Tapu kayıt maliki değişmiş bulunduğundan davanın yeni malike yöneltilerek neticelendirilmesinin gerekeceği, bu bakımdan HMK.nun 125 (HUMK.nun 186. m.) maddesi gereğince davacıya seçimlik hakkının sorulmak suretiyle davanın ya mülkiyet hakkı bakımından yeni malike ya da davanın tazminat isteğine dönüştürülüp önceki malikine karşı devam ettirilip sonuçlandırılması gerekir ise de, eldeki davanın kıyı kenar çizgisi nedeniyle kamu düzenini ilgilendirmesi sebebiyle, davanın mülkiyet hakkı yönünden yeni kayıt malikine yöneltilerek, davaya katıldığı takdirde delillerini sunması konusunda kendisine süre ve imkan tanınması, ondan sonra toplanan tüm deliller birlikte değerlendirilerek bir karar verilmesinin gerekeceği-
Dava konusu taşınmazın vakıf malı olduğu kabul edildiğine göre, TMK.’nun yürürlüğe girmesinden önce kurulan ve mülhak veya mazbut vakıf niteliğinde bulunan vakıf yönünden 2762 sayılı Eski Vakıflar Kanununun 40 ve 5737 sayılı Yeni Vakıflar Kanununun 76.maddesi gereğince ilgisi nedeniyle davanın öncelikle Vakıflar Genel Müdürlüğüne yöneltilmesi, davaya katıldıkları takdirde delillerini sunmaları konusunda süre ve imkân tanınması, ondan sonra davanın yürütülmesi gerekmektedir. Bu bakımdan öncelikle taraf teşkilinin sağlanması zorunludur. Öte yandan bir taşınmazın vakfiyenin genel sınırları içerisinde kalması dava konusu taşınmazın vakıf malı olduğunu göstermez(1.Hukuk Dairesi 03.07.2000 tarih 2000/8702-8953 sayılı kararı.) Aynı zamanda vakfedilen mallar arasında çekişmeli taşınmaz malın bulunup bulunmadığının da belirlenmesi gerekmektedir. Bu eksiklikler giderilmeden kurulan kararın hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Mahkemece vazgeçme olmadığı halde herhangi bir gerekçe gösterilmeden davacı tanıklarının dinlenmediği ve tespit bilirkişisinin ise resen dinlendiği, davalıya tanık ve delil bildirmek için süre ve imkân tanınmadığı dosya kapsamından görülmekle; Genel mahkemelerde görülen davalarda Hâkim tarafların gösterdikleri tanık ve delillerle bağlı olup onun dışında kendiliğinden tespit bilirkişisi ve tanık dinleyemezler. Çünkü genel mahkemelerde taraflarca hazırlama kuralı geçerlidir. Bundan ayrı, zilyetlik maddi olaylardan olup 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14/1. fıkrası uyarınca yerel bilirkişi ve tanık dâhil her türlü delil ile kanıtlanması mümkündür. Davacı taraf tanık listesini sunduğu ve tanıklardan vazgeçme olmadığı halde, mahkemece davacı taraf tanıkları bakımından herhangi bir gerekçe gösterilmeden dinlenilmemiştir. Eksik soruşturma ve inceleme dayanan mahkeme hükmünün hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Dava konusu parselin kadastro çalışmaları sırasında tarla niteliği ile senetsizden davalı adına tespiti yapılmışsa da, bilimsel içerikli uzman bilirkişi raporları esas alınarak bu tür yerlerin TMK. nun 715, 999 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16/C maddesi uyarınca, nitelik itibarı ile özel mülkiyete konu edilemeyeceği gözetilerek davanın reddi yerine takdiri delil niteliğinde olan mahalli bilirkişi ve tanıkların beyanlarına üstünlük tanınarak kabulüne karar verilmiş olmasının doğru olmadığı-
Dava konusu 265 ada 29 parsel 13.11.1998 tarihinde yapılan kadastro çalışmaları sırasında belgesizden devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup, kimse tarafından tasarruf edilmediği, hiçbir kamu kurumuna tahsis edilmediği, ancak kullanıldığı takdirde ekonomik yarar sağlanabileceğinden ham toprak vasfı ve 13,916.00 m2 yüzölçümü ile Hazine adına tespit edildiği, tutanak itiraz edilmeksizin 08.10.1999 tarihinde kesinleşerek tapu kaydının oluştuğu, mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın kısmen kabulüne karar verilmiş ise de, yapılan araştırma ve incelemenin taşınmazın önceki ve şimdiki niteliğini belirlemekten uzak olduğu gibi hüküm vermeye de yeterli bulunmadığı-
Zilyetlik maddi olaylardan olup, yerel bilirkişi ve tanık dahil her türlü delille kanıtlanmasının mümkün olduğu-
Kadastrodan önce tapuda kayıtlı bulunmayan taşınmazlar menkul mal niteliğinde olup, bu taşınmazların satış ya da bağışlanmasına ilişkin sözleşmelerin herhangi bir şekle tabi olmadığı, menkullerde mülkiyetin geçmesi için satış işleminin yanında menkulün zilyetliğinin de alıcıya ya da bağışlanana devredilmesinin gerekeceği, MK. nun 763/1. fıkrasında, “..taşınır mülkiyetinin nakli için zilyetliğin devri gerekir.” belirtildiği-
Dava konusu parselin kadastro çalışmaları sırasında tarla niteliği ile senetsizden davalı adına tespiti yapılmışsa da, bilimsel içerikli uzman bilirkişi raporları esas alınarak bu tür yerlerin TMK.’ nun 715, 999 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/C maddesi uyarınca, nitelik itibarı ile özel mülkiyete konu edilemeyeceği gözetilerek davanın reddi yerine takdiri delil niteliğinde olan mahalli bilirkişi ve tanıkların beyanlarına üstünlük tanınarak kabulüne karar verilmiş olması doğru değildir. Çünkü davacı Hazine, belirtilen Kanun maddeleri uyarınca iptal ve terkin isteğinde bulunmamış, özel mülkiyete konu olacak biçimde iptal ve adına tescil isteğinde bulunmuştur. HMK.’nun 26 maddesi gereğince hâkim istekle bağlı olup, ondan fazlasına ve başka bir şeye karar veremez. Bu ilkeyi gözardı eden mahkeme hükmünün, hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-