TBK'nun 133. maddesinde de açıkça ifade edildiği üzere, mevcut bir borç için salt poliçe taahhüdünde bulunmak veya yeni bir alacak senedi düzenlemenin tek başına yenileme anlamına gelmeyeceği, yenilemenin varlığını kabul için bu konuda yenileme sözleşmesi yapılması gerektiği ve sözleşmenin varlığını ispat yükünün de bunu iddia edene ait olduğu, taraflar arasında bu şekilde düzenlemiş bir yenileme sözleşmesinin olmadığı ve davacı tarafça ispat edilemediği, sadece yeni bono düzenlendiğini iddia ettiği, bu durumda davacının alacağının 30.08.2010 keşide tarihli bonodan kaynaklandığının kabulü gerektiği, aksinin davacı tarafça ispatlanamadığı, borcun kaynağının 16.07.2007 tanzim tarihli bonoya istinaden yenilendiğinin yasal delillerle ispat edilemediği, bu halde borcun doğumunun, iptali istenen tasarruftan sonra gerçekleşmesi nedeniyle önkoşul yokluğu nedeniyle davanın reddi gerektiği-
Takip konusu çeklerin kaynağı olan borcun 13.06.2015-08.09.2015 tarihleri arasında doğmuş olduğunun belirtildiği, iptali istenen tasarruflara konu bazı taşınmazların 11.04.2014 tarihinde, bazı taşınmazların ise 21.05.2014 tarihinde devredildiği göz önüne alındığında; iptali istenen tasarrufların borcun doğumundan önce gerçekleştiği, bu durumda dava ön şartı gerçekleşmediğinden yerel mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde kısmen kabulüne karar verilmesinin doğru görülmediği-
Senetlerin her zaman düzenlenebilecek belgelerden olması, davacı ile borçlu diğer davalının arkadaş olması, asıl dosyada ikinci dosyaya esas senetten hiç bahsedilmemiş olması, ilk takibin boşanma davasından hemen sonra açılması, davalının konut kredisi kullanması, icra takip dosyasından anlaşıldığı üzere, davalıya ait taşınmazda hacizlerin bulunması, taşınmaz üzerinde 26.000,00 TL gibi bir bedelle haczin kaldırılması ve sonrasında satılması, diğer taşınmazda ise satış istenmediğinden borçlunun talebi ile haczin düşürüldüğü görülmekle, davacı ile davalı arasında muvazaalı takip yapıldığı, davanın açılmasında gerçek bir alacağın bulunmadığı anlaşılmakla ön koşul yokluğundan tasarrufun iptali davasının reddi gerektiği- Asıl ve birleşen davada vekille temsil edilen davalı üçüncü kişi lehine ayrı ayrı nispi vekâlet ücretine karar verilmesi gerekirken, maktu vekâlet ücretine hükmolunmasının doğru olmadığı-
Davacının alacağının 03.01.2023 tanzim 25.06.2023, 25.07.2023 vade tarihli bonoya ve 30.07.2023 tarihli çeke dayalı olduğu- Borçlu ve alacaklı arasında ticari ilişki olduğu dosya kapsamı ile sabit olup davalı beşinci kişi dava konusu taşınmazın satışından sonra borçlu ile satış konusunda uyuşmazlık olduğu, anlaşmalı olarak yapılan bir takip ve dava ile taşınmazın satışının iptalinin sağlanmak istendiği yönünde de ispatı bulunmadığı- Davacının, davalı borçlu ile anlaşarak yapılan taşınmaz satışının iptalini sağlamak amacı ile borçlu hakkında bir den fazla takip yapmak sureti ile diğer dava dosyaları dayanağı olarak ciro silsilesi içerisinde çek veya bono düzenleyerek ve borçlu dışında birden fazla kişi hakkında takip yaptığının kabulü yaşam deneyimlerine de uygun düşmeyeceği- Salt davalı beşinci kişinin soyut ve altı doldurulmamış iddiaları üzerine araştırma yapılarak ve bununda ötesine geçilerek bononun hangi alacağa istinaden verildiği ispat edilemediği gibi bir gerekçe ile alacağın var olmadığı sonucuna varılmasının tasarrufun iptali davalarının amacına uymadığı-
Dosya kapsamında yer alan ............ tarihli resmi tapu devir senedinin incelenmesinde; davacıya ait 6 adet taşınmaz ile davalı borçluya ait 1 adet taşınmazın trampa edildiği, trampa edilirken bedel farkı gözetmeksizin, aradaki bedel farkı alınarak ibarelerinin resmi tapu devir senedine yazıldığı tespit edildiğinden, icra takibine konu edilen ve davalı tarafından davacı lehine trampa tarihiyle aynı gün düzenlenen bononun trampa sonucu oluşan bedel farkı nedeniyle düzenlendiği ve böylece davacının icra takibine konu alacağının gerçek olduğu anlaşılmış olup, alacağın gerçek olduğunun kabulü ile esasa girilmesi, İİK 277 ve devamı maddelerinin tartışılması ve sonucuna göre karar verilmesi gerekeceği-
İcra dosyasında 3.500.000,0 TL bedelli 04.04.2014 keşide tarihli bononun alacağın dayanağı olarak gösterildiği, davacıya alacağın miktarının yüksekliği de dikkate alınarak alacağa dayanak belgelerin sunulmasına ilişkin kesin süre verildiği, davacının alacağın dayanağına ilişkin belge ve bilgi ibraz etmediği, bu kadar yüklü miktardaki borcun nereden temin edilerek, hangi kanaldan davalı (F)'ye ödendiğine dair delil ibraz edilmediği, yine verildiği iddia edilen borcun miktarı da dikkate alınarak borca ilişkin teminat da alınmadığı, yapıldığı iddia edilen ödünç verme işleminin gerçek olduğunun davacı tarafça ispat edilemediği, davacı ile davalı F arasındaki borç ilişkisinin muvazaalı olduğu, gerçek bir alacağın bulunmadığı gerekçesiyle verilen "davanın reddine" ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davacının, davalı borçlu ile anlaşarak yapılan taşınmaz satışının iptalini sağlamak amacı ile böyle bir ciro silsilesi içerisinde çek veya bono düzenleyerek ve borçlu dışında birden fazla kişi hakkında takip yaptığının kabulünün yaşam deneyimlerine de uygun düşmeyeceği- Salt davalı beşinci kişinin soyut ve altı doldurulmamış iddiaları üzerine araştırma yapılarak ve bununda ötesine geçilerek bononun hangi alacağa istinaden verildiği ispat edilemediği gibi bir gerekçe ile alacağın var olmadığı sonucuna varılması, tasarrufun iptali davalarının amacının dışında bir yargılamaya zorlar ki, bunun adil olmayan bir yargılama süreci olacağı-Bu nedenlerle, davanın alacağın gerçek olmadığı gerekçesi ile reddi gerekeceği-
Davacı tarafından geçici ya da kesin aciz belgesi sunulmadığı, İlk Derece Mahkemesince usulüne uygun şekilde kesin mehil verildiği halde kesin mehil süresi içerisinde de davalı borçlular hakkında düzenlenen aciz vesikası ya da İİK'nun 105. madde kapsamında aciz vesikası niteliğinde haciz tutanağı sunulmadığı, takip dosyasında bulunan 28.11.2018 tarihli haciz tutanağının dava dışı borçlu .. şti. bakımından düzenlenmiş olması nedeniyle eldeki dava bakımından İİK'nun 105. madde kapsamında aciz belgesi niteliğinde olmadığından "davanın reddine" dair kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davacının borçludaki alacağının gerçek olması gerektiği, eldeki davada takibe konu edilen senedin tanzimini gerektiren temel dayanağın ortaya konulamadığı, davanın görülebilme şartlarından olan davacının borçludaki alacağının gerçek olduğunun usulünce ispatlanamadığı-
Davacının, davalı borçlu ile anlaşarak yapılan taşınmaz satışının iptalini sağlamak amacı ile böyle bir ciro silsilesi içerisinde çek veya bono düzenleyerek ve borçlu dışında birden fazla kişi hakkında takip yaptığının kabulü yaşam deneyimlerine de uygun düşmemektedir. Salt davalı beşinci kişinin soyut ve altı doldurulmamış iddiaları üzerine araştırma yapılarak ve bununda ötesine geçilerek bononun hangi alacağa istinaden verildiği ispat edilemediği gibi bir gerekçe ile alacağın var olmadığı sonucuna varılması, tasarrufun iptali davalarının amacının dışında bir yargılamaya zorlar ki, bu adil olmayan bir yargılama sürecidir. Bu nedenlerle, davanın alacağın gerçek olmadığı gerekçesi ile reddi usul ve yasaya aykırıdır.
