Dava konusu taşınmazın davacının babasından kaldığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu durumda öncelikle davacının taraf ehliyetinin sorgulanması oluşacak sonuca göre esasa girilip girilmemesine karar verilmesi gerekirken bu husus açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde karar verilmesinin hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Dava konusu yerler köylüler ile belde halkı tarafından yaz aylarında toplanan kayısıların kurutulduğu alanlar (sergi alanları) olup, orta malı niteliğinde kamu hizmetine tahsis edilen yerlerden olup, TMK.’nun 999. maddesi gereğince, özel mülkiyet konusu olabilecek biçimde tapuya tescil edilemeyecek yerlerdendir. Bu nedenle bu tür yerlerin zilyetlikle edinilmeleri olanağı bulunmadığından davacının isteminin tümden reddi gerekirken yazılı şekilde kimi parseller yönünden kabulüne karar verilmesinin hükmün bu nedenle bozulmasına neden olacağı-
Ziraatçi bilirkişi M. Üstüntaş tarafından düzenlenen 06.04.2012 tarihli rapora göre; çekişme konusu taşınmazda uzun yıllardan beri ekim, dikim yapılmadığı, üzerinde bir kısım ağaç ve ağaççıklar ile çalılıkların ve geniş yapraklı yabancı otların bulunduğu, mera niteliğinde olduğu, kaldı ki, davacının murisinin öldüğü 1948 yılından itibaren söz konusu yer üzerinde zilyetlik ve tasarrufunun bulunmadığı anlaşıldığından, davanın reddine karar verilmesinin gerekeceği-
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.’nun 713/1,999, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, kimi parseller yönünden davanın kabulüne karar verilmişse de; dava koşulu üzerinde durulmadığı gibi, yapılan araştırma ve incelemede hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Eksik araştırma ve soruşturmaya dayanan hükmün, hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Mahkemece, her ne kadar, işin esası hakkında bir karar verilmiş ise de, yargılama sırasında tapu kayıt malikine herhangi bir şekilde ve yolla tebligat yapılmamış, yargılama sırasında dahi, dava kendilerine yöneltilmemiş ve taraf teşkili sağlanamamıştır. Böylece, davada taraf sıfatıyla savunma hakkı tanınmamış ve daha ötesi savunma hakkı kısıtlanmıştır. Saptanan bu somut ve hukuki olgulardan da anlaşılacağı üzere davada taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında hüküm kurulamaz (HGK.nun 22.02.2012 Tarih, 2011/8-763 E., 2012/85 sayılı kararı).Bu eksiklik giderilmeden davanın esası hakkında karar verilmesinin hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Davacılar, miras bırakanlarının uyuşmazlık konusu taşınmazda, davalı murisinin payını adi yazılı senetler ile satın aldığını ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır. Ne var ki, anılan adi yazılı senetlerin düzenlenme tarihleri itibari ile nizalı taşınmaz tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Tapulu taşınmazların satış ve devri resmi şekilde yapılmadıkça hüküm teşkil etmez, (TMK.’nun 706, BK. 213 ve Tapu Kanunu'nun 26.maddeleri). Davacıların dayandıkları adi yazılı senetlerin, iptal ve tescil isteği yönünden hukuki geçerlilikleri bulunmamaktadır. Eldeki davada kazandırıcı zilyetliğe de dayanılması karşısında, isteğin TMK.’nun 713/2. maddesi ( ...maliki 20 yıl önce ölmüş...) kapsamında değerlendirilmesi gerekmiştir. Kayıt malikinin öldüğü tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar ise 20 yıllık kazanma süresi dolmamıştır. Bu durumda, taşınmazda davalı murisinin maliki bulunduğu paya ilişkin olarak tapu hukuki kıymetini yitirmemiş, başka bir anlatımla nizalı pay bakımından davacılar yararına eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik koşulları oluşmamıştır. Bu nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekirken kabulüne karar verilmesinin hükmün bu sebeple bozulmasına sebep olacağı-
Kural olarak; TMK.nun 713/1. maddesine dayalı tescil davasında Hazine ve ilgili kamu tüzel kişisinin yasal hasım olmasının zorunlu olduğu, ne var ki, eldeki davada Hazine’ye dahili dava yoluyla husumet yöneltilmiş ise de, taşınmazın köy sınırları içerisinde kalması halinde Köy Tüzel Kişiliğine veya Belediye sınırları içerisinde ise Belediye Başkanlığına husumet yöneltilmemesinin eksiklik olduğu, bu hususun davacı tarafından belirtilmesi gerekli olduğu gibi, mahkeme hakimince de TMK.nun 713/3. maddesi uyarınca re’sen gözetilmesinin zorunlu olduğu-
