Dosya kapsamında yer alan ............ tarihli resmi tapu devir senedinin incelenmesinde; davacıya ait 6 adet taşınmaz ile davalı borçluya ait 1 adet taşınmazın trampa edildiği, trampa edilirken bedel farkı gözetmeksizin, aradaki bedel farkı alınarak ibarelerinin resmi tapu devir senedine yazıldığı tespit edildiğinden, icra takibine konu edilen ve davalı tarafından davacı lehine trampa tarihiyle aynı gün düzenlenen bononun trampa sonucu oluşan bedel farkı nedeniyle düzenlendiği ve böylece davacının icra takibine konu alacağının gerçek olduğu anlaşılmış olup, alacağın gerçek olduğunun kabulü ile esasa girilmesi, İİK 277 ve devamı maddelerinin tartışılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği-
Şirket hissesini devreden borçlu ve devralan tarafların kardeş oldukları, davalı devir bedelini ödediğini beyan etmiş ise de ödemeyi ispat edemediği, bu devrin İİK. m. 280 uyarınca iptale tabi olduğu- Davalının borçlunun ızrar kastını bilen veya bilebilecek kişilerden olduğu, yine davalı-borçlu tarafından bir kısım şirket hisselerinin diğer davalı amca oğluna devrettiği, elden ödeme iddiasını usulünce ispat edilemediği, bu davalılar arasındaki akrabalık bağı nazara alındığında, yine davalının borçlunun alacaklılarına zarar verme kastıyla yaptığı tüm işlemlerin, borçlunun içinde bulunduğu malî durumun ve zarar verme kastının, işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu gerekçesiyle davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Tasarrufun iptali davasının şartlarından borçlu ile üçüncü kişi arasındaki tasarrufun alacaklı ile borçlu arasındaki borcun doğumundan sonra gerçekleşmesi olduğu, davacı ile davalı borçlu arasındaki icraya konu borcun doğum tarihinin 13.02.2014 tarihli faktoring sözleşmesinden doğduğu, davalılar arasındaki tasarruf tarihinin ise 24.12.2012 tarihi olup, borcun doğum tarihi olan 13.02.2014 tarihinden önce olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu-
Davacının borçludaki alacağının gerçek olması gerektiği, eldeki davada takibe konu edilen senedin tanzimini gerektiren temel dayanağın ortaya konulamadığı, davanın görülebilme şartlarından olan davacının borçludaki alacağının gerçek olduğunun usulünce ispatlanamadığı-
Davacı tarafından geçici ya da kesin aciz belgesi sunulmadığı, ilk derece mahkemesince usulüne uygun şekilde kesin mehil verildiği halde kesin mehil süresi içerisinde de davalı borçlular hakkında düzenlenen aciz vesikası ya da İİK'nun 105. madde kapsamında aciz vesikası niteliğinde haciz tutanağı sunulmadığı, takip dosyasında bulunan haciz tutanağının dava dışı borçlu şirket bakımından düzenlenmiş olması nedeniyle tasarrufun iptali davası bakımından İİK'nun 105. madde kapsamında aciz belgesi niteliğinde olmadığından "davanın reddine" dair kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Takibe konu 3.500.000,0 TL bedelli bononun (alacak miktarının) yüksekliği dikkate alınarak alacağa dayanak belgelerin sunulmasına ilişkin kesin süre verilmesi üzerine, davacının alacağın dayanağına ilişkin belge ve bilgi ibraz etmediği, bu kadar yüklü miktardaki borcun nereden temin edilerek, hangi kanaldan davalıya ödendiğine dair delil ibraz edilmediği, yine verildiği iddia edilen borcun miktarı da dikkate alınarak borca ilişkin teminat da alınmadığı, yapıldığı iddia edilen ödünç verme işleminin gerçek olduğunun davacı tarafça ispat edilemediği uyuşmazlıkta, davacı ile davalı arasındaki borç ilişkisinin muvazaalı olduğu, gerçek bir alacağın bulunmadığı gerekçesiyle verilen "davanın reddine" ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Usulüne uygun duruşma gün saati tebliğine rağmen davacı tarafın duruşmaya katılmaması ve vekilin mazeret bildiriminde bulunmamasına, mevzuat gereği mahkemenin dosyanın işlemden kaldırılması kararını davacıya tebliğ gibi bir yükümlülüğü olmamasına göre, usul ve kanuna uygun olup temyiz dilekçesinde ileri sürülen nedenlerin, "davanın açılmamış sayılmasına" ilişkin kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte olmadığı-
Davacının, davalı borçlu ile anlaşarak yapılan taşınmaz satışının iptalini sağlamak amacı ile böyle bir ciro silsilesi içerisinde çek veya bono düzenleyerek ve borçlu dışında birden fazla kişi hakkında takip yaptığının kabulü yaşam deneyimlerine de uygun düşmemektedir. Salt davalı beşinci kişinin soyut ve altı doldurulmamış iddiaları üzerine araştırma yapılarak ve bununda ötesine geçilerek bononun hangi alacağa istinaden verildiği ispat edilemediği gibi bir gerekçe ile alacağın var olmadığı sonucuna varılması, tasarrufun iptali davalarının amacının dışında bir yargılamaya zorlar ki, bu adil olmayan bir yargılama sürecidir. Bu nedenlerle, davanın alacağın gerçek olmadığı gerekçesi ile reddi usul ve yasaya aykırıdır.
Borçlu ile üçüncü kişinin aynı iş kolunda faaliyet gösterdikleri, fatura, temlik ve takip tarihlerdeki yakınlığın hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davalı üçüncü kişinin borçlunun ekonomik durumunu ticari ilişki nedeni ile biliyor olduğu kabul edilmişse de; gerçek bir alacağı bulunan alacaklıya borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesinin ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracı olduğu- Borçlunun, üçüncü bir kişideki alacağını borcunu ödemek amacıyla alacaklısına temlik etmesinin mutat bir ödeme vasıtası sayıldığı ve iptale tabi olmadığı- Üçüncü kişi ve borçlu arasında önceye dayalı olarak ticari ilişkinin mevcut olduğu, temlik tarihinde temlik miktarının çok üzerinde borçlunun üçüncü kişiye borcunun bulunduğu ve temlik tarihinden sonra da bu ticari ilişkinin devam ettiği tespit edildiğinden, ortada iptale tabi bir tasarruf bulunmadığı ve somut olayda ödeme mutat vasıta ile yapıldığından İİK m. 280/'de öngörülen şartlar da oluşmadığından, tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerektiği- "Her iki davalının aynı iş kolunda faaliyet gösterdiği, birbirleriyle ticari ilişkileri bulunduğu ve temlik sözleşmesinde belirtilen faturaların davacı (alacaklı) tarafından yapılan takipten bir kaç gün önce düzenlendiği, temlik alan davalı üçüncü kişi şirketin davalı borçlu şirketin içinde bulunduğu malî durumu ve zarar verme kastını bildiği, somut olayın özellikleri ve ödeme sürecindeki işlemler itibarıyla İİK m. 280/1 uyarınca tasarrufun iptali davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca kabul edilmediği-
Davacının eldeki davaya konu ettiği taleplerini icra hukuk mahkemesinde açacağı istihkak davasında ileri sürebileceği, nitekim taraflar arasında görülmekte olan icra hukuk mahkemesinin ... sayılı istihkak davasının da eldeki dava ile aynı kapsamda olduğu, somut olayda davacının açtığı davada hem dava özel şartlarının mevcut olmadığı hem de aynı konuya ilişkin görülmekte olan veya davacı tarafça açılabilecek bir istihkak davasında davacının talebinin değerlendirilebilmesinin mümkün olduğu, dolayısıyla davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı, hukuki yararın mevcut olmasının HMK'nun 114/1-h maddesinde dava şartları arasında sayıldığı, dava şartlarının bulunup bulunmadığının mahkemece resen dikkate alınması gerektiği, somut olayda sonradan tamamlanabilir bri dav aşartıb eksikliği bulunmadığından "mahkemece hukuki yarar yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine" karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı-