Davacının alacağının gerçek bir alacak olmadığının tespiti gereğince davanın ön koşul yokluğundan reddine ve davalılar lehine maktu vekalet ücretine karar verilmesi gerektiği-
TBK'nun 133. maddesinde de açıkça ifade edildiği üzere, mevcut bir borç için salt poliçe taahhüdünde bulunmak veya yeni bir alacak senedi düzenlemenin tek başına yenileme anlamına gelmeyeceği, yenilemenin varlığını kabul için bu konuda yenileme sözleşmesi yapılması gerektiği ve sözleşmenin varlığını ispat yükünün de bunu iddia edene ait olduğu, taraflar arasında bu şekilde düzenlemiş bir yenileme sözleşmesinin olmadığı ve davacı tarafça ispat edilemediği, sadece yeni bono düzenlendiğini iddia ettiği, bu durumda davacının alacağının 30.08.2010 keşide tarihli bonodan kaynaklandığının kabulü gerektiği, aksinin davacı tarafça ispatlanamadığı, borcun kaynağının 16.07.2007 tanzim tarihli bonoya istinaden yenilendiğinin yasal delillerle ispat edilemediği, bu halde borcun doğumunun, iptali istenen tasarruftan sonra gerçekleşmesi nedeniyle önkoşul yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiği-
Temyiz aşamasında, davalı borçlu şirketin ticaret siciline kayıtlı adresinde haciz yapıldığı, bu hacizde kapıyı açan olmadığı, karşı komşudan sorulduğunda, 'borçluların 1 hafta kadar önce taşındıklarını' beyan ettiği, yeni adres bilinmediğinden borçluya ait herhangi bir emare bulunmadığı, dairenin boş olduğunun kapı dürbününden görüldüğü ve haczedilecek herhangi bir menkulün tespit edilemediğinin belirtildiği, yine aynı gün bir başka adreste yapılan hacizde; kapıyı açan kimsenin 'burada kendisinin yaşadığını ve evin kendi evleri olup, kiracı olmadıklarını, borçluyu tanımadığını' beyan ettiği ve borçluya ait herhangi bir mal veya emareye rastlanmadığı haciz tutanağı ile tespit edildiğinden, İİK. m. 105/2 uyarınca borçlu şirketin ticaret siciline kayıtlı adresinde yapılan haciz tutanağının İİK. m. 143'teki aciz belgesi hükmünde olduğu, davalı borçlu şirketin aciz halinin gerçekleştiğinin kabul edilmesi ve esasa girilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerektiği-
Davalı borçlunun dava konusu taşınmazları devretme borcunun noterde imzalanan sözleşmeyle icra takibine dayanak bononun ise tanzim tarihinden önce doğduğu uyuşmazlıkta, tasarrufun kaynağının icra takibine konu borcun doğum tarihinden öncesine dayanması ve yine devrin arsa payına karşılık yapılması nazara alındığında bedelde muvazaa da bulunmadığı gerekçesiyle tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerekeceği-Taşınmaz devrinin gerçek bir sözleşme ilişkisine dayandığı ve kredi sözleşmesinden çok önce taşınmaz devir borcunun doğduğu ve bedelde muvazaanın da bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiği anlaşıldığından davalılar yararına tek vekalet ücreti takdiri gerektiği-
Takip konusu çeklerin kaynağı olan borcun taşınmazların devir tarihinden sonra doğduğu anlaşıldığından, tasarrufun iptali davasına ilişkin ön şartı gerçekleşmediği-
Senetlerin her zaman düzenlenebilecek belgelerden olması, davacı ile borçlu diğer davalının arkadaş olması, asıl dosyada ikinci dosyaya esas senetten hiç bahsedilmemiş olması, ilk takibin boşanma davasından hemen sonra açılması, davalının konut kredisi kullanması, icra takip dosyasından anlaşıldığı üzere, davalıya ait taşınmazda hacizlerin bulunması, taşınmaz üzerinde 26.000,00 TL gibi bir bedelle haczin kaldırılması ve sonrasında satılması, diğer taşınmazda ise satış istenmediğinden borçlunun talebi ile haczin düşürüldüğü görülmekle, davacı ile davalı arasında muvazaalı takip yapıldığı, davanın açılmasında gerçek bir alacağın bulunmadığı anlaşılmakla ön koşul yokluğundan tasarrufun iptali davasının reddi gerektiği- Asıl ve birleşen davada vekille temsil edilen davalı üçüncü kişi lehine ayrı ayrı nispi vekâlet ücretine karar verilmesi gerekirken, maktu vekâlet ücretine hükmolunmasının doğru olmadığı-
Davacı tarafından geçici ya da kesin aciz belgesi sunulmadığı, ilk derece mahkemesince usulüne uygun şekilde kesin mehil verildiği halde kesin mehil süresi içerisinde de davalı borçlular hakkında düzenlenen aciz vesikası ya da İİK'nun 105. madde kapsamında aciz vesikası niteliğinde haciz tutanağı sunulmadığı, takip dosyasında bulunan haciz tutanağının dava dışı borçlu şirket bakımından düzenlenmiş olması nedeniyle tasarrufun iptali davası bakımından İİK'nun 105. madde kapsamında aciz belgesi niteliğinde olmadığından "davanın reddine" dair kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davacının alacağının 03.01.2023 tanzim 25.06.2023, 25.07.2023 vade tarihli bonoya ve 30.07.2023 tarihli çeke dayalı olduğu- Borçlu ve alacaklı arasında ticari ilişki olduğu dosya kapsamı ile sabit olup davalı beşinci kişi dava konusu taşınmazın satışından sonra borçlu ile satış konusunda uyuşmazlık olduğu, anlaşmalı olarak yapılan bir takip ve dava ile taşınmazın satışının iptalinin sağlanmak istendiği yönünde de ispatı bulunmadığı- Davacının, davalı borçlu ile anlaşarak yapılan taşınmaz satışının iptalini sağlamak amacı ile borçlu hakkında bir den fazla takip yapmak sureti ile diğer dava dosyaları dayanağı olarak ciro silsilesi içerisinde çek veya bono düzenleyerek ve borçlu dışında birden fazla kişi hakkında takip yaptığının kabulü yaşam deneyimlerine de uygun düşmeyeceği- Salt davalı beşinci kişinin soyut ve altı doldurulmamış iddiaları üzerine araştırma yapılarak ve bununda ötesine geçilerek bononun hangi alacağa istinaden verildiği ispat edilemediği gibi bir gerekçe ile alacağın var olmadığı sonucuna varılmasının tasarrufun iptali davalarının amacına uymadığı-
Dosya kapsamında yer alan ............ tarihli resmi tapu devir senedinin incelenmesinde; davacıya ait 6 adet taşınmaz ile davalı borçluya ait 1 adet taşınmazın trampa edildiği, trampa edilirken bedel farkı gözetmeksizin, aradaki bedel farkı alınarak ibarelerinin resmi tapu devir senedine yazıldığı tespit edildiğinden, icra takibine konu edilen ve davalı tarafından davacı lehine trampa tarihiyle aynı gün düzenlenen bononun trampa sonucu oluşan bedel farkı nedeniyle düzenlendiği ve böylece davacının icra takibine konu alacağının gerçek olduğu anlaşılmış olup, alacağın gerçek olduğunun kabulü ile esasa girilmesi, İİK 277 ve devamı maddelerinin tartışılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği-
Davacının, davalı borçlu ile anlaşarak yapılan taşınmaz satışının iptalini sağlamak amacı ile ciro silsilesi içerisinde çek veya bono düzenleyerek ve borçlu dışında birden fazla kişi hakkında takip yaptığının kabulünün yaşam deneyimlerine de uygun düşmeyeceği- Salt davalı beşinci kişinin soyut ve altı doldurulmamış iddiaları üzerine araştırma yapılarak ve bununda ötesine geçilerek bononun hangi alacağa istinaden verildiği ispat edilemediği gibi bir gerekçe ile alacağın var olmadığı sonucuna varılmasının, tasarrufun iptali davalarının amacının dışında bir yargılamaya zorlayacağı ve bunun adil olmayan bir yargılama süreci olacağı, bu nedenlerle, davanın alacağın gerçek olmadığı gerekçesi ile reddinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
