Davacı tarafça her ne kadar 01.11.2017 tanzim tarihli, 10.01.2018 vade tarihli bono uyarınca takip yapılmış ise de, söz konusu senedin her zaman geçmişe yönelik doldurulabilecek nitelikte olduğu, alacaklı tarafından yapılan takibin, dava konusu tasarruf tarihinden sonra başlatıldığı, davalı borçlunun davacının halasının eşi, aynı zamanda eniştesinin babası olduğu, davacı alacaklı ile davalı borçlu arasında yakın akrabalık bulunması nazara alındığında hayatın olağan akışında yakın akrabaların birbirlerine borç vermesi durumunda senet tanzim edilmediği gibi, davacının söz konusu meblağı davalı borçluya verdiğine ilişkin herhangi bir banka kaydının dosya içerisinde bulunmadığı, söz konusu paranın miktarı, verildiği tarihteki ekonomik koşullar dikkate alındığında kasada saklanmasının, kasadan alınarak borçluya elden verilmesinin hayatın olağan akışına uygun olmadığı, bu itibarla mahkemece davacı ile davalı arasında gerçek bir borç alacak ilişkisinin olduğunun ispatlanamaması nedeni ile davanın reddine karar verilmesinde usul ve yasaya aykırılık bulunmadığı-
Davacının, davalı borçlu ile anlaşarak yapılan taşınmaz satışının iptalini sağlamak amacı ile böyle bir ciro silsilesi içerisinde çek veya bono düzenleyerek ve borçlu dışında birden fazla kişi hakkında takip yaptığının kabulü yaşam deneyimlerine de uygun düşmemektedir. Salt davalı beşinci kişinin soyut ve altı doldurulmamış iddiaları üzerine araştırma yapılarak ve bununda ötesine geçilerek bononun hangi alacağa istinaden verildiği ispat edilemediği gibi bir gerekçe ile alacağın var olmadığı sonucuna varılması, tasarrufun iptali davalarının amacının dışında bir yargılamaya zorlar ki, bu adil olmayan bir yargılama sürecidir. Bu nedenlerle, davanın alacağın gerçek olmadığı gerekçesi ile reddi usul ve yasaya aykırıdır.
Usulüne uygun duruşma gün saati tebliğine rağmen davacı tarafın duruşmaya katılmaması ve vekilin mazeret bildiriminde bulunmamasına, mevzuat gereği mahkemenin dosyanın işlemden kaldırılması kararını davacıya tebliğ gibi bir yükümlülüğü olmamasına göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin, "davanın açılmamış sayılmasına" ilişkin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı-
Şirket hissesini devreden borçlu ve devralan tarafların kardeş oldukları, davalı devir bedelini ödediğini beyan etmiş ise de ödemeyi ispat edemediği, bu devrin İİK. m. 280 uyarınca iptale tabi olduğu- Davalının borçlunun ızrar kastını bilen veya bilebilecek kişilerden olduğu, yine davalı-borçlu tarafından bir kısım şirket hisselerinin diğer davalı amca oğluna devrettiği, elden ödeme iddiasını usulünce ispat edilemediği, bu davalılar arasındaki akrabalık bağı nazara alındığında, yine davalının borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemlerin, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Birden fazla tasarrufun iptali davasında verilen ihtiyati hacizlerden birisinin ilk kesinleşen ihtiyati hacze iştirakinin İİK 268/1, 100/1-1 ve 100/1-2. maddelerine göre belirleneceği- Somut olayda, şikayet olunanın haczi ilk kesin haciz olup şikayetçilerin hacizleri ise daha sonra kesin hacze dönüşmüşse de, şikayetçilerin kesin hacze dönüşen ihtiyati hacizlerine dayanak davaları şikayet olunanın kesin haczinden önce açıldığından, şikayetçilerin kesin hacizlerine konu ihtiyati haczin uygulandığı dava tarihlerinin şikayet olunanın kesin haciz tarihinden önce olması nedeniyle İİK m. 268/1 ve 100/1-2 uyarınca ilk sırada yer alan kesin hacze iştirak etmeleri ve paranın her üç alacaklı arasında garameten paylaştırılması gerektiği-
Ciro yolu ile çeki elinde bulunduranın TTK Madde 709 gereğince alacağının olduğu kabul edilerek(aksi davalılar tarafından ispat edilememiştir) alacağın gerçek bir alacak olduğu kabul edilerek davanın esasına girilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilip davacı vekilinin istinaf taleplerinin de kabul edilmemesi doğru görülmemiştir.<br />
Davalı borçluya gönderilen ödeme emrinin İş Mahkemesince iptaline karar verilmiş olması ve bu kararın kesinleşmiş olması halinde davalı- borçlu hakkında açılan tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davacı tarafça davalı borçlulara borç para ve kuru gıda malzemesi temin edilmesi karşılığı 5.500.000,00 TL'nin davalı borçlulara nakit olarak elden verildiği bu bedele karşılık icra takibine konu bononun verildiği savunulmuş ise de söz konusu 5.500.000,00 TL'nin davalı borçlulara ödendiğine ilişkin dekont, havale gibi herhangi bir delil sunulmadığı gibi alacağa ait dayanak belgeleri sunması için verilen sürede davacının belge sunmadığı anlaşıldığından dava şartı olan alacağın gerçek olma koşulunun davacı tarafça ispatlanamadığı-
Dava dışı hazine adına tescil edilmiş olan yerin zilyetliğinin devrine ilişkin işlemin iptalinin cebri icraya konu edilemeyeceği-
Davacının alacağının adi nitelikte düzenlenmiş 10.10.2012 tarihli gayrimenkul satışına ilişkin protokol olduğunun, bu protokol gereğince davacı tarafından davalı borçluya elden 1.150.000,00 USD nin ödendiğinin iddia edilmiş olmasına, bu kadar yüksek bir meblağın ne şekilde ödendiğinin ispat edilememiş olmasına ve bu kadar yüksek bir meblağ verilmiş olmasına rağmen takibin vade tarihinden 4 yıl sonra takibe konu edilmiş olmasına, davalı borçlu ile davalı 3. kişi olan .............. arasında husumet olduğunun, davalı 3. kişi ve dava dışı anneleri tarafından davalı borçlu aleyhine uzaklaştırma kararlarının alındığının anlaşılmasına göre davacının dava konusu alacağının gerçek bir alacak olmadığının kabulü gerekeceği-
