Davacı şirketin maden kömürü işletme ruhsatı kapsamında kömür çıkarma faaliyetinde bulunmasının ekonomik amaca uygun zilyetlik olarak değerlendirilemeyeceği; taşınmazın imar-ihyaya muhtaç ham toprak niteliğinde olduğu, davacı lehine kazanmaya yeterli ekonomik amaca uygun zilyetlik koşullarının oluşmadığı-
Yetkili merci tarafından bir yerin mera olarak tahsisinin yapılmış olması durumunda gerçek kişinin o yerdeki zilyetliği sona ereceğinden mera olarak tahsisin yapıldığı tarih itibariyle kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinme koşullarının saptanması gerekeceği-
Kabul edilen parseller yönünden verilen pay oranları ile veraset belgesindeki pay oranları birbirleriyle örtüşmediği gibi kabule ilişkin hüküm fıkrasında bulunan pay oranları tekil niteliğinde yazılmış olup, tüm parselleri kapsayıp kapsamadığı konusunda da duraksamanın söz konusu olduğu, bundan ayrı bir kısım parseller bakımından miras payı oranında (1/5’er) iptal ve tescile karar verildiği halde diğer bir kısım parseller bakımından ise davalıların üçüncü şahıs durumunda olduğu ve kazandırıcı zamanaşımından kazanacakları gözetilerek 1/10’ar pay oranında iptal ve tescile karar verilmesinin de doğru olmadığı-
Taşınmazın imar planı içerisine alındığı tarihe kadar öncelikle imar – ihya işlemlerinin tamamlanmış olması ve bu işlemlerin tamamlanmış olması tarihinden itibaren dava tarihine kadar TMK. nun 713/1. maddesinin aradığı zilyetlikle iktisap şartları davacı lehine gerçekleşmişse 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddeleri hükümleri karşısında davanın kabulüne karar verilmesinin gerekeceği-
Kural olarak, tapulu bir taşınmazın veya tapuda kayıtlı bir payın kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesinin mümkün olmadığı; ancak, kanunun açıkça izin verdiği ve düzenlediği ayrık durumlarda tapulu bir yerin veya tapuda kayıtlı bir payın koşulları oluştuğu takdirde kazandırıcı zamanaşımı ve zilyetlik yoluyla edinilmesinin mümkün olabileceği-
Kural olarak, kadastro tespitinin yapılmasıyla kadastrodan önceki zilyetliğin kesintiye uğrayacağı ve kadastronun tespitinden itibaren başlayacak olan zilyetliğe eklenmeyeceği; kadastro tespitinden itibaren davacının taşınmaz üzerinde aralıksız çekişmesiz malik sıfatıyla, 20 yıllık kazanmayı sağlayan zilyetlik süresinin geçmiş olmasının gerekeceği-
TMK.nun 713/1. maddesi gereğince açılan tescil davalarının, kamu düzeni ağırlıklı davalar olup bir bakıma kendiliğinden araştırma ve inceleme prensibine tabi oldukları-
Taşınmazlar üzerinde bulunan taşlar, sadece üç adet zeytin ağacının bulunması ve eğim durumları gözönünde bulundurulduğunda, dava konusu parselleri nitelik itibariyle kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya yolu ile kazanmaları mümkün olmadığı gibi uzman bilirkişi yüksek orman mühendisi raporunda açıkladığı gibi yirmi yıl aşkın bir süreden beri parsellerin işlenmediğini bildirdiğine göre, davacının taşınmazlar üzerindeki zilyetliğini bilerek ve iradi olarak terk ettiğinin kabulü gerekeceği-
3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktarın sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmeyeceği-
Tapu iptali ve tescil davalarında, davanın kayıt malikine, kayıt maliki ölü ise, mirasçılarına karşı açılacağı- Pasif husumet ehliyeti bulunmayan Tapu Sicil Müdürlüğü’ne karşı davanın açılması isabetsiz olduğundan Tapu Sicil Müdürlüğüne karşı açılan davanın husumet yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesinin gerekeceği-