Tapu iptali ve tescil davalarında kural olarak davanın kayıt malikine, kayıt maliki ölü ise mirasçılarına karşı açılacağı-
Mahkemece; dava konusu parsellerin tarafların miras bırakanlarından kalıp kalmadığı kalmış ise yöntemine uygun biçimde tüm mirasçıların katılımıyla yapılmış bir tereke paylaşımının olup olmadığı hususları, dinlenecek yerel bilirkişi ve tanıklardan sorularak saptanması, tereke malı olduğunun anlaşılması halinde davacının veraset belgesindeki miras payı esas alınarak davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Uyuşmazlık konusu ve tescili istenen taşınmaz bölümünün 1966 yılında yapılan tapulama çalışmaları sırasında paftasında “taşlık” olduğu belirtilerek tespit dışı bırakıldığı, niteliği belirlenen böyle bir taşınmazın kazanmayı sağlayan zilyetlik yoluyla edinilebilmesi için imar ve ihya koşullarının davacı yararına gerçekleşmesinin, zilyetlikle mülk edinme koşullarının oluşmasının ve taşınmazın nitelik itibarı ile özel mülkiyete konu edilebilen yerlerden olmasının gerekeceği-
TMK.’nun 713/I, 996 ve 3402 sayılı Kadastro Kanunun 14. maddesi gereğince açılan “mülkiyetin aktarılmasına ilişkin tapu iptali ve tescil davaları”nda mahkemece araştırılacak hususlar-
Taşınmaz üzerinde tarımsal amaçlı zilyetlik başlangıç tarihi belirlenerek, bundan sonra kazandırıcı zamanaşımı yoluyla edinilmesinin mümkün olup olmadığının araştırılmasının ve hasıl olacak sonuca göre bir karar verilmesinin gerekeceği-
TMK.’nun 713. maddesine dayalı olarak açılan tescil davalarında mahkemece seçilecek 3 kişilik bilirkişi aracılığıyla dava konusu taşınmaz ve çevresindeki arazinin toprak yapısı birlikte incelenmek suretiyle, dava konusu yerin “kültür arazisi haline getirilen yerler”den bulunup bulunmadığı, taşınmazın imar ve ihya edilip edilmediği, mera vasfında olup olmadığı konularında gerekçeli karşılaştırmalı, Yargıtay ve tarafların denetimine açık rapor alınmadan tescil kararı verilemeyeceği-
Muris gerçekten sağlığında söz konusu parseli üç erkek çocuğuna vermiş ise, kadastro öncesi taşınmazın tapusuz olması nedeniyle yapılan işlemin bağış niteliğinde olduğu ve mülkiyetin TMK. mad. 763 ve eBK. mad. 237/1 uyarınca adı geçenlere geçtiğinin kabulü gerektiği- Dava konusu parseller kök muristen kalmakta olup, geçerli bir paylaşımında yapılmadığı gözetilerek davacının miras payı ile imzalı beyanlarıyla davayı kabul edenlerin payları bakımından davanın kabulüne karar verilmesi gerektiği, parsellerin tamamı bakımından davacı adına iptal ve tescile karar verilmesinin usul ve kanuna aykırı olduğu- Dava mirasçılar arasında açılıp yürüyen bir dava olduğundan, bazı mirasçıların davayı kabul beyanlarının, TMK. mad. 677 anlamında miras paylarının devri niteliğinde olduğunun kabulü gerektiği-
Taşınmazın öncesinin sazlık yerlerden olduğunun, Armutlu Çayı yatağında bulunduğu konusunda duraksamamak gerekeceği, sazlık ve bataklık niteliğinde bulunan yerler ile dere ve çay yataklarının TMK'nun 715 ve 3402 sayılı Kadastro Kanununun 16/C. maddesi gereğince devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerden olup kazanmayı sağlayan zilyetlik, imar ve ihya ile edinilmelerinin mümkün olmadığı, bu tür yerlerin TMK’nun 999. maddesi gereğince özel mülkiyete konu yapılacak biçimde tapuya tescillerinin de olanaklı olmadığı-
Kayıt malikinin ölüm tarihinden, tespit tarihine kadar TMK.’ nun 713. maddesi ile 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14. maddesinde öngörülen 20 yıllık zilyetlik süresi dolmadığı gibi, kayıt maliki adına kadastro tespitinin yapılması ile asıl dosyanın davacılarının zilyetliği kesintiye uğradığından ve bu tarihten sonra zilyetlik süresinin yeniden başladığının kabulü gerektiğinden tespit tarihinden dava tarihine kadar, bu süre dolmamıştır. Bu nedenle kayıt maliki hissesi yönünden açılan asıl davanın reddine karar verilmesi gerekirken, yazılı gerekçeyle kabulüne karar verilmesi usul ve yasaya aykırıdır. Öte yandan, kadastro tespiti tapu kayıtlarına göre yapıldığından ve veraset ilamına göre de, kayıt malikinin 1972 yılında vefat ettiği tespit edildiğinden, kayıt malikinin tapu kütüğünden kim olduğu anlaşılamayan kişi olarak nitelendirilmesi ve buna ait tapu kayıtlarının hukuki değerini yitirdiğinin kabulü olanağı bulunmamaktadır. Bu hususları dikkate almayan mahkeme hükmünün, hükmün bu nedenlerle bozulmasına sebep olacağı-
