Raporda yer alan taşınmaza ait fotoğraflardan da, taşınmazın halen kayalı ve taşlık vasfında olup, ekonomik amaca uygun biçimde tarımsal faaliyet sürdürülen yerlerden olmadığı, imar-ihyaya muhtaç olduğunun net bir biçimde görüldüğü, saptanan bu somut olgular karşısında, mahkemece davanın reddine karar verilmesinin gerekeceği-
Tapulama çalışmalarında yol ya da meydan olarak dava konusu tespit dışı bırakılan taşınmazın kadimden beri köylünün ortak kullanımında bulunan yerlerden olduğu, zilyetlikle kazanılması mümkün olmadığı gibi davacının temel atmak şeklindeki zilyetliğinin hukuki bir değeri bulunmadığının anlaşıldığı-
3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 14. maddesi gereğince miktar araştırılması yapılmasının, davacının belgesizden taşınmaz edinip edinmediğinin Kadastro ve Tapu Sicil Müdürlüğü’nden sorulmasının, belgesizden edinilen taşınmazlara ait kadastro tutanakları ile tapu kayıtlarının Tapu Sicil Müdürlüğü’nden getirtilerek miktar sınırlamaları yönünden değerlendirilmesinin, ondan sonra toplanacak tüm deliller birlikte değerlendirilerek sonucuna göre bir karar verilmesinin gerekeceği-
Kişiliğin, ölümle son bulacağı, 04.05.1978 gün ve 4/5 sayılı Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararı uyarınca ölü kişi adına tescile karar verilemeyeceği, ölü kişi adına tespite ilişkin 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 30. maddesi hükmünün Genel Mahkemelerde uygulama yerinin de bulunmadığı, bu nedenle ölü S. Yeşil adına tescil kararı verilmiş olmasının doğru olmadığı-
160 ada 2 parsel sayılı taşınmazın kadastro tespitinin kesinleştiği, davanın Kadastro Kanunu'nun 12/3. maddesindeki 10 yıllık hak düşürücü süre içerisinde açılan tapu iptali ve tescil isteğine yönelik olduğu halde, hükümde parselin kadastro tespitinin iptali ile teknik bilirkişinin raporuna göre taraflar adına tapuya kayıt ve tesciline karar verilmesinin de doğru olmadığı-
Davacıların ayrı ayrı parsel sahibi oldukları, aralarında mecburi ya da ihtiyari dava arkadaşlığının olmadığı, kaldı ki TMK.’nun 713/1 ve 3402 sayılı Yasa’nın 14. Maddesine dayalı tescil davalarında, yargılama giderlerinin yasal hasım olan davalılara yükletilemeyeceği mahkemece davalıların yargılama giderleri ile sorumlu tutulmasının yanlış olduğu-
TMK.nun 719. maddesi uyarınca kural olarak çapa dayalı mülkiyet hakkının, çapın hukuki ve hendesi durumuyla sınırlı olduğu, davacı bakımından uyuşmazlık konusu taşınmazda TMK'nun 713/1 ve Kadastro Kanunu'nun 14/1. maddeleri kapsamında zilyetlik başlangıç tarihinin, çapa bağlı taşınmazın satın alındığı 07.08.2001 tarih olduğu, bu durumda, davanın kabulüne karar verilen temyiz incelemesine konu taşınmaz bakımından, zilyetliğin başlangıç tarihinden davanın açıldığı tarihe kadar TMK'nun 713/1 ve Kadastro Kanunu'nun 14/1. maddelerinde aranılan 20 yıllık süre dolmadığına göre, davacı yararına zilyetlik yoluyla kazanma koşullarının oluşmadığı-
Dava konusu hisseye isabet eden taşınmazın H. Pişkin tarafından 09.01.1970 tarihli senet ile davacıya satılıp satılmadığının, senedin sınır ve mevkii itibariyle nizalı taşınmaza uyup uymadığının, satın alındığı iddia edilen tarihten itibaren uyuşmazlık konusu taşınmazın kim ya da kimler tarafından tasarruf edildiğinin, Yerel Bilirkişi ve tanıklardan sorularak açıklığa kavuşturulmasının, taşınmaz kadastrodan önce tapusuz bir yer olup, senedin uyması halinde miras payının devredildiğinin (TMK. m. 677 kabul edilmesinin gerekeceği-
Davalıların köyden uzak durmalarının sebebinin murislerinin öldürülmesinin doğurduğu sonuçlardan olması, husumetten kaynaklanması karşısında Mahkemece davacının zilyetliğinin malik sıfatı ile olduğunun kabulünün doğru olmadığı, malik sıfatı ile zilyetliğin olmadığı durumda TMK’nun 713/2.maddesinde yazılı kazanma koşullarının gerçekleştiğinden söz edilemeyeceği, bu nedenle davanın reddine karar verilmesi gerekirken 1986 yılında başlayan zilyetliğin malik sıfatı ile olduğu kabul edilerek yazılı şekilde kabule karar verilmiş olmasının doğru olmadığı-