Takip konusu borcun doğum tarihinin senetlerin tanzim tarihi olan 10.03.2016 ve 11.05.2016 tarihi olduğu, dava konusu tasarruf tarihinin borç doğum tarihi sonrası 27.09.2016 ve 03.05.2017 olduğu, söz konusu taşınmazlar yapılan keşif sonucu alınan raporda satış bedeli ile rayiç bedelleri arasında fahiş fark olmadığı, takibe konu senetler ve alacağın varlığına ilişkin yapılan defter incelemelerinde, davalı .................'a yapılan satışların ticari defterlere kaydının yapıldığı, davacı ile davalı alacaklı arasında herhangi bir ticari ilişkiye rastlanmadığı, takibe konu senetlerin ticari defterlere işlenmediği, senetlerin karşılığına ilişkin bir muhasebe kaydının bulunmadığı, gerek TBK 19 hükmü uyarınca gerekse de İİK 277 vd maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali davalarının dava şartlarından olan alacağın gerçek olması şartının dosya kapsamında mevcut olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Dosya içeriğine göre, alacağın dayandığı ............. İcra Müdürlüğü'nün ................ E sayılı takibin 16.062,80 TL üzerinden başlatıldığı, dava konusu gayrımenkulün tasarruf tarihindeki gerçek değerinin ise 540.000,00 TL olduğu, takip rakamının, dava konusu gayrımenkul bedelinden daha düşük olmasına ve kesinlik sınırının da bu rakama göre belirlenecek olmasına göre Bölge Adliye Mahkemesinin 05.09.2022 tarihli kararının, karar tarihi itibari ile temyiz kesinlik sınırı olan 107.090,00 TL’nin altında kaldığı-
Davanın görülmesinin, davacı alacaklı tarafından muvakkat veya kati aciz vesikası sunulmasına bağlı olduğu, bu şart yerine getirilmediğinden davanın reddinin gerektiği, tasarruf işleminde hiçbir şekilde muvazaanın söz konusu olmadığı, işleme konu devrin davalılar arasındaki borca karşılık olmak üzere gerçekleştirildiği, davalı ..............'in dava konusu taşınmazın bedeli olarak diğer davalı................'ya 9.705.924,36 TL ödediği, davalılar arasında yapılan devrin yegane amaç ve sebebinin davalı ve eşi tarafından diğer davalı .....................'nun borçlarının ödenmiş olması olduğu ve başkaca bir niyet ve hukuka aykırılık barındırmamakta olduğu anlaşılmakla davanın reddi gerekeceği- Mahkemece ve Bölge Adliye Mahkemesince davacının alacağının gerçek bir alacak olmadığının tespiti gereğince davanın ön koşul yokluğundan reddine ve davalılar lehine maktu vekalet ücretine karar verilmesi gerekirken, hatalı değerlendirme ile davacı aleyhine nispi vekalet ücretine karar verilmesi doğru değil ise de bu yanılgının giderilmesinin yargılamanın tekrarını gerektirmediği-
Mahkemece davacı idarenin, 20.06.2011 tasarruf tarihi itibari ile, kesinleşmiş bulunan vergi borcu aslı ve gecikme zammı alacağının bulunmadığının tespit edilmiş, dava konusu tasarrufun borcun doğumundan önce yapılmış olduğunun anlaşılmış olmasına göre davanın ön koşul yokluğu nedeniyle reddine" karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı-
TBK'nun 133. maddesinde de açıkça ifade edildiği üzere, mevcut bir borç için salt poliçe taahhüdünde bulunmak veya yeni bir alacak senedi düzenlemenin tek başına yenileme anlamına gelmeyeceği, yenilemenin varlığını kabul için bu konuda yenileme sözleşmesi yapılması gerektiği ve sözleşmenin varlığını ispat yükünün de bunu iddia edene ait olduğu, taraflar arasında bu şekilde düzenlemiş bir yenileme sözleşmesinin olmadığı ve davacı tarafça ispat edilemediği, sadece yeni bono düzenlendiğini iddia ettiği, bu durumda davacının alacağının 30.08.2010 keşide tarihli bonodan kaynaklandığının kabulü gerektiği, aksinin davacı tarafça ispatlanamadığı, borcun kaynağının 16.07.2007 tanzim tarihli bonoya istinaden yenilendiğinin yasal delillerle ispat edilemediği, bu halde borcun doğumunun, iptali istenen tasarruftan sonra gerçekleşmesi nedeniyle önkoşul yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiği-
Takip konusu çeklerin kaynağı olan borcun 13.06.2015-08.09.2015 tarihleri arasında doğmuş olduğunun belirtildiği, iptali istenen tasarruflara konu bazı taşınmazların 11.04.2014 tarihinde, bazı taşınmazların ise 21.05.2014 tarihinde devredildiği göz önüne alındığında; iptali istenen tasarrufların borcun doğumundan önce gerçekleştiği, bu durumda dava ön şartı gerçekleşmediğinden yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği-
İİK.nun 277 uyarınca olay değerlendirildiğinde her ne kadar davalı ... hakkında geçici aciz vesikası bulunmakta ise de davalı ...'in dava konusu taşınmazları davalılar ... ve ...'ye devretme borcunun ....Noterliğinde 08.12.2015 tarihinde sözleşme imzalanmasıyla doğduğu, ancak davacı banka tarafından icra takibine dayanak bononun ise tanzim tarihinin 21.03.2017 olduğu, bu itibarla tasarrufun kaynağının icra takibine konu borcun doğum tarihinden öncesine dair dayandığı, yine devrin arsa payına karşılık yapılması nazara alındığında bedelde muvazaa da bulunmadığı gerekçesiyle, davanın reddine karar verilmesi gerekeceği- Mahkemece, talebe konu taşınmaz devrinin gerçek bir sözleşme ilişkisine dayandığı, kredi sözleşmesinden çok önce taşınmaz devir borcunun doğduğu ve bedelde muzavaanın da bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verildiğinden, davalılar yararına tek vekalet ücreti takdiri gerekirken, ayrı vekalet ücretine hükmedilmesi doğru olmayıp bozma nedeni ise de, bu yanılgının giderilmesi yargılamanın tekrarını gerektirecek nitelikte görülmediği-
Temyiz aşamasında davalı borçlu şirketin ticaret siciline kayıtlı adresinde ............... tarihinde haciz yapıldığı, bu hacizde kapıyı açan olmadığı, karşı komşudan sorulduğunda, borçluların 1 hafta kadar önce taşındıklarını beyan ettiği, yeni adres bilinmediğinden borçluya ait herhangi bir emare bulunmadığı, dairenin boş olduğunun kapı dürbününden görüldüğü ve haczedilecek herhangi bir menkulün tespit edilemediğinin belirtildiği, yine aynı gün bir başka adreste yapılan hacizde; kapıyı ............'nın açtığı, burada kendisinin yaşadığını ve evin kendi evleri olup, kiracı olmadıklarını, borçluyu tanımadığını beyan ettiği ve borçluya ait herhangi bir mal veya emareye rastlanmadığının da haciz tutanağı ile tespit edildiği anlaşılmış olup, İİK'nun 105/2 maddesine göre borçlu şirketin ticaret siciline kayıtlı adresinde yapılan ............. tarihli haciz tutanağının İİK'nun 143. maddesindeki aciz belgesi hükmünde olduğu, bu durumda İlk Derece Mahkemesince davalı borçlu şirketin aciz halinin gerçekleştiğinin kabul edilmesi, esasa girilerek oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekeceği-
Senetlerin her zaman düzenlenebilecek belgelerden olması, davacı ile borçlu diğer davalının arkadaş olması, asıl dosyada ikinci dosyaya esas senetten hiç bahsedilmemiş olması, ilk takibin boşanma davasından hemen sonra açılması, davalının konut kredisi kullanması, İstanbul ... İcra dairesinin ..... esas sayılı takip dosyasından anlaşıldığı üzere, davalı (Z)'ye ait taşınmazda hacizlerin bulunması, Bursa'daki taşınmaz üzerinde 26.000,00 TL gibi bir bedelle haczin kaldırılması ve sonrasında satılmasına, Ankara'daki taşınmazda ise satış istenmediğinden borçlunun talebi ile haczin düşürüldüğü görülmekle, davacı ile davalı Z) arasında muvazaalı takip yapıldığı kanaati hasıl olunmuş, davacı alacaklı her zaman düzenlenebilecek senetlerden başka alacağa dair delil ortaya koymadığından davanın açılmasında gerçek bir alacağın bulunmadığı anlaşılmakla "ön koşul yokluğundan asıl ve birleşen davanın reddine." dair verilen kararda bir isabetsilzik bulunmadığı-
Davacının, davalı borçlu ile anlaşarak yapılan taşınmaz satışının iptalini sağlamak amacı ile böyle bir ciro silsilesi içerisinde çek veya bono düzenleyerek ve borçlu dışında birden fazla kişi hakkında takip yaptığının kabulünün yaşam deneyimlerine de uygun düşmeyeceği- Salt davalı beşinci kişinin soyut ve altı doldurulmamış iddiaları üzerine araştırma yapılarak ve bununda ötesine geçilerek bononun hangi alacağa istinaden verildiği ispat edilemediği gibi bir gerekçe ile alacağın var olmadığı sonucuna varılması, tasarrufun iptali davalarının amacının dışında bir yargılamaya zorlar ki, bunun adil olmayan bir yargılama süreci olacağı-Bu nedenlerle, davanın alacağın gerçek olmadığı gerekçesi ile reddi gerekeceği-