amme alacağını ödeme müddetinin başladığı tarihin ödeme emirlerinin tebliğ edildiği 21.06.2019 tarihi olduğu ve en eski tasarrufun bu tarihten geriye doğru 2 yıllık süre içerisinde kalan 28.12.2017 tarihi olması sebebiyle dava konusu tasarrufların hükümsüz oldukları, 6183 sayılı Kanun'un 26.maddesi uyarınca dava tarihinin 30.01.2020 tarihi olmasından dolayı tasarruf tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü sürede davanın ikame edildiği, dosya arasına alınan delillerden kredi kullanıldığı ve araç satışı gerçekleştirildiği anlaşılmış ise de bu bedellerin salt satış işlemi için temin edildiği ya da bahse konu paranın davalı ..............'a ödendiğine dair delil sunulmadığı anlaşılmakla, davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Davanın açıldığı tarihte dava dışı şirket tarafından temlik işlemine muvafakat verilmediği, temlikin muvafakate bağlı olduğu, temlik işleminin yapıldığı tarihten itibaren ortada geçerli bir tasarruf işlemi bulunmadığı, davacının İİK m. 277 vd. uyarınca  tasarrufun iptali davasını açmakta haklı olmadığı anlaşıldığından; davanın dava şartı yokluğundan reddine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin de davalılar lehine hükmedilmesi gerektiği-
Dava konusu alacağın karar tarihinden sonra davalı tarafından ödendiği, dolayısıyla davanın konusuz kaldığı, mahkemece yapılan yargılamada, dava açıldığı zaman hangi tarafın haksız olduğunu tespit edecek mahiyette olduğundan bu yönde karar verilmesi için yeniden yargılama yapılmasına gerek olmadığı, gerekçesi ile "...dava konusuz kaldığından esas hakkında karar verilmesine yer olmadığına..." dair mahkemece verilen kararda bir isabetsizlik bulunmadığı- Davalı vekilinin "müvekkilinin iyi niyetli olduğunu, icra tehditi sebebi ile dava konusu borcu ödemek zorunda kaldığını, davanın konusuz kalmadığını, davalının müvekkilin fabrikasında çalışmasını gerekçe göstererek davayı ispatladığını, ancak müvekkil firmada hiç çalışmadığını, karara dayanak gösterilen bu sebep üzerinde hiçbir araştırma yapılmadığını, davacı tarafça süresi içerisinde aciz belgesi sunulmadığını" beyan ederek kararın bozulmasını istemiş de temyiz sebeplerinin yerinde bulunmadığı-
Davalının borçlusu kardeşine icra takibi başlattığı, bu dosya alacağının fer'ileri hariç toplam 1.350.000,00 USD olduğu, icra dosyasına eklenen adi yazılı protokollere dayanan bu alacağın kaynağının miras paylaşımı ile alakalı olduğunun ileri sürüldüğü, davalılar arasında 27.06.2005 tarihli sözleşme ve ibraname başlığı altında senet tanzim edildiği ve miras paylaşımı yapıldığı, bu sözleşmeye göre tarafların birbirlerine borcu bulunmadığı, 13.06.2010 tarihi atılan ek sözleşmeyle davalı borçluya borç yüklenildiği uyuşmazlıkta adi yazılı ikinci senede itibar edilmediği, davalı tanıklarının da savunmadan farklı olarak; ‘..borç para verdiği ve bu nedenle aralarında borç ilişkisi olduğu’ beyanlarına itibar olunmadığını, kardeşlerin birbirlerinin ekonomik durumu ve borçlarını bilebilecek durumda olduğunu, davacının alacağını tahsil önüne geçebilmek için davalıların aralarında alacak takibi başlattıkları kanaatine ulaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulü gerektiğini- Tasarrufun iptali davalarında davanın kabulüne karar verilmesi halinde alacaklının icra dosyasındaki alacak ve fer'ilerine şamil olmak üzere tasarrufun iptali ile davacıya haciz ve satış yetkisi verilmesi gerekir ise de, somut olayda dava konusu tasarrufun davalılar arasında yapılan muvazaalı icra takibi olduğu anlaşılmış olup, bu durumda yalnızca davacının alacak ve fer'ileriyle sınırlı olmak üzere muvazaalı icra takibinin iptaline karar verilmesi gerekirken, hem tasarruf konusu ‘icra takibinin iptaline’ hem de ‘iptal edilen bu takip dosyası üzerinden tahsil yetkisi’ karar verilmesinin doğru olmadığını, bu yanılgının giderilmesinin yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte olmadığını-
6183 sayılı Yasa'nın 24 ve devamı maddelerine göre tasarrufun iptali istemi- Davalıların akraba oldukları, üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilebilecek kişilerden olduğu, satış tarihindeki vergi borcunun 9.059,17 TL olduğu anlaşıldığı gerekçesi ile davanın bu miktar ile sınırlı olarak kabulüne karar verildiği- 
Borçlu şirket adına kayıtlı İzmir ili, ....ilçesi, ... Mahallesi 26749 ada, 1 parsel, D Blok 1.kat, 4 nolu mesken vasıflı taşınmazın 10.11.2016 tarihinde 700.000,00 TL bedelle davalı ...'e devri yönünden ivazlar arasında önemli oransızlık olmadığı, İİK'nın 280/1maddesine göre üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilen şahıslardan olduğunun ispatlanmadığı ve taşınmazın konut olması nedeni ile işyeri devri niteliğinde olmadığı gerekçesi ile bu davalılar yönünden davanın reddine, borçlu ... tarafından davalılar ... ve ... yapılan satışlarda ivazlar arasında önemli oransızlık olduğu gibi taraflar arasında yakınlık olduğu gerekçesi ile anılan davalılar yönünden davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Tasarrufun iptali davalarında, devredilen taşınmazın tasarruf tarihindeki gerçek değeri ile tapuda gösterilen resmi satış bedeli arasında misli aşan fahiş bir fark bulunmasının, kanun gereği doğrudan ve mutlak bir iptal sebebi teşkil ettiği (İİK m. 278/2)- Bunun yanı sıra borçlu ile lehine tasarruf yapılan üçüncü kişi arasında akrabalık ilişkisinin bulunmasının ve kısa zaman aralıklarıyla çok sayıda taşınmazın aynı şahsa devredilmesi gibi sistematik işlemlerin, üçüncü kişinin borçlunun mali aczini ve mal kaçırma kastını bilen veya bilmesi gereken kötüniyetli şahıslardan olduğunu yasal karine olarak açıkça ispatladığı (İİK m. 280/1)- Söz konusu maddi ve hukuki olgular muvacehesinde, hem edimler arası aşırı oransızlık hem de alacaklıları ızrar kastı dosya kapsamındaki emarelerle şüpheye yer bırakmayacak şekilde sübuta erdiğinden, muvazaalı tasarrufların iptaline yönelik kurulan hükümde usul ve yasaya aykırı hiçbir isabetsizlik bulunmadığı-
Dava konusu taşınmazın devir tarihi itibarıyla tapudaki bedeli ile gerçek değeri arasında her ne kadar aşırı bir fark var ise de; davalının bu yeri kısmen kredi kullanarak satın aldığı, kalan meblağın da ödemelerine ilişkin belgelerinin dosyaya sunulduğu, uygulamada tapu harçlarının düşük ödenmesi için satış bedelinin düşük gösterilmesinin sıklıkla rastlanılan bir durum olduğu bu nedenle salt tapuda gösterilen satış bedelinin düşük olması tek başına muvazaanın ispatı için yeterli olmadığı, yapılan yargılama sonucu toplanan delillere, yapılan keşif sonucu alınan bilirkişi raporuna, dinlenen tanık beyanlarına ve tüm dosya kapsamına göre; davalılar arasında bir yakınlık, akrabalık veya herhangi bir iş ilişkisi bulunduğuna dair dosyaya yansıyan bir delil olmadığı, davalılar arasındaki satış işleminin muvazaalı olduğunun ispat edilemediği anlaşılmış olmakla davacının davasının reddine karar verilmesi gerekeceği-
Bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın sözleşme kapsamındaki imalatlarının yapılmamış hali için, resmi senet tarihindeki değerinin 200.000,00 TL olarak hesap edildiği, resmi satış bedelinin ise 107.110,00. TL olduğu ve yine celp edilen taşınmazın bulunduğu binadaki bağımsız bölüm satışlarına ilişkin satış senetlerinin incelenmesinde de, davamıza konu taşınmazın satış bedellerine yakın bedellerde satış işlemlerinin gerçekleştirildiği, bu hali ile her iki rakamın taşınmazın karkas halde satışının yapıldığı göz önüne alındığında makul karşılanabilecek bir seviyede olduğu ve İİK m278 maddedeki "ivazlar arasındaki fark " olgusunun mevcut olmadığı, temlikin niteliğine göre İİK m.279 daki şartların da oluşmadığı, davalıların kardeş oldukları ve zarar verme kastını bilebilecek durumda oldukları yönündeki iddianın da tek başına İİK m.280 bakımından tek başına iptal sebebi olmayacağı, taşınmazın ipotekli ve natamam şekilde alınması nazara alındığında maddede aranan "alacaklılara zarar verme kastı " unsurunun oluşmadığı, öte yandan TBK m.19 anlamında" muvazaa " nın varlığının da ispatlanamadığı kanaati ile, kanıtlanamayan davanın reddine" karar verilmesi gerekeceği-