Mahkemece yapılacak işin; dava konusu edilen ve paftasında yol olarak gösterilen taşınmaz bölümünün yüzölçümünün fen elemanı tarafından tespit edilmesi, dava tarihindeki değeri ise, yerel bilirkişilerden sorularak belirlendikten sonra dava tarihindeki taşınmazın değerine göre mahkemenin görevli olup olmadığı konusunda bir karar vermek olduğu-
Dava konusu 343 ada 3, 350 ada 52 ve 351 ada 35 sayılı parsellerin içerisinde bulunan çeşmelerin çevreleriyle birlikte bir bütünlük oluşturduğu, 3402 sayılı Kadastro Kanunu’nun 16/A maddesinde sayılan kamuya ait hizmet mallarından sayılan yerlerden bulunduğu, sadece çeşmenin çevresindeki boşluklardan ayırma ve kullanma olanağının bulunmadığı, söz konusu bütünlüğü bozabileceği gözetilerek davanın reddine karar verilmesinin gerekeceği-
TMK’’nun 713/2.maddesi gereği mülkiyetin kazanılabilmesi için gereken koşullardan biri de dava konusu taşınmazın ölüm veya tutanağın kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar 20 yılı aşkın malik sıfatı ile zilyet olunduğunun ispatlanması olduğu- Somut olayda bu konuda tereddütler giderilmeden ve yeterli araştırma ve soruşturma yapılmadan karar verilmesinin isabetsiz olduğu-
Bir taşınmazın, 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu'na göre 3. derece arkeolojik ve doğal sit alanları üzerinde birinci grup olarak tescil ve ilan edilen kültür varlığı bulunmadığı ve 3402 sayılı Kadastro Kanunu'nun 14 ve 4721 sayılı TMK'’nun 713. maddesinin aradığı şartlar oluştuğu takdirde zilyetlik yoluyla kazanılabilmesi mümkündür. Dava konusu yerde bu özellikler bulunduğuna göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekirken yazılı gerekçe ile reddine karar verilmesinin hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
Uyuşmazlığın taşınmaza ilişkin olması sebebiyle mahalli bilirkişi ve tanıkların da taşınmaz başında dinlenmelerinin gerekeceği-
Dava dilekçesindeki ve karşı dava dilekçesindeki talepler; kadastro parsellerindeki mülkiyet durumu, özellikle imar uygulaması ile ilgili evrak ve ekleri ile teknik bilirkişi raporu dikkate alındığında; çekişmeli yerde 3194 sayılı Yasa’nın 18. maddesi uygulamasının yapıldığı, bu konuda 29.02.1996 tarih ve 326 nolu Encümen Kararı alındığı, idari işlemin dayanağı olan encümen kararının halen ayakta bulunduğu, iptali için idari yargıya talepte bulunulduğuna ilişkin dosya içerisinde herhangi bir belge mevcut olmadığı anlaşıldığından, iş bu davanın idari yargının görev alanı dahilinde olduğu-
Nizalı taşınmazın tescil harici taşlık olarak bırakıldığı dosyadaki bilgi ve belgelerden anlaşıldığına göre öncelikle imar ve ihyanın tamamlanması, ondan sonra 3402 sayılı Kanunun 14 ve 4721 sayılı TMK.’ nun 713/1. maddesindeki koşulların davacı lehine gerçekleşmesi gerekir. Öte yandan Dairenin yerleşmiş inançlarına göre salt ev yapmak zilyetlikle iktisap için yeterli değildir. Tüm bunlardan ayrı olarak davacı bitişikteki nizasız parseli çaplı olarak satın almıştır. Dolayısıyla davacının dava konusu yerdeki zilyetliğinin en erken çap iktisap ettiği tarihinden itibaren başlaması gerekir. Bu durumda dava tarihi itibariyle 20 yıllık sürenin dolduğundan bahsetmek mümkün değildir. Hal böyle olunca, açıklanan ilke ve kurallar nedeniyle davacının davasının reddine karar vermek gerekirken kabul kararı verilmesinin hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
TMK’’nun 713/2.maddesi gereği mülkiyetin kazanılabilmesi için gereken koşullardan biri de dava konusu taşınmazın ölüm veya tutanağın kesinleştiği tarihten dava tarihine kadar 20 yılı aşkın malik sıfatı ile zilyet olunduğunun ispatlanmasıdır. Mahkemece bu konuda bütün tereddütleri ortadan kaldıran yeterli araştırma ve soruşturma yapılmadan yazılı şekilde hüküm oluşturulmasının hükmün bu nedenle bozulmasına sebep olacağı-
