Dosya içeriğindeki belgelerden borçlu şirketin, 01.01.2013-31.12.2013 tarihleri arasında 129.223,14 TL asıl 82.230,00 TL gecikme zammı olduğunun anlaşıldığı, dava konusu tasarruf ise borçlu tarafından 09.09.2013 tarihinde yapıldığından tasarrufun borcun doğumundan önce yapıldığından söz edilmesinin mümkün olmadığı, bu durumda, mahkemece işin esasına girilerek, borçlu ve diğer davalı arasındaki tasarrufun iptale tabi olup olmadığı araştırılarak, iptal koşullarının olduğunun saptanması halinde borçlunun 09.09.2013 tarihi itibari ile vergi borcu fer'ileri ile birlikte tesbit edilerek, belirlenen vergi borcu miktarı ile sınırlı olacak şekilde karar verilmesi gerekeceği-
Davalı ile davacı arasında doğrudan alacak-borç ilişkisi bulunmadığı, davacının alacaklı olduğu dava dışı şirket ile davalı arasındaki organik ilişki ispat edilerek alacak ilama bağlandıktan sonra iflas davası açılabileceği-
Davacı vekili, ‘davalı borçlu ile dava konusu senet haricinde kredi sözleşmesi ilişkisi de bulunduğunu ve bu sözleşmelerin de süreklilik arz ettiğini’ beyan ettiğinden, mahkemece, kredi sözleşmeleri de dosya içerisine alınarak, davalı borçlu ile davacı arasındaki kredi ilişkisinin ne zaman başladığı, kredi sözleşmelerine konu borçların ödenip ödenmediği, cari hesap ilişkisi olup olmadığı belirlenmeksizin karar verilmesinin hatalı olduğu-
Dairemizin yerleşmiş içtihatlarına ve Yargıtay Hukuk Genel Kurulu'nun 02.03.2005 gün, 2005/15-100-119 sayılı kararına göre, borçlu hakkında aciz vesikası alınmamakla birlikte, borçlu kayıp ve adresi saptanamıyorsa, saptanan ve bilinen adreslerinde de icraca, borçlunun haczi kabil malının bulunmadığı tespit edilmiş ise, bu takdirde aciz hali gerçekleşmiş sayılacağı-
Davacı vekiline takip konusu borcun doğumuna ilişkin temel ilişki konusunda delillerini sunması için süre verildiği davacının dava dışı ............'dan mehir alacağı olduğunu belirttiği, davacının sunduğu mehir senedinin her zaman düzenlenebilecek mahiyette adi bir belge olduğu, bu belgenin takip konusu bonoyla arasındaki illiyet bağının kurulamadığı dolayısıyla temel ilişkinin ispatlanamadığı-
Davalı ..............ın diğer davalılar ...............'ın kardeşi, ................'ın ise dünürü olduğu, 6183 sayılı Kanun'un 1. ve 3.maddeleri uyarınca amme alacağı niteliğindeki toplam 452.134,02 TL'lik idari para cezası yaptırımından kaynaklı alacak sebebiyle davalı ...........ın davacı Kurum nezdinde borçlu olarak yer aldığı, ödeme emirlerinin tebliği sonrasında itiraz edilmeyerek kesinleşen alacağa ilişkin 11.07.2019 tarihli haciz varakalarının düzenlenmesi gözetilerek alacağın gerçek olduğu ve borcun ödenmediği, eldeki uyuşmazlıkta amme alacağını ödeme müddetinin başladığı tarihin ödeme emirlerinin tebliğ edildiği 21.06.2019 tarihi olduğu ve en eski tasarrufun bu tarihten geriye doğru 2 yıllık süre içerisinde kalan 28.12.2017 tarihi olması sebebiyle dava konusu tasarrufların hükümsüz oldukları, 6183 sayılı Kanun'un 26.maddesi uyarınca dava tarihinin 30.01.2020 tarihi olmasından dolayı tasarruf tarihinden itibaren 5 yıllık hak düşürücü sürede davanın ikame edildiği, dosya arasına alınan delillerden kredi kullanıldığı ve araç satışı gerçekleştirildiği anlaşılmış ise de bu bedellerin salt satış işlemi için temin edildiği ya da bahse konu paranın davalı ..............'a ödendiğine dair delil sunulmadığı anlaşılmakla, davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Davanın açıldığı tarihte dava dışı şirket tarafından temlik işlemine muvafakat verilmediği, temlikin muvafakate bağlı olduğu, temlik işleminin yapıldığı tarihten itibaren ortada geçerli bir tasarruf işlemi bulunmadığı, davacının İİK m. 277 vd. uyarınca tasarrufun iptali davasını açmakta haklı olmadığı anlaşıldığından; davanın dava şartı yokluğundan reddine, yargılama masrafları ve vekalet ücretinin de davalılar lehine hükmedilmesi gerektiği-
Davacının alacağının 10.04.2018 keşide, 22.05.2018 vade tarihli kambiyo senedinden (bonodan) kaynaklandığı, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleştiği, ancak iptali istenen 22.03.2018 tarihinde yapılan araçların satımına ilişkin tasarrufların, borcun doğumuna sebep olan 10.04.2018 keşide ve 22.05.2018 vade tarihli senetten önce gerçekleştiği, iptali istenen araç satışına ilişkin tasarrufların takip konusu borcun doğumundan önce gerçekleşmesi nedeniyle tasarrufun iptaline yönelik dava ön şartı sağlanmadığı anlaşılmakla dava şartı yokluğundan davanın usulden reddine karar verilmesi gerekeceği-
TBK'nın 19. maddesinde tanımını bulan muvazaa hukuksal nedenine dayalı muvazaalı işlemin iptali istemi- Davalılar arasında gerçekleştirilen bir tasarrufun bulunmadığı-
Davalının borçlusu kardeşine icra takibi başlattığı, bu dosya alacağının fer'ileri hariç toplam 1.350.000,00 USD olduğu, icra dosyasına eklenen adi yazılı protokollere dayanan bu alacağın kaynağının miras paylaşımı ile alakalı olduğunun ileri sürüldüğü, davalılar arasında 27.06.2005 tarihli sözleşme ve ibraname başlığı altında senet tanzim edildiği ve miras paylaşımı yapıldığı, bu sözleşmeye göre tarafların birbirlerine borcu bulunmadığı, 13.06.2010 tarihi atılan ek sözleşmeyle davalı borçluya borç yüklenildiği uyuşmazlıkta adi yazılı ikinci senede itibar edilmediği, davalı tanıklarının da savunmadan farklı olarak; ‘..borç para verdiği ve bu nedenle aralarında borç ilişkisi olduğu’ beyanlarına itibar olunmadığını, kardeşlerin birbirlerinin ekonomik durumu ve borçlarını bilebilecek durumda olduğunu, davacının alacağını tahsil önüne geçebilmek için davalıların aralarında alacak takibi başlattıkları kanaatine ulaşıldığı gerekçesiyle davanın kabulü gerektiğini- Tasarrufun iptali davalarında davanın kabulüne karar verilmesi halinde alacaklının icra dosyasındaki alacak ve fer'ilerine şamil olmak üzere tasarrufun iptali ile davacıya haciz ve satış yetkisi verilmesi gerekir ise de, somut olayda dava konusu tasarrufun davalılar arasında yapılan muvazaalı icra takibi olduğu anlaşılmış olup, bu durumda yalnızca davacının alacak ve fer'ileriyle sınırlı olmak üzere muvazaalı icra takibinin iptaline karar verilmesi gerekirken, hem tasarruf konusu ‘icra takibinin iptaline’ hem de ‘iptal edilen bu takip dosyası üzerinden tahsil yetkisi’ karar verilmesinin doğru olmadığını, bu yanılgının giderilmesinin yargılamanın tekrarını gerektirir nitelikte olmadığını-
