Kadastro tespiti 1984 yılında yapılmış olup tescili istenen taşınmaz bölümleri bu tarihte çalılık niteliğinde tapulama harici bırakılan yerlerden olduğu ve davacının 2510 sayılı parseli 1997 yılında Hazine’den satın aldığı hususları birlikte değerlendirildiğinde ve gözetildiğinde, davacının dava konusu taşınmazlar üzerinde başlayan zilyetliğinin en erken 2510 sayılı parseli satın aldığı 07.03.1997 tarihinden sonra başladığının kabulünün gerekeceği-
Kadastro Müdürlüğü’nün karşılık yazısına göre uyuşmazlık konusu taşınmaz bölümünün 1962 yılında yapılan tapulama çalışmalarında "boşluk" olarak tespit dışı bırakıldığı, böyle bir yerin zilyetlikle edinilebilmesi için TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesinde belirtilen diğer koşulların yanı sıra taşınmazın nitelik itibariyle de kazanıma elverişli yerlerden olmasının gerekeceği-
Tapu kaydının kadastro yolu ile oluştuğu tarihte kayıt maliklerinin ölüm tarihlerinden itibaren tamamı bakımından TMK’nın 713/2. maddesinde yazılı kazanma süresi ve koşullarının gerçekleşmesi halinde tapuda verasette iştirakli olarak kayıtlı payın tümünün kazanılmasının mümkün olacağı, ancak bu ortaklardan biri bakımından dahi kazanma süresi ve koşullarının gerçekleşmemesi yani sağ olması halinde payın tamamının kazanılamayacağı-
Hukuki niteliğinin yanında maddi olaylardan sayılan zilyetlik tanık dâhil her türlü delille kanıtlanabilir. Bu tür yerlerin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve TMK.’ nun 713. maddeleri uyarınca zilyedi adına tapu siciline tescil edilebilmesi için malik sıfatıyla davasız, aralıksız en az yirmi yıl süreyle ekonomik amacına uygun olarak zilyet olunması gerekir. Davanın başarıya ulaşabilmesi için bu hususun somut olarak kanıtlanması gerekir. Başka bir anlatımla, yerel bilirkişi ve tanıkların kanun maddelerinde belirtilen tabirleri soyut olarak tekrar etmesi mülkiyetin kazanılması için yeterli sayılmaz. Mahkemece yeterince araştırma ve soruşturma yapılmadan yazılı şekilde karar verilmesinin hükmün bu nedenlerle bozulmasına sebep olacağı-
Davanın, kazanmayı sağlayan zilyetlik ve muristen intikal hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.nun 713/1 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi gereğince açılan mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davası olduğu, dava konusu taşınmazların muris M.'dan kaldığı ve paylaşımın yapılmadığı anlaşıldığı taktirde ve davada mirasçılar arasında açılıp yürüyen bir dava olduğu gözetilerek davacıların miras payı oranında iptal ve tescile karar verilmesi gerekirken, yöntemine uygun bir biçimde açılmış bir dava ve isteği bulunmayan 1951 doğumlu M. Ç. açısından da iptal ve tescile karar verilmesinin HUMK.nun 74. maddesine aykırı olduğu-
Kural olarak aşının yapıldığı tarihten itibaren 20 yıllık sürenin geçmesi ve diğer koşulların davacı yararına oluşması halinde, taşınmazın kazanmayı sağlayan zilyetliğin imar ve ihya yoluyla edinilmesinin mümkün olduğu-
Davanın TMK.nun 713/1-3. madde ve fıkraları gereğince açılan tescil isteğine ilişkin olduğu, bu tür davalarda taşınmaz köy sınırları içinde bulunuyorsa davanın Hazine’yle birlikte köy tüzel kişiliğine, belediye sınırları içinde bulunduğu taktirde dava Hazine’yle birlikte ilgili Belediye’ye yöneltilerek açılacağı, TMK.nun 713/3. fıkrasında açıklanan Hazine ve ilgili kamu tüzel kişilerinin bu tür davalarda kanuni hasım durumunda bulunduğu, bu bakımdan davanın Hazine’ye yöneltilerek taraf teşkili sağlanmadan davanın yürütülmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu-
Dava, taraflar arasında yapılan adi yazılı sözleşmeden kaynaklanan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkindir. Ne var ki anlaşma belgesinin TMK.’nun 677. maddesi kapsamında kalan miras payının devri niteliğinde olup olmadığı uyuşmazlık konusu oluşturmaktadır. Anlaşma metnine göre yapılan sözleşmenin TMK.’nun 677.maddesi kapsamında yer alan miras payının devri sözleşmesi niteliğinde olduğunun kabulüne olanak bulunmamaktadır. İki kardeş arasında yapılan bir anlaşma olup, şarta bağlanmıştır. TMK.’nun 676 ve 678. maddeleri kapsamında kalan bir sözleşme de değildir. Mahkemece bu hususlar göz önüne alınarak bir karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesinin hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu Kanun’da yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktarın sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmeyeceği, mahkemece Tapu Sicil Müdürlüğü ve Hukuk Muhakemeleri Yazı İşleri Müdürlüğü’nden gerekli araştırma yapılmış ise de belgesizden edinilen taşınmazlar olup olmadığının Kadastro Müdürlüğü’nden sorulmadığı, belgesizden edinilen taşınmaz bulunup bulunmadığı Nusaybin Kadastro Müdürlüğünden sorularak, gerek mahalli bilirkişi beyanlarına gerekse de 22.12.2009 tarihli ziraat mühendisi bilirkişi raporuna göre taşınmazların sulama imkanı bulunduğunun nazara alınmasının ve toplanan deliller değerlendirilerek sonucuna göre bir karar vermek gerekeceği-