Sulu ve kuru arazi ayrımında 5403 sayılı Kanun hükümlerinin gözönünde bulundurulacağı da dikkate alınarak, anılan Yasa hükmü uyarınca yerel bilirkişiler ve ziraatçı bilirkişiden dava konusu taşınmazın niteliği belirlenerek hüküm kurulurken gözönünde bulundurulmasının gerekeceği, ayrıca, sırt ve bayır olarak tescil harici bırakılan bir yerin mahalli örf ve adete göre mera olarak kullanılıp kullanılmadığının yöntemine uygun biçimde soruşturulmasının icap ettiği-
Tanık ve bilirkişi sözlerinin ilmi esaslara göre hazırlanan bilirkişi raporlarıyla denetlenmesinin, taşınmaz üzerinde imar-ihya işlemlerinin başlandığı ve tamamlandığı tarih ile tarımsal amaçlı zilyetlik başlangıç tarihi ayrı ayrı belirlendikten sonra iddia ve savunma çerçevesinde değerlendirme yapılarak karar verilmesinin gerektiği, mahkemece, eksik inceleme ile yeterli nitelikte hava fotoğrafı uygulaması yapılmadan yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı-
Tanık ve bilirkişi sözlerinin ilmi esaslara göre hazırlanan bilirkişi raporlarıyla denetlenmesinin, taşınmaz üzerinde imar-ihya işlemlerine başlandığı ve tamamlandığı tarih ile tarımsal amaçlı zilyetlik başlangıç tarihi ayrı ayrı belirlendikten sonra iddia ve savunma çerçevesinde değerlendirme yapılarak karar verilmesinin gerekeceği, mahkemece, eksik inceleme ile yeterli nitelikte hava fotoğrafı uygulaması yapılmadan yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı-
Davacı, dava konusu yeri taşınmaz hakkında kadastro tutanağının düzenlendiği tarihinden sonra, ancak kesinleşmeden önce satın almıştır. Dosyaya göre tarafların tanık ve delillerini bildirmeleri için mahkemece kendilerine süre ve imkân tanınmamış; kadastro mahkemesinde keşif yapıldığı, tekrar keşif yapılmasını haklı gösterecek bir neden ileri sürülmediği gerekçesiyle davacının keşif talebi ret edilmiştir. Bu tür davalarda keşif yapılmadan ve keşfe dayalı deliller toplanmadan sonuca ulaşmak mümkün değildir. Kaldı ki, davacının delilleri de toplanmamıştır. Bu işlemler yapılmadan oluşturulan mahkeme kararının hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Adı geçen ziraatçi uzman bilirkişi raporunda, dava konusu taşınmazın tarım arazisi niteliği taşımadığı gerekçeli olarak açıklandığına göre, mahkemece bilimsel verilere dayalı teknik bilirkişi raporu dikkate alınarak davanın reddine karar verilmesi gerekirken, bu rapora itibar edilmemesine ilişkin bir gerekçe gösterilmeksizin mahallinde 01.12.2011 tarihinde yapılan ikinci keşif sonunda ziraat mühendisi ve arkadaşları tarafından düzenlenen ve taşınmazın 2. sınıf tarım arazisi olduğu açıklanan 15.12.2011 tarihli rapor esas alınarak davanın kabulüne karar verilmesinin doğru olmadığı-
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi hükmüne göre; zilyetliğin bu Kanunda yazılı belgelerden birisi ile ispatı yoluna gidilmeyen hallerde, zilyedin aynı çalışma alanı içinde kazanabileceği miktarın sulu toprakta 40, kuru toprakta 100 dönümü geçmeyeceği-
Dava konusu 788 sayılı parsele ait dosya arasında bulunan tapu ve kadastro tutanağının incelenmesinde; taşınmazın gerçek yüzölçümünün 2000 m2 olduğunun anlaşıldığı, hükümde maddi hata ile taşınmaz yüzölçümünün 2 m2 olarak belirtildiği, mahkemece bu durumun yasa kapsamında maddi hata niteliğinde olduğu gözden kaçırılarak HUMK.nun 455, 456 ve 457. maddelerinde belirtilen usul hükümlerine aykırı şekilde davacının tavzih talebinin reddine karar verildiği, o halde, mahkemece yapılacak işin, tavzihe konu talep ile ilgili HUMK.nun 455, 456 ve 457.(HMK.nun 305. ve 306.) maddelerinde belirtilen usul hükümlerine uygun şekilde işlem yaparak sonucuna göre karar vermek olmasının gerekeceği-
Mahkemece, yeniden keşif gününün belirlenmesi, iddia ve savunma doğrultusunda yerel bilirkişi ve tanıklar dinlenilmek suretiyle olayın açıklığa kavuşturulması, Yargıtay denetimi bakımından keşif tutanağının ve keşfe dayalı teknik bilirkişi raporunun mutlaka dosyada bulundurulması ve toplanacak deliller çerçevesinde bir karar verilmesi gerekeceği-
Dava, kadastrodan önceki kazanmayı sağlayan zilyetlik ve muristen intikal hukuksal sebeplerine dayalı olarak tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, kazanma koşullarının davacı yararına oluştuğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmiş ise de, davada aktif dava açma ehliyeti üzerinde durulmadığı gibi kadim mera araştırması da yapılmamıştır. Bu gerekler yerine getirilmeden oluşturulan hükmün, hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Dava dilekçesinde veraset belgesindeki payları oranında mirasçılar adına tescil istenildiğine, davacılar dışında başka mirasçı olduğu belirlendiğine ve ölüm tarihi itibariyle tereke elbirliği mülkiyeti hükümlerine tabi olduğuna göre, davada yer almayan bu kişinin yöntemine uygun bir biçimde olurunun alınmak suretiyle davaya katılmasının sağlanması veya TMK.’nun 640.maddesi uyarınca miras ortaklığına bir temsilci atanarak onun huzuru ile yargılamaya devam edilmesi, dava koşulu yerine getirildikten sonra uyuşmazlığın esasının incelenmesi gerekirken, bu husus yerine getirilmeden eksik inceleme ile yazılı şekilde hüküm kurulmasının hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-