Mahkemece; mahallinde yapılan keşif sırasında dinlenen yerel bilirkişi ve taraf tanıkları arasındaki davacıya ait taşınmazın güney sınırında bulunan dava konusu yolun genişliği tam olarak belirlenmeden, beyanlar arasındaki çelişkiler giderilmeden ve zeminde mevcut yolu kapatacak şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru olmadığı gibi 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14.maddesi uyarınca miktar araştırmasının yapılmadığı; bunun dışında, TMK.’nun 713/4 ve 5.maddeleri uyarınca gerekli yerel ve gazete ilanlarının da yapılmadığı görülmüştür. Bu eksiklikler giderilmeden yazılı şekilde hüküm kurulmasının hükmün bu nedenlerle bozulmasına sebep olacağı-
Dava konusu taşınmazların bulunduğu Tekir yaylasının sadece bölge halkı tarafından bilinen bir yer değil, herkesin bildiği, tanıdığı, yurt genelinde maruf olan bir yer olduğu, öncesi kadim, maruf ve meşhur bir yayla iken, sonradan yaygın bir yapılaşmaya sahne olduğu, Çukurova’ya nazaran daha serin olmasından ötürü niteliğinin değiştirilerek yazlık yapı olarak kullanılmasının taşınmazın yayla olma özelliğini kaybettirmeyeceği-
Dava, zilyetlik hukuksal nedenlerine dayalı olarak açılan tapu iptali ve tescil davasıdır. Bu tür davalarda, ihtisabı sağlayan zilyetliğin ispatı gerekir. Zilyetlik olayları maddi olaylardandır. Maddi olaylar, tanık dâhil her türlü delille ispat edilebilir. Yargılama tutanakları üzerinde yapılan incelemede, yargılama oturumlarına katılan davacı tarafa tanık ve delillerini bildirmesi için süre ve imkân tanınmadığı belirlenmiştir. Davacı dava dilekçesinde; tanık deliline dayandığını açıkça belirtmiştir. Bu itibarla zilyetlik olaylarının açıklandığı gibi tanık sözleri ile ispat edilebilineceğinin göz önünde tutulması, öncelikle taraflara delillerini ve tanık listelerini vermeleri için usulüne uygun olarak süre ve imkân verilmesi gerekir. Bu ilkelere uymadan oluşturulan hükmün, hükmün bu nedenle bozulmasına neden olacağı-
HMK.nun 290/2 maddesi gereğince keşif mahallinde hazır edilecek bir fotoğrafçı, bilirkişiye taşınmaz ve çevresini gösterir yakın plan ve panoramik fotoğrafların çektirilerek teknik bilirkişiye taşınmazın fotoğraflar üzerine işaretletilmesinin, bundan sonra keşfi yapan hakim tarafından onaylandıktan sonra dosya arasına konulmasının gerekeceği-
Dava, mirasçılar arasında açılıp yürüyen bir dava olup, bir mirasçının diğer mirasçıya karşı her zaman miras payı oranında iptal ve tescil isteğinde bulunmasının mümkün olduğu, her ne kadar TMK.nun 701 ve 702. maddeleri gereğince muristen kalan taşınmazın elbirliği mülkiyet hükümlerine tabi olduğu ve aynı Kanun’un 702. maddesinde öngörülen tasarrufi işlemlerde oybirliği aranır ilkesi söz konusu ise de, mirasçılar arasında açılıp yürüyen davalarda bu kuralın uygulanmadığı, bu ilkenin TMK.nun 702. maddesinde açıklanan oybirliği ilkesinin bir istisnasını oluşturduğu-
Keşif için verilecek ara kararının hak ve borçları doğuracak biçimde tek tek bentler halinde tüm isteklerin ara kararında belirtilmesi lazımdır. Kesin süre içeren ara kararlarının doğuracağı sonuçların taraflara hatırlatılması ve bu konuda uyarı yapılması gerekir. Mahkemece, mahalli bilirkişi tespit edilmediği gibi tanıklarla ilgili ara kararında nasıl hazır edilecekleri hususunda açıklamaya yer verilmemiştir. Bu nedenle verilen bu ara kararının HMK.’nun m.94 maddesine uygun olduğu söylenemez. Öte yandan HMK.’nun 243, 244 ve 259.maddeleri gereğince yerel bilirkişi ve tanıkların davetiyeyle keşif yerine çağrılmaları esastır. Uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin bulunması nedeniyle yerel bilirkişi ve tanıkların açıklanan hükümler uyarınca keşif mahallinde dinlenmeleri gerekmektedir. Davalı bildirdiği tanıklardan vazgeçmediğine göre mahkemece, herhangi bir gerekçe gösterilmeden tanıklarının dinlenilmemesi kanuna aykırıdır. Bu gerekler yerine getirilmeden oluşturulan kararın hükmün bu nedenlerle bozulmasına sebep olacağı-
Zilyetlik maddi olaylardan olup, yerel bilirkişi ve tanık dahil her türlü delille kanıtlanmasının mümkün olduğu, bu nedenle davetiye ile gelmeyen mahalli bilirkişi ve tanıkların kolluk gücü aracılığı (HMK. M.245, HUMK m.253) ile getirtilip zilyetliğin başlangıç ve sürecinin taşınmazın öncesinin ne ve kime ait olduğunun, kimler tarafından ne şekilde kullanıldığının, uyuşmazlık konusu olan bu yerin, halen kimler tarafından zilyet ve tasarruf edildiğinin kendilerine sorularak açıklığa kavuşturulmasının gerekeceği-
