Dava dışı hazine adına tescil edilmiş olan yerin zilyetliğinin devrine ilişkin işlemin iptalinin cebri icraya konu edilemeyeceği-
Dosya içerisinde mevcut 11.02.2010 tarihli kredi sözleşmesinde davalı borçlu (B) Ltd. Şti.'nin kefil olarak imza attığı görüldüğünden, bilirkişilerden alınan 29.01.2019 tarihli raporda 11.02.2010 tarihli krediden sonra alınan kredilerin limit artışı ve / veya değişen kanun maddeleri nedeniyle yenileme şeklinde alındığı belirtildiğinden, borcun 11.02.2010 tarihinde yani 14.06.2011 tarihli tasarruf işleminden önce doğduğunun kabulü ile işin esasına girilerek, taraf delilleri toplandıktan sonra karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi gerekeceği-
Ciro yolu ile çeki elinde bulunduranın TTK Madde 709 gereğince alacağının olduğu kabul edilerek(aksi davalılar tarafından ispat edilememiştir) alacağın gerçek bir alacak olduğu kabul edilerek davanın esasına girilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilip davacı vekilinin istinaf taleplerinin de kabul edilmemesi doğru görülmemiştir.<br />
Borçlu ile üçüncü kişinin aynı iş kolunda faaliyet gösterdikleri, fatura, temlik ve takip tarihlerdeki yakınlığın hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davalı üçüncü kişinin borçlunun ekonomik durumunu ticari ilişki nedeni ile biliyor olduğu kabul edilmişse de; gerçek bir alacağı bulunan alacaklıya borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesinin ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracı olduğu- Borçlunun, üçüncü bir kişideki alacağını borcunu ödemek amacıyla alacaklısına temlik etmesinin mutat bir ödeme vasıtası sayıldığı ve iptale tabi olmadığı- Üçüncü kişi ve borçlu arasında önceye dayalı olarak ticari ilişkinin mevcut olduğu, temlik tarihinde temlik miktarının çok üzerinde borçlunun üçüncü kişiye borcunun bulunduğu ve temlik tarihinden sonra da bu ticari ilişkinin devam ettiği tespit edildiğinden, ortada iptale tabi bir tasarruf bulunmadığı ve somut olayda ödeme mutat vasıta ile yapıldığından İİK m. 280/'de öngörülen şartlar da oluşmadığından, tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerektiği- "Her iki davalının aynı iş kolunda faaliyet gösterdiği, birbirleriyle ticari ilişkileri bulunduğu ve temlik sözleşmesinde belirtilen faturaların davacı (alacaklı) tarafından yapılan takipten bir kaç gün önce düzenlendiği, temlik alan davalı üçüncü kişi şirketin davalı borçlu şirketin içinde bulunduğu malî durumu ve zarar verme kastını bildiği, somut olayın özellikleri ve ödeme sürecindeki işlemler itibarıyla İİK m. 280/1 uyarınca tasarrufun iptali davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca kabul edilmediği-
Davalı borçluya gönderilen ödeme emrinin iş mahkemesince iptaline karar verilmiş olması ve bu kararın kesinleşmiş olması halinde davalı- borçlu hakkında açılan 6183 sayılı Kanun uyarınca açılan tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davacının eldeki davaya konu ettiği taleplerini icra hukuk mahkemesinde açacağı istihkak davasında ileri sürebileceği, nitekim taraflar arasında görülmekte olan icra hukuk mahkemesinin ... sayılı istihkak davasının da eldeki dava ile aynı kapsamda olduğu, somut olayda davacının açtığı davada hem dava özel şartlarının mevcut olmadığı hem de aynı konuya ilişkin görülmekte olan veya davacı tarafça açılabilecek bir istihkak davasında davacının talebinin değerlendirilebilmesinin mümkün olduğu, dolayısıyla davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı, hukuki yararın mevcut olmasının HMK'nun 114/1-h maddesinde dava şartları arasında sayıldığı, dava şartlarının bulunup bulunmadığının mahkemece resen dikkate alınması gerektiği, somut olayda sonradan tamamlanabilir bri dav aşartıb eksikliği bulunmadığından "mahkemece hukuki yarar yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine" karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı-
TBK. m. 19 uyarınca açılan davalarda da iptali istenilen muvazaalı işlemin borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olmasının gerekeceği- İcra takibine konu alacağın dayandığı ilama göre alacağın 23.05.2005 tarihinde davalının davacıların annesini öldürmesinden kaynaklanan manevi tazminat alacağı olduğu, iptali istenen tasarrufun ise 27.10.1997 tarihinde yapılmış olduğu, icra takibine konu borcun iptali istenen tasarruf tarihinden sonra doğduğundan davanın ön şart yokluğundan reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davacının alacağının adi nitelikte düzenlenmiş 10.10.2012 tarihli gayrimenkul satışına ilişkin protokol olduğunun, bu protokol gereğince davacı tarafından davalı borçluya elden 1.150.000,00 USD nin ödendiğinin iddia edilmiş olmasına, bu kadar yüksek bir meblağın ne şekilde ödendiğinin ispat edilememiş olmasına ve bu kadar yüksek bir meblağ verilmiş olmasına rağmen takibin vade tarihinden 4 yıl sonra takibe konu edilmiş olmasına, davalı borçlu ile davalı 3. kişi olan .............. arasında husumet olduğunun, davalı 3. kişi ve dava dışı anneleri tarafından davalı borçlu aleyhine uzaklaştırma kararlarının alındığının anlaşılmasına göre davacının dava konusu alacağının gerçek bir alacak olmadığının kabulü gerekeceği-
Tasarrufun iptali davasına ilişkin yargılama sırasında alacağın tamamen ödenmesi halinde "konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına" şeklinde karar verilmesi gerekeceği-
Doğmuş vergi borçlarına ilişkin düzenlenen ödeme emirlerine göre söz konusu vergi borcunun tarh edildiği ve vadelerinin belirlendiği tarihlerin Nisan 2014 tarihinden itibaren başladığı, vadelerinin ise 26.06.2014 tarihinden başladığı, bundan sonra her aylık dönemler için yapılan tarhlar yönünden söz konusu vergi borçlarının takibe alınarak ödeme emirlerinin düzenlendiği, davalının şirket yetkilisi olarak görevine 07.08.2013 tarihinde başladığı, dava konusu edilen tasarrufa konu bağımsız bölüm sayılı taşınmazın davalı şirket yetkilisi adına kayıtlı iken borcun doğumundan ve şirket yetkilisi olmasından evvelce eşi olan davalıya intifa hakkını üzerinde tutarak satış yolu ile mülkiyeti devir ve temlik ettiği, borcun doğum tarihinin ise Nisan 2014 tarihine ait vergi borçlarından itibaren başladığı, yine davalı şirket yetkilisinin yetkili olduğu tarihin de tasarruf tarihinden sonraki tarih olan 07.08.2013 tarihi olduğu gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu-
