Bozma ilamında, ölü kişi adına hüküm kurulamayacağı açıklandıktan sonra iptal ve tescile karar verilmesi gereken taşınmaz bölümünün krokide A harfi ile gösterilen 19.900 m2'lik taşınmaz bölümü olduğunun açıklandığı, mahkemece 2607 parselin 11.10.2004 tarihli raporda gösterilen 19.900 m2'lik kısmının iptali ile H. D. mirasçıları adına tesciline karar verilmesi gerekirken taşınmazın tamamının iptal ve tesciline karar verilmesinin doğru olmadığı-
Davacı dava dilekçesinde, sadece kendi adına iptal ve tescil isteğinde bulunmuştur. Mahkemece davacının taraf ehliyeti sorgulanıp araştırılmadan yazılı şekilde karar verilmesinin hükmün bu nedenle bozulmasına neden olacağı-
Kural olarak, davanın hazırlanması prensibi gereğince; davacının, davalı tarafın ve dava konusu yapılan yerlerin doğru belirlenmesinin gerekeceği, ancak, dava konusu taşınmazların ada ve parsel numaralarının, yazım hatası veya beyan yanlışlığı nedeniyle her zaman doğru olmayabileceği, karar aşamasına kadar (karar dahil) düzeltilmesinin mümkün olduğu-
Dava, TMK.’nun 713/2 maddesinde yazılı ölüm nedenine dayalı iptal ve tescil davasıdır. TMK.’nun 713/2. maddesi aynı maddenin birinci fıkrasına yollamada bulunmak suretiyle bir düzenleme getirmiştir. Bu tür davalarda HGK.’nun 17.02.2010 tarih 2010/8-58 Esas, 2010/ 78 sayılı kararında da açıklandığı üzere davanın başarıya ulaşması halinde gerek yasal hasım durumunda bulunan Hazine, diğer kamu tüzel kişileri ve gerekse TMK.’nun 713/2. maddesi gereğince açılan tapu iptali ve tescil davalarında kayıt malikinin mirasçıları harç, avukatlık ücreti ve diğer yargılama giderlerinden sorumlu tutulamazlar. Mahkemece davalıların yargılama giderlerinden sorumlu tutulmasının hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Kadastro Mahkemesince verilen görevsizlik kararının temyiz edilmeden 19.02.2010 tarihinde kesinleştiği, HUMK.nun 193/3 maddesi hükmü uyarınca, görevsizlik veya yetkisizlik kararı verilmesi üzerine davacı tarafın 10 gün içerisinde dilekçe vermesinin veya yeniden çağrı kağıdı göndermesinin zorunlu olduğu, aksi takdirde davanın açılmamış sayılacağı, 10 günlük süre hak düşürücü süre olup mahkemelerce re'sen kendiliğinden dikkate alınmasının gerekeceği-
Kadastro Mahkemesinin müdahale talebini geçit hakkı davası olarak nitelemesinin eldeki davayı etkilemeyeceği, mahkemece, davacıların kadastro tespitinden önceki zilyetlikle iktisap iddiaları doğrultusunda taraf delilleri toplanarak sonucuna göre bir karar verilmesi gerekirken usulüne uygun olarak taraf tanıkları celp edilerek keşif mahallinde dinlenmeden hüküm kurulmuş olmasının HMK.nun 27. (HUMK.nun 73. m.) maddesinde düzenlenen hukuki dinlenilme hakkını ihlal eder nitelikte olduğu, anılan yasa maddesine göre hukuki dinlenme hakkının ispat hakkını da kapsadığı-
Davalı vekilleri temyiz dilekçesinde delillerin toplanmasına ilişkin ara kararının yerine getirilmesinden sonra davanın açılmamış sayılmasına karar verildiği halde tarife hükümlerine aykırı olarak vekalet ücretinin yarısına hükmedildiğini açıklayarak hükmü bu yönden temyiz etmiş ise de yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmiş olup, yeniden yapılacak yargılama sonucunda yargılama gideri ve vekalet ücreti yeniden değerlendirileceğinden bu hususun bozma nedeni yapılmadığı-
Mahkemece yapılacak işin; gerekirse keşifte bilgisine başvurulan fen elemanı dışındaki yeni bir uzman teknik bilirkişiden tarafların, Yargıtay’ın ve mahkemenin denetimine açık davaya konu taşınmazdaki evin bulunduğu bölüm ile taşınmazın bahçe olarak kullanılan ve bor olarak bırakılan bölümlerini ayrı ayrı gösteren rapor ve kroki alınarak; az önce açıklanan madde gereğince açık, şüphe ve tereddüt uyandırmayacak şekilde taleplerden her biri hakkında verilen hükümlerin ayrı ayrı gösterilmesi suretiyle hüküm kurulması olmasının gerekeceği-
Sulu ve kuru arazi ayrımında 5403 sayılı Kanun hükümlerinin gözönünde bulundurulacağı da dikkate alınarak, anılan Yasa hükmü uyarınca yerel bilirkişiler ve ziraatçı bilirkişiden dava konusu taşınmazın niteliği belirlenerek hüküm kurulurken gözönünde bulundurulmasının gerekeceği, ayrıca, sırt ve bayır olarak tescil harici bırakılan bir yerin mahalli örf ve adete göre mera olarak kullanılıp kullanılmadığının yöntemine uygun biçimde soruşturulmasının icap ettiği-
