Davacının borcun doğum tarihi olarak sunduğu kredi sözleşmesinin tarihli tasarruftan sonra olduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Tasarrufun borcun doğumundan önce gerçekleşmiş olması gerekçesi ile davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Tasarrufun iptali davasının görülebilmesi için diğer genel dava koşullarının yanında, alacaklının elinde geçici veya kesin aciz belgesi bulunması gerektiği ve bu hususların dava şartı olup hakim görevi gereği doğrudan re'sen gözetmek zorunda olduğu-
Terditli olarak açılan, İİK m. 277 vd.na göre tasarrufun iptali olmadığı takdirde TBK'nun 19. maddesine dayalı muvazaalı işlemlerin iptali isteğine ilişkin davada, mahkemece öncelikle İİK'nın 277 ve devamı maddelerine göre değerlendirme yapılması, bu dava koşullarının olmadığının tespiti halinde TBK'nın 19. maddesine göre değerlendirme yapılması gerekirken, bu yönde açılmış bir dava yokmuş gibi karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-
Dava konusu taşınmazın davaya konu hisse devrinin 18.07.2018 tarihinde yapıldığı, talimat ile alınan teknik bilirkişi raporunda dava konusu taşınmazın devir tarihi itibariyle bedelinin 800.000,00 TL olduğu, bunun hisseye tekabül eden miktarının dosyadaki tarafların murisine ait veraset ilamındaki paya göre 1/3'nün 266.666 TL civarında olduğu, dava konusu taşınmazın tarafların arasındaki satıma konu bedelinin ise 90.000,00 TL bedel ile yapıldığı, buna göre dava konusu tasarrufun davalı borçlunun davacı kuruma borcunun doğduğu tarihten sonra ve davalı borçlu tarafından kız kardeşi olan diğer davalıya yapıldığı, bedelinin tasarruftan önce diğer davalı tarafından ödendiği beyan edilmiş ise hayatın olağan akışına uygun olmayan ve ispat edilmiş sayılmayan bu savunmaya itibar edilmemiş, her ne kadar mali müşavir bilirkişi davacı kurum alacağının tasarruf tarihinden sonra kesinleştiğini belirtmiş ise de, celbedilen kurum kayıtlarından alacağın bir kısmının doğduğu tarihin 2016 yılına dayandığı görülmekle bilirkişinin bu tespiti dosya kayıtlarına nazaran bu şekliyle kabul edilmiş, bu haliyle yapılan tasarrufun iptale konu tasarruflardan olduğu, gerek taraflar arasındaki hukuki ilişki, gerek satıma konu bedel gözetilerek ivazlı bir tasarruf olarak görülemeyeceği kabul edilerek davacının davasının kabulü ile davaya konu İstanbul İli, ... İlçesi, ... Mahallesi, 1080 ada, 1 parsel sayılı taşınmaz üzerine kurulu yapının 6. kat 59 bağımsız bölüm nolu taşınmazdaki davalı borçlunun diğer davalıya 18.07.2018 tarihli mülkiyet hissesine ilişkin tasarrufun iptali ile davacıya tasarrufa konu mülkiyet hissesi bakımından cebri icra yetkisi verilmesine karar verilmesinin yerinde olduğu-
Tasarruufun iptali davasında ilk derece mahkemesince kurulan hükmün (istinaf dairesince bozulan) "...38.000,00 TL vekalet ücretinin davacıdan alınarak dahili davalılar ... ve ...'e verilmesine" kısıma dair, dahili davalılarca alacaklı hakkında vekalet ücreti yönünden icra takibi başlatılması üzerine, davacı alacaklı tarafından istinaf dairesince bozmaya konu edilen vekalet ücretinin davacı alacaklı tarafından takip dosyasına 44.777,69 TL olarak yatırıldığı, istinaf dairesinin bu kararıyla davacı alacaklıyı aynı konu hakkında ikinci defa vekalet ücreti ödemek zorunda bıraktığı, bozma ilamı sonrası davalı ... vekili tarafından davacı alacaklıya haksız yere daha önceden ödemiş olduğu vekalet ücretinin tahsili için takip dosyası ile aynı konu hakkında ikinci defa icra takibi başlatılmış olduğu, infaz edilen icra dosyalarını incelemeden bir karar vermesinin doğru olmadığı" iddiasıyla yapılan temyiz istemi- İİK m. 40/II ve III uyarınca davacının hakkına zayi gelmeyeceğinden temyiz isteminin reddi gerektiği-
6183 sayılı Kanun uyarınca açılan tasarrufun iptali davasında, yargılama devam ederken dava konusu kamu alacağının 7440 sayılı Kanun kapsamında yapılandırılarak ödendiği anlaşıldığından; davanın konusuz kalması nedeniyle "karar verilmesine yer olmadığına" hükmedilmesi gerekirken davanın kabulüne karar verilmesinin ve 7440 sayılı Kanun'un 9/13-d maddesindeki "karşılıklı olarak vekalet ücreti ve yargılama gideri talep edilemez" düzenlemesine aykırı olarak davacı lehine vekalet ücretine hükmedilmesinin hatalı olduğu gerekçesiyle kararın bozulması gerektiği-
Alacağın teminat senedi olarak düzenlenen iki adet bonoya dayandığı, Afyonkarahisar *.Ağır Ceza Mahkemesinin ..... Esas sayılı dosyasında alınan İzmir Kriminal Polis Laboratuvarı Müdürlüğünün 27.11.2020 tarihli raporunda keşideci imzasının sahte olduğunun belirtildiği, yine dosya kapsamına göre davacı tarafça bono bedelleri kadar miktarın keşideci borçlu şirkete borç verildiği ve bu nedenle teminat senedi olarak düzenlendiğinin sözleşme, banka havalesi, makbuz vs. yazılı bir delille ispat edilemediği, tüm bu nedenlerle takip konusu bonoların dayandığı alacağın temel ilişki bulunduğu ve gerçek olduğu ispat edilemediğinden İlk Derece Mahkemesince yazılı gerekçe ile davanın reddine karar verilmiş olmasında isabetsizlik bulunmadığı, ancak İlk Derece Mahkemesince davanın dava ön şartı yokluğundan usulden reddine karar verildiği için karar tarihinde yürürlükte bulunan AAÜT'nin 7.maddesi gereğince davalılar lehine maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekirken nispi vekalet ücretine hükmedilmesinin doğru olmadığı-
Takip konusu borcun doğum tarihinin senetlerin tanzim tarihi olan 10.03.2016 ve 11.05.2016 tarihi olduğu, dava konusu tasarruf tarihinin borç doğum tarihi sonrası 27.09.2016 ve 03.05.2017 olduğu, söz konusu taşınmazlar yapılan keşif sonucu alınan raporda satış bedeli ile rayiç bedelleri arasında fahiş fark olmadığı, takibe konu senetler ve alacağın varlığına ilişkin yapılan defter incelemelerinde, davalı .................'a yapılan satışların ticari defterlere kaydının yapıldığı, davacı ile davalı alacaklı arasında herhangi bir ticari ilişkiye rastlanmadığı, takibe konu senetlerin ticari defterlere işlenmediği, senetlerin karşılığına ilişkin bir muhasebe kaydının bulunmadığı, gerek TBK 19 hükmü uyarınca gerekse de İİK 277 vd maddeleri uyarınca açılan tasarrufun iptali davalarının dava şartlarından olan alacağın gerçek olması şartının dosya kapsamında mevcut olmadığı anlaşılmakla davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
TBK'nın 19. maddesinde muvazaa hukuksal nitelemesine dayalı açılan davalarda 3. kişinin danışıklı işlem ile hakkının zarar gördüğünün benimsenebilmesi için onun danışıklı işlemde bulunandan bir alacağının var olması ve bu alacağın ödenmesinin önlemesi amacıyla danışıklı bir işlem yapılması gerektiği, davacının bu davadaki amacı alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamak olduğu, muvazaaya dayalı iptal davasında davacı, muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını ileri sürdüğü, İİK'nın 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen iptal davası açma hakkı davacının genel hükümlere, muvazaaya dayanarak dava açmasına engel olmadığı, davacının iddiasını kanıtlaması halinde ise iddianın tasarruf konusu malın aynına ilişkin olmadığı, alacağın tahsiline yönelik bulunduğu da gözetilerek İİK'nın 283/1,2. maddesi kıyasen uygulanarak, iptal ve tescile gerek olmaksızın davacının taşınırların haciz ve satışını isteyebilmesi yönünden hüküm kurulmasının gerekeceği, genelde denilebilir ki, borçlunun iptal edilebilecek tasarrufları, alacaklılarından mal kaçırılmasına yönelik olarak yapılan ivazsız veya aciz halinde yapılan tasarruflar ile alacaklılarına zarar verme kastıyla yapılan tasarruflar olduğu-
