Kesin hüküm halini almamış ve kazanılmış hakkın istisnasını teşkil eden bu durum karşısında, 5841 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca davanın reddine ilişkin olarak kurulan hükmün, verildiği tarih itibarıyla doğru olduğu düşünülse ve ayrıca Anayasa’nın 153. maddesine göre iptal kararı geriye yürümezse de 10.03.1969 gün ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararının gerekçe bölümünde belirtildiği üzere iptalin, kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği ve henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına gireceği, öyleyse, davanın hak düşürücü süreden reddine ilişkin kurulan kararın Anayasa Mahkemesi’nin anılan iptal kararından sonra doğru olduğunun söylenemeyeceği, zira, kamu düzeninin söz konusu olduğu bütün hallerin istisnanın kapsamına gireceği-
Dava konusu taşınmaz kadastro çalışmaları sırasında 06.03.1967 tarih 580 sıra numaralı tapu kaydına dayanarak Hazine adına tespit görmüştür. Hazine tapusu olan tapunun geldisi 03.01.1961 tarih 138 sıra numaralı tapudur. Dayanak olan tapu Çiftçiyi Topraklandırma Yasasının uygulanması sonucu oluşmuştur. Taşınmazın başında yapılan keşifte dinlenen mahalli bilirkişi beyanından ve bu keşifte hazır bulunan teknik bilirkişinin raporundan 03.01.1961 tarihli dayanak tapu kaydının taşınmaza uyduğu anlaşılmıştır. Keşifte dinlenen mahalli bilirkişi ve davacı tanıklarının yaşı da dikkate alındığında dayanak tapunun oluştuğu 1961 tarihinden önce 20 yıllık zilyetlik ispatlanamadığından davanın reddine karar verilmesi gerekirken kabulüne karar verilmesinin hükmün bu nedenle bozulmasına neden olacağı-
Paylı mülkiyete tabi taşınmazda pay sahibi olan her paydaş birbirinden bağımsız olup, bunlara ait paylar yine birbirinden bağımsız olarak dava konusu olabilmektedir. Paylı mülkiyette paydaşlar arasında mecburi dava arkadaşlığı olmayıp, ihtiyari dava arkadaşlığı söz konusudur. TMK.’ nun 28. maddesi uyarınca, kişilik ölümle son bulur. Bundan ayrı, 04.05.1978 tarih ve 4/5 sayılı YİBK. gereğince ölü kişiye karşı dava açılamadığı gibi, ölü kişi adına iptal ve tescile de karar verilemez. Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 09.07.1975 tarih ve 601/927 sayılı kararı da bu yöndedir. Davacı, murisin tüm mirasçıları adına iptal ve tescil istediğine göre, murisin alınacak veraset belgesinde yazılı davacı dışında kalan tüm mirasçılarının davacı yanında yer almalarının sağlanması ya da açılmış bulunan davaya karşı olurlarının alınması veya TMK.’nun 640. maddesi uyarınca terekeye temsilci atanması suretiyle ve onun huzuruyla davanın yürütülmesi, böylece taraf teşkilinin sağlanması gerekirken bu husus atlanılarak oluşturulan kararın hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
İncelenmekte olan bu davanın ise 3402 sayılı Kadastro Kanununun 12/3. maddesinde belirtilen 10 yıllık hak düşürücü sürenin kaçırılmasından sonra 28.10.2010 tarihinde açıldığı, anılan maddedeki 10 yıllık sürenin hak düşürücü nitelikte olup, olumsuz dava koşulu olduğu, hak düşürücü sürenin gerçekleşmesinin, işin esasının incelenmesini önleyeceği, hak düşürücü sürenin tüm def'i ve itirazlardan önce nazara alınacağı, bu nedenle; yargılama bitinceye dek hak düşürücü sürenin geçtiği taraflarca ileri sürülebileceği gibi, görevden ötürü hakim tarafından kendiliğinden de gözönünde tutulacağı, davanın reddine karar verilmesinin gerekeceği-
Dava konusu parsel hakkında mahkemece talebin kabulüne karar verilmişse de karara dayanak teşkil eden bilirkişi raporu kendi içinde çelişik olup bu rapora dayanılarak karar verilemeyeceğinden, mahkemece çelişkilerin ortadan kaldıracak yeni, bir rapor alınarak sonucuna göre karar verilmesi gerekirken çelişik rapora dayanarak hüküm oluşturulmasının hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Kesinleşen dava dosyası ile eldeki temyize konu dosya içeriği birlikte değerlendirildiğinde, önceki davada, davacının dava konusu ettiği taşınmazı üçüncü bir kişiye sattığına yönelik beyanının maddi hataya dayalı olduğunun ve bu beyanın eldeki dava konusu taşınmaz bölümü ile ilgili değil, 258 ada 2 parsele yönelik bulunduğunun, bu sebeple eldeki temyize konu davanın sonucunu etkilemeyeceği-
Davacı ile satıcı köy tüzel kişiliğinin belgesizden edindikleri toplam taşınmaz miktarının 100 dönümden fazla olduğu saptandığına göre davanın bu sebeple tümüyle reddine karar verilmesi gerekirken, bu husus dikkate alınmadan norm miktarını aşar biçimde yazılı şekilde davanın kısmen kabulüne karar verilmesinin 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesine aykırı olduğu-