Kural olarak; TMK.nun 713/1. maddesine dayalı tescil davasında Hazine ve ilgili kamu tüzel kişisinin yasal hasım olmasının zorunlu olduğu, ne var ki, eldeki davada Hazine’ye dahili dava yoluyla husumet yöneltilmiş ise de, taşınmazın köy sınırları içerisinde kalması halinde Köy Tüzel Kişiliğine veya Belediye sınırları içerisinde ise Belediye Başkanlığına husumet yöneltilmemesinin eksiklik olduğu, bu hususun davacı tarafından belirtilmesi gerekli olduğu gibi, mahkeme hakimince de TMK.nun 713/3. maddesi uyarınca re’sen gözetilmesinin zorunlu olduğu-
Davacı tarafından dava konusu taşınmazın bir kısmının tapu kaydının iptali ile Hazine adına tescili talep edildiği halde mahkemece, davacı vekilinin kısmen iptal ve tescil talep ettiği yer açıklattırılıp, kroki üzerinde gösterilmeden taşınmazın tamamının tapusunun iptaline karar verilmiştir. Taleple bağlılık ilkesi aşılarak istekten fazlasına hükmedilmesi HMK. 26. maddesine aykırı düşer. Hâkim iddia ve savunmayla bağlı olup, ondan fazlasına ve başka bir şeye karar veremez. İddia ve savunma çerçevesinde bir karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle hüküm kurulmasının hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Olağanüstü zamanaşımı yoluyla kazanılmaya ilişkin TMK. nun 713/1 ve 3402 sayılı Yasa’nın 14. maddelerinin meralar hakkında uygulanamayacağı, 4342 sayılı Mera Kanunu’nun 4. maddesinin 3. fıkrasında açıkça meraların özel mülkiyete geçirilemeyeceğinin, zamanaşımı uygulanamayacağının ve amacı dışında kullanılamayacağının belirtildiği, yasalarda belirtilen yetkili organlarca nitelikleri değiştirilmedikçe özel mülkiyet şeklinde kazanılmalarının mümkün olmayacağı, meraların mülkiyetinin Hazine’ye, kullanma hakkının ilgili köy veya köyler ile belediyeye ait olduğu-
Mahkemece, yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş ise de; davacı tarafa delil ve tanık listesi sunmak üzere süre ve imkân tanınmamış, keşif ara kararı da usulüne uygun olarak oluşturulmamıştır. Bu usuli işlemler tam olarak uygulanmadan oluşturulan kararın hükmün bu nedenlerle bozulmasına sebep olacağı-
Kısa ve gerekçeli karar arasında çelişki oluşması halinde bu çelişkinin giderilip yeni bir karar oluşturulması için hükmün bozulması gerekeceği-
Tereke adına bir veya birkaç mirasçının tek başına üçüncü kişilere karşı dava açılması halinde, taraf teşkilinin yargılama sırasında tamamlanmasının ve sağlanmasının mümkün olduğu, eldeki davada ise, davacılar tapu kaydının iptali ile kök murisin mirasçılık belgesindeki payları oranında davacılar ve diğer mirasçıları adına tesciline karar verilmesini istediğine göre, kök muris Müderis Dede’nin diğer mirasçılarının davaya karşı olurlarının alınması veya TMK. nun 640. maddesi gereğince terekeye temsilci atanması suretiyle taraf teşkilinin sağlanmasının ve davanın bu şekilde yürütülmesinin mümkün ve gerekli olduğu, taraf teşkilinin sağlanmasının, kamu düzenine ilişkin olup, yargılama ve kanun yolları aşamalarında her zaman kendiliğinden göz önünde tutulacağı-
Kadastro Kanunları TMK.’nun öngördüğü biçimde sicil oluşturulmasını hedefleyen süresi ile sınırlı, geçici zilyetliğe özel önem ve değer vermek suretiyle tasfiyeyi amaçlayan özel kanunlardır. Bu nedenle kadastro kanunlarında medeni kanun gibi temel kanunlara aykırı hükümlere yer verilmesi gerekmiştir. Tapu dışı satıma değer verilmesine ilişkin hüküm bunlardan birisidir. Tapu dışı satıma değer verilmemesi halinde tasfiyenin yapılması ve eylemli duruma paralel yasal sicillerinin oluşturulması mümkün değildir. Mahkemece dava konusu olayda, 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 13/B-b maddesinde öngörülen tapu dışı satım şartlarının ve 10 yıllık çekişmesiz-aralıksız ve malik sıfatı ile zilyetliğin gerçekleştiği gözetilerek tapu iptali ve tescil talebinin kabulüne, elatmanın önlenmesi ve ecrimisil davasının ise reddine karar verilmesi gerekir iken, yazılı şekilde hüküm kurulmuş olmasının hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
