Dosya içerisinde mevcut 11.02.2010 tarihli kredi sözleşmesinde davalı borçlu (B) Ltd. Şti.'nin kefil olarak imza attığı görüldüğünden, bilirkişilerden alınan 29.01.2019 tarihli raporda 11.02.2010 tarihli krediden sonra alınan kredilerin limit artışı ve / veya değişen kanun maddeleri nedeniyle yenileme şeklinde alındığı belirtildiğinden, borcun 11.02.2010 tarihinde yani 14.06.2011 tarihli tasarruf işleminden önce doğduğunun kabulü ile işin esasına girilerek, taraf delilleri toplandıktan sonra karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde karar verilmesi gerekeceği-
Davacı tarafça davalı borçlulara borç para ve kuru gıda malzemesi temin edilmesi karşılığı 5.500.000,00 TL'nin davalı borçlulara nakit olarak elden verildiği bu bedele karşılık icra takibine konu bononun verildiği savunulmuş ise de söz konusu 5.500.000,00 TL'nin davalı borçlulara ödendiğine ilişkin dekont, havale gibi herhangi bir delil sunulmadığı gibi alacağa ait dayanak belgeleri sunması için verilen sürede davacının belge sunmadığı anlaşıldığından dava şartı olan alacağın gerçek olma koşulunun davacı tarafça ispatlanamadığı-
Dava dışı hazine adına tescil edilmiş olan yerin zilyetliğinin devrine ilişkin işlemin iptalinin cebri icraya konu edilemeyeceği-
Birden fazla tasarrufun iptali davasında verilen ihtiyati hacizlerden birisinin ilk kesinleşen ihtiyati hacze iştirakinin İİK 268/1, 100/1-1 ve 100/1-2. maddelerine göre belirleneceği- Somut olayda, şikayet olunanın haczi ilk kesin haciz olup şikayetçilerin hacizleri ise daha sonra kesin hacze dönüşmüşse de, şikayetçilerin kesin hacze dönüşen ihtiyati hacizlerine dayanak davaları şikayet olunanın kesin haczinden önce açıldığından, şikayetçilerin kesin hacizlerine konu ihtiyati haczin uygulandığı dava tarihlerinin şikayet olunanın kesin haciz tarihinden önce olması nedeniyle İİK m. 268/1 ve 100/1-2 uyarınca ilk sırada yer alan kesin hacze iştirak etmeleri ve paranın her üç alacaklı arasında garameten paylaştırılması gerektiği-
Ciro yolu ile çeki elinde bulunduranın TTK Madde 709 gereğince alacağının olduğu kabul edilerek(aksi davalılar tarafından ispat edilememiştir) alacağın gerçek bir alacak olduğu kabul edilerek davanın esasına girilmesi gerekirken yazılı gerekçelerle davanın reddine karar verilip davacı vekilinin istinaf taleplerinin de kabul edilmemesi doğru görülmemiştir.<br />
TBK. m. 19 uyarınca açılan davalarda da iptali istenilen muvazaalı işlemin borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olmasının gerekeceği- İcra takibine konu alacağın dayandığı ilama göre alacağın 23.05.2005 tarihinde davalının davacıların annesini öldürmesinden kaynaklanan manevi tazminat alacağı olduğu, iptali istenen tasarrufun ise 27.10.1997 tarihinde yapılmış olduğu, icra takibine konu borcun iptali istenen tasarruf tarihinden sonra doğduğundan davanın ön şart yokluğundan reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davalı borçluya gönderilen ödeme emrinin iş mahkemesince iptaline karar verilmiş olması ve bu kararın kesinleşmiş olması halinde davalı- borçlu hakkında açılan 6183 sayılı Kanun uyarınca açılan tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerekeceği-
Borçlu ile üçüncü kişinin aynı iş kolunda faaliyet gösterdikleri, fatura, temlik ve takip tarihlerdeki yakınlığın hayatın olağan akışına uygun olmadığı, davalı üçüncü kişinin borçlunun ekonomik durumunu ticari ilişki nedeni ile biliyor olduğu kabul edilmişse de; gerçek bir alacağı bulunan alacaklıya borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesinin ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracı olduğu- Borçlunun, üçüncü bir kişideki alacağını borcunu ödemek amacıyla alacaklısına temlik etmesinin mutat bir ödeme vasıtası sayıldığı ve iptale tabi olmadığı- Üçüncü kişi ve borçlu arasında önceye dayalı olarak ticari ilişkinin mevcut olduğu, temlik tarihinde temlik miktarının çok üzerinde borçlunun üçüncü kişiye borcunun bulunduğu ve temlik tarihinden sonra da bu ticari ilişkinin devam ettiği tespit edildiğinden, ortada iptale tabi bir tasarruf bulunmadığı ve somut olayda ödeme mutat vasıta ile yapıldığından İİK m. 280/'de öngörülen şartlar da oluşmadığından, tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesi gerektiği- "Her iki davalının aynı iş kolunda faaliyet gösterdiği, birbirleriyle ticari ilişkileri bulunduğu ve temlik sözleşmesinde belirtilen faturaların davacı (alacaklı) tarafından yapılan takipten bir kaç gün önce düzenlendiği, temlik alan davalı üçüncü kişi şirketin davalı borçlu şirketin içinde bulunduğu malî durumu ve zarar verme kastını bildiği, somut olayın özellikleri ve ödeme sürecindeki işlemler itibarıyla İİK m. 280/1 uyarınca tasarrufun iptali davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca kabul edilmediği-
Davacının eldeki davaya konu ettiği taleplerini icra hukuk mahkemesinde açacağı istihkak davasında ileri sürebileceği, nitekim taraflar arasında görülmekte olan icra hukuk mahkemesinin ... sayılı istihkak davasının da eldeki dava ile aynı kapsamda olduğu, somut olayda davacının açtığı davada hem dava özel şartlarının mevcut olmadığı hem de aynı konuya ilişkin görülmekte olan veya davacı tarafça açılabilecek bir istihkak davasında davacının talebinin değerlendirilebilmesinin mümkün olduğu, dolayısıyla davacının bu davayı açmakta hukuki yararının bulunmadığı, hukuki yararın mevcut olmasının HMK'nun 114/1-h maddesinde dava şartları arasında sayıldığı, dava şartlarının bulunup bulunmadığının mahkemece resen dikkate alınması gerektiği, somut olayda sonradan tamamlanabilir bri dav aşartıb eksikliği bulunmadığından "mahkemece hukuki yarar yokluğu sebebiyle davanın usulden reddine" karar verilmiş olmasında bir isabetsizlik bulunmadığı-
Dosya içeriğindeki belgelerden borçlu şirketin, 01.01.2013-31.12.2013 tarihleri arasında 129.223,14 TL asıl 82.230,00 TL gecikme zammı olduğunun anlaşıldığı, dava konusu tasarruf ise borçlu tarafından 09.09.2013 tarihinde yapıldığından tasarrufun borcun doğumundan önce yapıldığından söz edilmesinin mümkün olmadığı, bu durumda, mahkemece işin esasına girilerek, borçlu ve diğer davalı arasındaki tasarrufun iptale tabi olup olmadığı araştırılarak, iptal koşullarının olduğunun saptanması halinde borçlunun 09.09.2013 tarihi itibari ile vergi borcu fer'ileri ile birlikte tesbit edilerek, belirlenen vergi borcu miktarı ile sınırlı olacak şekilde karar verilmesi gerekeceği-
