Tasarrufun iptali davasında yalnızca davalı borçlunun borcu kabulünün, alacağın gerçek olduğunu göstermeyeceği- Davalı üçüncü kişivekili; "davacı alacaklı ile borçlu arasında gerçek bir alacak borç ilişkisi bulunmadığını, belirtilen alacağın gerçek olmadığını, bir kimsenin 800.000,00 TL tutarında nakdi bir kimseye elden vermesinin hayatın olağan akışına aykırı olduğunu, günümüz koşullarında bu denli yüklü bir bedelin banka yahut aracı bir başka kurum olmaksızın elden bir kimseye verilmesinin beklenemeyeceğini" savunmuş, davacı taraf ise; "davalı ile aralarında altın ve para alışverişi sebebiyle alacak borç ilişkisi bulunduğunu, bu nedenle ödediği miktara karşılık kendisine bono verdiğini" iddia etmiş ancak davacı tarafından davalıya verildiği iddia edilen 800.000,00 TL'nin üzerinde bir miktarın banka yoluyla havale edildiği ya da bu miktarın bankadan çekildiğine dair bir belgenin olmadığı, davacı tarafa dava konusu alacağa esas delillerini sunması için süre verildiği, davacı tarafından sunulan belgelere göre alınan bilirkişi raporunda ise; davacı vekilince alacağa ilişkin olarak sunulan belgelerde taraflar arasında ticari ilişkinin olduğuna dair bir bilginin olmadığı, ilgili belgelerin mükellefiyet ve sicil belgeleri, vergi levhaları ve davacıya ait yıllık beyannameler olduğunun anlaşıldığı, davacı vekilince alacağa ilişkin olarak sunulan belgelere göre alacağın gerçek olup olmadığı tespitinin yapılamadığı belirtilmiş olup, alacağın gerçek olduğunun davacı tarafından ispatlanamadığının görüldüğü-
İİK'nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amacın; borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak olduğu- Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebileceği- Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili olmadığı-İİK’nın 283/II maddesine göre de iptal davası, üçüncü şahsın elinden çıkarmış olduğu mallar yerine geçen değere taalluk ediyorsa, bu değerler nispetinde üçüncü şahıs nakden tazmine (davacının alacağından fazla olmamak üzere) mahkûm edilmesi gerekeceği- Bu ihtimalde 3. kişinin sorumlu olduğu miktar, elden çıkarılan malın o tarihteki gerçek değeri olduğu- Bir başka anlatımla dava ve tasarrufa konu malı elinde bulunduran şahsın kötü niyetli olduğunun kanıtlanamaması halinde dava tümden reddedilmeyip borçlu ile tasarrufta bulunan şahıs tasarrufa konu malı elinden çıkardıkları tarihteki gerçek değeri oranında ve alacak miktarı ile sınırlı olarak tazminata mahkum edilmeleri gerekeceği-Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.'nun 277 md) bulunması gerektiği- Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.'nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılması gerekeceği-
TMK m. 562 uyarınca miras bırakan tasarruf edebileceği kısmı aştığında payı zedelenen mirasçı veya mirasın geçtiği tarihte elinde ödemeden aciz belgesi bulunan alacaklıların, alacaklarını elde edebilmek için mirasçıya tanınan süre içerisinde tenkis davası açabileceği- İptali istenen vasiyetname borçlunun babası mütevaffa tarafından düzenlendiğinden, TBK m. 19 veya İİK m. 277 vd. uyarınca değil, davacı tarafından terditli olarak açılan davada TMK m. 562 uyarınca dayanılan diğer sebebin dikkate alınarak sonuca gidilmesi gerektiği- Davalı borçlunun alacaklılardan mal kaçırmak amacı ile kendisine kalması gereken miras payının murisi babası tarafından borçlunun kardeşi olan diğer mirasçılar mirasçı sıfatı bulunmayan diğer kişiye devredilmesini düzenleyen vasiyetnamenin iptali istemine ilişkin davada, mahkemece davacı alacaklıya İİK m. 94 uyarınca diğer icra dosyasından da yetki alması için süre verilmesi gerektiği-
TBK'nın 19. maddesine göre dava açılabilmesi için İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davasından farklı olarak davacının kesinleşmiş bir alacağının veya yasadan doğan (miras payı gibi) bir talep hakkının varlığının ön koşul olmadığı- Ancak davacının bu davayı açmakta hukuki yararı olması için davalıdan bir alacağının veya yasadan doğan (miras payı gibi) bir talep hakkının olması gerektiği- Öte yandan, davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamak olduğu- Bu durumda mahkemece öncelikle, davacının davalıdan bir alacağı olup olmadığı, bir başka deyişle davada hukuki yararının ortadan kalkıp kalkmadığının tespiti gerektiği- Somut olayda, davalı borçlunun aciz halinin ispatlanamayıp, dava konusu taşınmazlara hissedar olan, dava dışı üçüncü kişilerin aynı gün hisse devri yaptıklarının anlaşılmasına, bu durumun davalı-alıcı iddiaların doğruladığının ve muvazaa iddiasının davacı tarafça ispat edilemediğinin anlaşılmasına göre, davacı vekili tarafından yapılan istinaf itirazları yerinde görülmemiş olup başvurunun HMK'nın 353/1-b,1. maddesi gereğince esastan reddine karar verilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarında, davacı-alacaklının birden fazla borçlusu varsa; iptal davası açılırken hangi borçlunun işleminin iptali talep ediliyorsa aciz hali onun malvarlığı dikkate alınarak belirlenme ve sadece aleyhinde dava açılan borçlu hakkında aciz vesikası alınmasıyla yetinilmesi gerekeceği- Bölge Adliye Mahkemesince bedel farkından kabule karar vermişse de İİK 278/2'ye göre tasarruf tarihi ile haciz tarihi arasında 2 yıllık süre bulunması gerekmesine göre ve Bölge Adliye Mahkemesince aciz tarihini 05.11.2018 tarihli aciz vesikasına dayandırarak İİK 278/2'ye göre karar verilmesinin doğru görülmediği- İİK madde 279'a göre iptale karar verebilmek için de 1 yıllık süreye riayet edilmesi gerekir. Yine Bölge Adliye Mahkemesi tarafından kabul edilen aciz vesikası tarihine göre karar verilmesi doğru değil ise de yukarıda da belirtildiği üzere davalı borçlular aleyhine düzenlenmiş haciz tutanakları ile tasarruf tarihleri arasında 1 yıllık sürenin geçmediğinin anlaşılmış olmasına göre davalılar arasındaki tasarrufun İİK madde 279/2. gereğince iptale karar verilmesinde hukuka aykırılık bulunmadığı-
Yargıtay'ın yerleşmiş içtihatlarına göre edimler arasında aşırı bir oransızlıktan söz edebilmek için malın satış tarihinde borçlu aleyhine edimler arasında en az bir misli fark bulunması gerekeceği- Davacı tarafından davalı borçlu aleyhine düzenlenmiş 28.12.2016 tarihli kesin borç ödemeden aciz vesikasının dosyaya ibraz edilmiş olmasına göre; davacının aciz vesikasına bağlanan 205.217,60 TL üzerinden vekalet ücreti ve harca hükmedilmesi gerektiği- 'Tasarrufun iptaline' ilişkin davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK'nın 277 md) bulunması gerekeceği- Satılan taşınmaz üzerinde ipotek ve haciz kayıtları varsa, alıcı taşınmazı bu kayıtlarla yükümlü olarak satın almış sayılacağı- Bu nedenle oransızlığın belirlenmesinde tapu kaydındaki ipotek ve haciz miktarının da göz önünde tutulması gerekireceği-
Tasarrufun iptali istemiyle açılan davada; davalılardan biriyle borçlu arasında enişte-kayın ilişkisi bulunması ve işlemin kredi temini amaçlı muvazaalı olduğunun anlaşılması karşısında bu davalı yönünden davanın kabulü gerekirken reddedilmesinin hatalı olduğu; diğer iki davalı yönünden ise borçlu ile aralarındaki ticari ilişki, komşuluk ve aynı çevreden olma olguları gözetilerek, İİK'nin 280/1. maddesi kapsamında borçlunun mali durumunu ve alacaklıları ızrar kastını bilebilecek kişilerden olup olmadıkları hususunda eksik inceleme ile hüküm kurulmasının isabetsiz olduğu gerekçesiyle kararın bozulması gerektiği-
Bölge Adliye Mahkemesi kararından sonra sunulan haciz tutanağının geçici aciz vesikası niteliğinde olan bir haciz tutanağı olduğu anlaşıldığından, tasarrufun iptali davasında ön koşul eksikliğinin giderildiğinin kabulü ile davanın esasına girilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarında dava değerini, takip konusu alacak ile dava konusu tasarrufun değerinden hangisi az ise o değerin oluşturacağı- Takip konusu alacağın toplam 88.357,37 TL olduğu, davanın aynı bedel üzerinden ıslah edildiği, iptali istenen tasarrufa ilişkin olarak; ruhsatın birinci satış tarihi rayiç değerinin, ikinci satış tarihi rayiç değerinin, ruhsatın birleşme tarihindeki rayiç değerinin daha yüksek olarak belirlendiği, direnme karar tarihinde geçerli HMK m. 362/1-a'da öngörülen kesinlik sınırının ise 107.090,00 TL olduğu uyuşmazlıkta, davanın dayanağı olan alacak miktarı gözetildiğinde, Bölge Adliye Mahkemesince verilen direnme kararına karşı miktar itibariyle temyiz yoluna başvurulamayacağı-
Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebilir. Bu yasal nedenle iptal davası, alacaklıya, alacağını tahsil olanağını sağlayan, nispi nitelikte, yasadan doğan bir dava olup; tasarrufa konu malların aynı ile ilgili değildir. Malvarlığı borçlarına yetmeyen davalı (borçlu) (Ö) ile davalı üçüncü kişilerin kardeş/anne oldukları da göz önüne alındığında, davalı üçüncü kişilerin davalı borçlunun alacaklısından mal kaçırma kastını bildiği/bilmesi gerektiği İİK'nin 280/2. maddesi gereğince karine olarak kabul edilmiştir. Ancak bu karinenin aksinin ispatı mümkündür. Somut olayda davalıların karinenin aksinin ispatına ilişkin 12/11/2018 tarihli delil dilekçesinde bildirdikleri iki adet tanığının dinlenmediği, bu haliyle eksik inceleme ile karar verildiği anlaşılmaktadır. O halde, Mahkemece davalıların bildirdikleri tanıklar dinlenerek ve sunulan deliller değerlendirilerek, davalı üçüncü kişilerin, davalı borçlunun mali durumunu, alacaklılara zarar verme kastını bildiklerine dair yasal karinenin aksinin ispat edilip edilemediği değerlendirilmeli, oluşacak sonuca göre nihai karar verilmelidir.
