4721 sayılı TMK'nun 28. maddesi hükmü uyarınca ölüm ile kişilik son bulacağından ölü kişi adına sicil oluşturulmayacağı, bu tür durumlarda, bu kişilerin mirasçılık belgelerinin istenilmesinin, dava içerisindeki istek de gözönünde tutularak mirasçıları adına tescile karar verilmesinin gerekeceği-
Bir yerin yetkili bir merci tarafından mera olarak tahsis edilmesinin, evveliyatı itibariyle o yerin mutlak surette mera olarak kabulüne yeterli olmadığı gibi zilyetlikle iktisap iddiasının dinlenmesine de engel olmadığı, ne var ki, yetkili merci tarafından bir yerin mera olarak tahsisinin yapılmış olması durumunda gerçek kişinin o yerdeki zilyetliği sona ereceğinden mera olarak tahsisin yapıldığı tarih itibariyle kazandırıcı zamanaşımı yoluyla mülk edinme koşullarının saptanmasının gerekeceği, taşınmazın tahsis yoluyla değil de kadim mera olduğunun anlaşılması halinde ise hiçbir şekilde kazandırıcı zamanaşımı yoluyla iktisabının mümkün olmadığı, bu durumda mahkemece yapılacak işin; tahsisli veya kadim mera olup olmadığının usulüne uygun şekilde araştırılması olduğu-
Dava konusu parsel, ham toprak niteliğinde Hazine adına tescil edildiğine göre, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 17. maddesinde imar-ihya için öngörülen tüm olumlu ve olumsuz koşulların araştırılıp belirlenmesinin, taşınmazın zilyetlikle edinmeye elverişli yerlerden olmasının gerektiği-
Kural olarak tapu iptali ve tescil davalarında; dava kayıt malikine kayıt maliki ölmüş ise mirasçılarına yöneltilerek açılır. Davacı vekilinin dava dilekçesinde, davalı olarak kayıt maliki ile Hazine ve gösterilmiştir. TMK.’nun 713/2 fıkrası gereğince açılan davalarda Hazine, TMK.’nun 501. maddesi uyarınca son mirasçı sıfatı ile hasım gösterilmektedir. Kayıt malikinin ölü olduğu, dosya kapsamındaki bilgi ve belgelerden anlaşılmaktadır. Yine TMK.’nun 713/2. maddesinde belirtilen hukuki sebeplerden birine dayanılarak açılan davalarda, bu tür davaların niteliği ve özelliği gereği husumetin yargılama sırasında tamamlanması mümkündür. Ancak mahkemece, bu eksiklik yargılama sırasında yerine getirilmemiş ve davada taraf teşkili sağlanmamıştır. Kayıt maliki veya mirasçılarına tebligat yapılmadan davanın esası hakkında karar verilmesinin hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Eldeki davanın; tespit sonrası, kadastro tutanağının kesinleşmesi öncesi satış ve devirden kaynaklanan tapu iptali ve tescil isteğine ilişkin olduğu, bu tür uyuşmazlıklarda, davanın kayıt malikine, kayıt maliki ölü ise mirasçılarına yöneltilmesinin gerekli ve yeterli olduğu, dava konusu 3559 ada 5 parselin, davalılar M. A. ve müşterekleri adına tapuda kayıtlı bulundukları, davalılar Fügen Yalım ve müştereklerinin tapu kaydı üzerinde malik ya da paydaş olmadıkları, anılan kişiler, kayıt maliklerinin borçlarından dolayı başlatılan icra takibi alacaklıları olup bu kişilerin davada taraf ehliyetlerinin bulunmadığı-
Dava konusu taşınmazın tapulamada taşlık niteliğiyle tespit harici bırakıldığı belirlendiğine göre; bu nitelikteki yerlerin 3402 sayılı Kadastro Kanununun 17. maddesi uyarınca emek ve güç sarfedilme, imar ve ihyanın tamamlanması ve ondan sonra aynı kanunun 14. maddesi uyarınca en az 20 yıl süre ile aralıksız-davasız kullanılması gerekir. Bu tür davalarda öncelikle davalı yerin önce ve sonrasını gösteren fotoğraflarının dosyaya getirtilmesi keşifte tanıkların parsel başında dinlenilmesinin sağlanması tanık ve bilirkişiler arasındaki çelişkilerin giderilerek tüm tereddütler ortadan kaldırılarak karar verilmesi gerekirken eksik inceleme ve araştırma ile yazılı şekilde karar verilmesinin hükmün bu nedenlerle bozulmasına neden olacağı-
Zilyetliğe dayanan tapu iptali tescil davalarında, iktisabı sağlayan zilyetliğin ispatının gerekeceği, zilyetlik olaylarının maddi olaylardan olduğu, maddi olayların, yasa maddesinde de belirtildiği gibi tanık dahil her türlü delille ispat edilebileceği-
Dava başlangıçta Kadastro Mahkemesinde açılmış, Kadastro Mahkemesi dava dilekçesinin görev yönünden reddine, dosyanın görevli ve yetkili Asliye Hukuk Mahkemesine gönderilmesine karar verilmiş ve bu karar taraflarca temyiz edilmeyerek kesinleşmiştir. Asliye Hukuk Mahkemesince, herhangi bir araştırma inceleme yapılmadan Kadastro Mahkemesinde toplanan delillere göre karar verilmiştir. Bu durum karşısında toplanan mevcut delillerle sonuca ulaşarak yazılı biçimde hüküm oluşturulmasının hükmün bu nedenle bozulmasına neden olacağı-
