Zilyetlik, maddi olaylardan olup, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14/1. maddesi gereğince yerel bilirkişi ve tanıkların her türlü delille kanıtlanmasının mümkün olduğu-
Hukuki niteliğinin yanında maddi olaylardan sayılan zilyetlik tanık dâhil her türlü delille kanıtlanabilir. Bu tür yerlerin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve TMK.’ nun 713. maddeleri uyarınca zilyedi adına tapu siciline tescil edilebilmesi için malik sıfatıyla davasız, aralıksız en az yirmi yıl süreyle ekonomik amacına uygun olarak zilyet olunması gerekir. Davanın başarıya ulaşabilmesi için bu hususun somut olarak kanıtlanması gerekir. Başka bir anlatımla, yerel bilirkişi ve tanıkların kanun maddelerinde belirtilen tabirleri soyut olarak tekrar etmesi mülkiyetin kazanılması için yeterli sayılmaz. Mahkemece yeterince araştırma ve soruşturma yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesinin hükmün bu nedenlerle bozulmasına sebep olacağı-
Hukuk Genel Kurulunun 27.02.2002 gün, 2002/8-141 Esas, 2002/132 Karar sayılı kararına göre, tespit dışı bırakma tarihi, bitişik ya da komşu parsellere ilişkin kadastro tutanağının düzenlendiği tarihtir. Buna göre; somut olayda dava konusu taşınmaz, davacıya ait bitişik taşınmaza ait kadastro tutanağına göre 10.05.2001 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında paftasında yol ve yol boşluğu niteliği ile bırakılmış olup; 3402 sayılı Kadastro Kanununun 7/4. maddesine göre kadastro tutanağı düzenlenmeyen bu yerle ilgili olarak kadastroya tabi olması yolunda herhangi bir iddia vaki olmamış ve dava tarihi olan 22.09.2006 tarihine kadar geçen süre içerisinde hak arama yoluna başvurulmamıştır. Davanın, makul sürede açılmadığı ve dava konusu taşınmazın paftasında yol boşluğu olarak gösterildiği tarihten dava tarihine kadar 20 yıl geçmediği de dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile davanın kabulüne karar verilmiş olmasının hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Tespit dışı bırakılan yerlerle ilgili zilyetliğe dayalı tescil talepli dava makul süre içinde açılmışsa tespit dışı bırakılma tarihinden önceki zilyetliğin tespitten sonraki zilyetliğe eklenebileceği-
Davacı taşınmazı dava tarihinden geriye doğru 10-15 yıl önce haricen satın aldığı ve taşınmaz üzerinde bağımsız 20 yıllık zilyetliğinin bulunmadığı, bu nedenle TMK.’nun 996. maddesi gereğince satıcısının eklemeli zilyetliğine dayandığı gözetilerek satıcı bakımından da 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14. maddesi uyarınca miktar araştırmasının yapılması, öte yandan genel mahkemelerde açılan davalarda hâkim tarafların gösterdikleri tanık ve delillerle bağlı olup kendiliğinden kadastro bilirkişilerini tanık olarak dinleyemez. Keşifte re'sen dinlenen kadastro bilirkişilerinin beyanlarına bu nedenle değer verilemeyeceği hususu da göz önüne alınarak toplanacak deliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken eksik araştırma ve inceleme sonucu hüküm kurulmasının hükmün bu nedenlerle bozulmasına sebep olacağı-
Hukuki niteliğinin yanında maddi olaylardan sayılan zilyetlik, tanık dâhil her türlü delille kanıtlanabilir. Bu tür yerlerin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve TMK.’ nun 713 maddeleri uyarınca zilyedi adına tapu siciline tescil edilebilmesi için malik sıfatıyla davasız, aralıksız en az yirmi yıl süreyle ekonomik amacına uygun olarak zilyet olunması gerekir. Davanın başarıya ulaşabilmesi için bu hususun somut olarak kanıtlanması gerekmektedir. Başka bir anlatımla, yerel bilirkişi ve tanıkların kanun maddelerinde belirtilen tabirleri soyut olarak tekrar etmesi mülkiyetin kazanılması için yeterli sayılmaz. Buna göre, yapılan araştırma ve inceleme hüküm vermeye yeterli olmayıp, eksik soruşturmaya dayanan hükmün, hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Tapusuz taşınmazlarda satışın tamamlanması için zilyetliğin devri zorunlu olduğundan, davacının zilyetliği teslim almadığı ve zilyetliğin 20 yılı aşkın süredir davalı tarafta olduğu dikkate alındığında taşınmazın mülkiyetinin davacılar murisine intikal ettiğinin kabulünün mümkün olmadığı-
Paftasında kayalık olarak belirlenen ve jeolog bilirkişi raporuyla da taşlık alan olarak nitelenen böyle bir yerin imar-ihya ve zilyetlikle kazanılamayacağı yerleşmiş içtihatlar gereği olduğu göz önünde tutularak gerek davacının ve gerekse Hazine’nin tescil taleplerinin reddine karar vermek gerekirken, maddi olay ve hukuki nitelemede yanılgıya düşülerek yazılı olduğu üzere davacı ile davalı Hazine lehine kabul kararı verilmesinin doğru olmadığı-
Davacı dava dilekçesinde tescilini istediği taşınmazın batı hududu olarak 809 parseli gösterdiği halde, söz konusu parselin de batısında bulunan ve bu nedenle dava konusu olmayan, krokide H harfi ile gösterilen taşınmaz bölümü için de talep aşılarak hüküm kurulmasının doğru olmadığı-
