Dava konusu taşınmazın davacının babasından kaldığı konusunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Bu durumda öncelikle davacının taraf ehliyetinin sorgulanması oluşacak sonuca göre esasa girilip girilmemesine karar verilmesi gerekirken bu husus açıklığa kavuşturulmadan yazılı şekilde karar verilmesinin hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Mahkemece 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesi gereğince miras bırakan ile tüm mirasçılar bakımından miktar araştırması yapılması, belgesizden taşınmaz edinip edinmediklerinin Kadastro ve Tapu Sicil Müdürlüğü'nden, zilyetliğe dayalı tescil davası açıp açmadıklarının o yer Hukuk Mahkemeleri Yazı işleri Müdürlüğünden sorulması, belgesizden edinilen taşınmazlara ait kadastro tutanakları ile tapu kayıtlarının Tapu Sicil Müdürlüğü'nden, zilyetliğe dayalı tescil dosyalarının ise bulundukları mahkemelerden getirtilerek miktar sınırlamaları yönünden değerlendirilmesi gerekeceği-
Ziraatçi bilirkişi M. Üstüntaş tarafından düzenlenen 06.04.2012 tarihli rapora göre; çekişme konusu taşınmazda uzun yıllardan beri ekim, dikim yapılmadığı, üzerinde bir kısım ağaç ve ağaççıklar ile çalılıkların ve geniş yapraklı yabancı otların bulunduğu, mera niteliğinde olduğu, kaldı ki, davacının murisinin öldüğü 1948 yılından itibaren söz konusu yer üzerinde zilyetlik ve tasarrufunun bulunmadığı anlaşıldığından, davanın reddine karar verilmesinin gerekeceği-
Dava, kazanmayı sağlayan zilyetlik imar ve ihya hukuksal sebeplerine dayalı olarak TMK.’nun 713/1,999, 3402 sayılı Kadastro Kanununun 14 ve 17. maddeleri gereğince açılan tescil isteğine ilişkindir. Mahkemece, kimi parseller yönünden davanın kabulüne karar verilmişse de; dava koşulu üzerinde durulmadığı gibi, yapılan araştırma ve incelemede hüküm vermeye yeterli bulunmamaktadır. Eksik araştırma ve soruşturmaya dayanan hükmün, hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Mahkemece, her ne kadar, işin esası hakkında bir karar verilmiş ise de, yargılama sırasında tapu kayıt malikine herhangi bir şekilde ve yolla tebligat yapılmamış, yargılama sırasında dahi, dava kendilerine yöneltilmemiş ve taraf teşkili sağlanamamıştır. Böylece, davada taraf sıfatıyla savunma hakkı tanınmamış ve daha ötesi savunma hakkı kısıtlanmıştır. Saptanan bu somut ve hukuki olgulardan da anlaşılacağı üzere davada taraf teşkili sağlanmadan işin esası hakkında hüküm kurulamaz (HGK.nun 22.02.2012 Tarih, 2011/8-763 E., 2012/85 sayılı kararı).Bu eksiklik giderilmeden davanın esası hakkında karar verilmesinin hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Davacılar, miras bırakanlarının uyuşmazlık konusu taşınmazda, davalı murisinin payını adi yazılı senetler ile satın aldığını ileri sürerek iptal ve tescil isteğinde bulunmuşlardır. Ne var ki, anılan adi yazılı senetlerin düzenlenme tarihleri itibari ile nizalı taşınmaz tapuda kayıtlı bulunmaktadır. Tapulu taşınmazların satış ve devri resmi şekilde yapılmadıkça hüküm teşkil etmez, (TMK.’nun 706, BK. 213 ve Tapu Kanunu'nun 26.maddeleri). Davacıların dayandıkları adi yazılı senetlerin, iptal ve tescil isteği yönünden hukuki geçerlilikleri bulunmamaktadır. Eldeki davada kazandırıcı zilyetliğe de dayanılması karşısında, isteğin TMK.’nun 713/2. maddesi ( ...maliki 20 yıl önce ölmüş...) kapsamında değerlendirilmesi gerekmiştir. Kayıt malikinin öldüğü tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar ise 20 yıllık kazanma süresi dolmamıştır. Bu durumda, taşınmazda davalı murisinin maliki bulunduğu paya ilişkin olarak tapu hukuki kıymetini yitirmemiş, başka bir anlatımla nizalı pay bakımından davacılar yararına eklemeli kazanmayı sağlayan zilyetlik koşulları oluşmamıştır. Bu nedenlerle davanın reddine karar vermek gerekirken kabulüne karar verilmesinin hükmün bu sebeple bozulmasına sebep olacağı-
Fiili hâkimiyetin geçici nitelikli sebeplerle kullanılmamasının veya kullanma olanağının ortadan kalkmasının zilyetliği sona erdirmeyeceği, buna göre, uyuşmazlık konusu taşınmazın 13 yıl süre ile kullanılmamasının, taşınmazı bilerek ve isteyerek (terk kastı ile) terk ettikleri anlamına gelmeyeceği, kaldı ki, 13 yıllık süre de iradi terk için oldukça kısa bir süre olup, buna dayanılarak davanın reddinin yerinde görülmediği-