Gerçek bir alacağı bulunan alacaklıya borçlunun bir başkasından olan para alacağını temlik etmesinin ticari örfe dayalı geçerli bir ödeme aracı olduğu, burada önemli olanın temlik alanın, bu temliki gerektirir nitelikte ve boyutta borçludan alacağının olduğunun sabit olması olduğu- Mahkemece yerel mahkemenin Dairemizin 27.12.2021 tarih ve 2021/1874 E., 2021/11075 K. Sayılı bozma ilamından sonra bilirkişi incelemesi yaptırıp yaptırmadığının sorularak yaptırılmış olması durumunda bu bilirkişi raporunun dosya kapsamına alınarak, davalı 3.kişi şirketin Kırşehir Kaman, Değirmenözü Göleti inşaatının ne kadarını yaptığının tespiti ile oluşacak sonuca göre, davalı 3.kişi şirketin Kırşehir Kaman, Değirmenözü Göleti inşaatının yaptığı kadar kısım yönünden alacağın temliki tasarrufu yönünden davanın reddine, ancak yaptığı kısımdan fazla alacağın temliki yapılmış olması durumunda bu kısım yönünden ise davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği- Davalı şirketin, borçlu diğer davalı şirketten toplam alacağı ile kendisine yapılan temliki tasarruf arasında misli fark bulunmadığı, 'davalı şirketin alacağının gerçek alacak olduğu, davacının alacağından önce doğduğu, borçlunun para alacağını temlik etmesinin ticari örfe göre geçerli bir ödeme aracı olduğu, borçlunun alacaklılarına ızrar kastının bulunduğu ve davalı şirketin de bu hususu bildiği iddiasının kanıtlanamadığı, dolayısıyla tasarrufun iptali şartlarının bulunmadığı gerekçesiyle davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davacı tarafın; alacağının kaynağına ilişkin olarak davalı ............ ile aralarındaki akrabalık ve hemşehrilik ilişkilerine dayanarak, davalı ..............'un hissedarı olduğu .............. Petrol Ltd. Şti.'nin nakit ihtiyaçlarını karşılamak üzere 21.11.2011-28.11.2011 tarihlerinde davalı ..............’a banka havalesi ile 150.000,00 Euro borç verdiğini, daha sonra davalılardan borca ilişkin olarak da ............. Noterliğinden 05.09.2012 tanzim tarihli 150.000,00 Euro'luk borç senedi aldığını beyan etmiş olup, davalı ...........’un hesabına sözü edilen parayı havale ettiğine dair hesap ekstrelerini dosyaya sunduğu, bu paranın davalı ...............’a ait hesaba yatırılmasına ve paranın davalı ................... Petrol Şti. tarafından kullanıldığının da ispatlanamamasına göre, borçlunun davalı ............. olduğunun anlaşıldığı, daha sonra davalı borçlu ........... ve davalı şirket vekili; davacıya olan borcun 05.09.2012 tarihinde yapılan hisse devrinden kaynaklandığını beyan etmişse de, 07.12.2011 tarihinde davalı .........’un .............. Petrol Ürünleri Mah.Nak.Oto.Gıda.San.ve Tic.Ltd.Şti.’ndeki 640 adet hissesini davacı ................’a devrettiği, 05.09.2012 tarihinde ise davacı .............ın bu hisselerini tekrar ................’a devrettiği, yani dava konusu edilen taşınmaz devrine ilişkin tasarrufun yapıldığı 13.06.2012 tarihi itibariyle davacı ..........’ın davalı borçlu ..................... Petrol Ürünleri Mah.Nak.Oto.Gıda.San.ve Tic.Ltd.Şti.’nde hissedar olduğu, böylece hem iptalini talep ettiği tasarruftan haberdar olmadığının düşünülemeyeceği, hem de şirketteki hissenin davacı .............. tarafından 05.09.2012 tarihinde davalı .................’a devredildiği tespit edildiğinden, bu durumda da borçlunun şirket değil yine ........... olduğunun ve borcun 05.09.2012 tarihi olarak, 13.06.2012 tarihli tasarruf tarihinden sonra doğduğunun anlaşıldığı, tüm bu maddi ve hukuki olgular birlikte değerlendirildiğinde, davacının alacağı 21.11.2011-28.11.2011 tarihlerinde davalı ................’a banka havalesi ile gönderdiği 150.000,00 Euro’dan kaynaklanmakta olup borçlunun davalı ....... olduğu- Dava konusu edilen tasarruf işleminin, 13.06.2012 tarihinde davalı ............. Petrol Ürünleri Mah.Nak.Oto.Gıda.San.ve Tic.Ltd.Şti. tarafından davalı .............’e yapılan taşınmaz devri işlemi olduğu, buna göre davalı borçlu .............. tarafından yapılmış bir tasarruf işlemi bulunmadığı, davalı borçlu .............. dava konusu tasarrufun tarafı olmadığından, tasarrufu yapan davalı ............. Petrol Ürünleri Mah.Nak.Oto.Gıda.San.ve Tic.Ltd.Şti.’nin de davacıya borçlu olduğu ispatlanamadığından mahkemece davanın reddine karar verilmesi gerekeceği-
Davacının borcun doğum tarihinin, tasarruf tarihinden önce olduğunu ispatlayamadığı, borcun doğum tarihinin tasarruf tarihinden önce olduğunun belirlenemediği, bu yönüyle, dava şartı gerçekleşmemiş olduğundan, tasarrufun iptali davasının dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği-
Tarafların iddia, savunma ve dayandıkları belgelere, uyuşmazlığın hukuki nitelendirilmesi ile uygulanması gereken hukuk kurallarına, yargılamaya hâkim olan ilkelere, ispat kurallarına ve temyiz olunan kararda belirtilen gerekçelere, dava konusu borcun, davacı ile davalı borçlu arasında imzalanan 22.08.2014 tarihli kredi sözleşmesine dayalı olmasına, tasarrufun borçtan sonra yapılmış olduğunun anlaşılmasına, davalı (T)'nin davalı borçlunun annesi olarak, borçlunun durumunu bilen veya bilmesi gereken kişi olduğu ve davalılar arasında inançlı işlem yapıldığının da ispat edilememiş olmasına göre davalı (T) vekilinin temyiz dilekçesinde ileri sürülen temyiz nedenleri kararın bozulmasını gerektirecek nitelikte görülmemiş olduğu-
İİK'nun 277 ve devamı maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amaç, borçlunun borcun doğumundan sonra, aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyi niyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak olduğu bu davaların görülebilmesi için diğer dava koşulları yanında kesinleşmiş bir alacağın varlığı ve yargılama boyunca da alacağın varlığının devam etmesi gerektiği- Davacının alacağının yargılama sırasında tamamen ödenmesi halinde konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına "karar verilmesi" gerekeceği-
Davanın dayanağı olan takibin ilamlı takip olduğunun, alacağın dayanağı olan mahkeme kararının da Yargıtay denetiminden geçerek kesinleşmiş olduğunun, davalı ...........'ın davalı borçlunun oğlu olduğunun, davalı ...........'ın davalı borçlunun durumunu bilen ve bilmesi gereken kişilerden olduğunun anlaşılmasına göre davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Davacının 02.01.2012 tarihli senede dayalı olarak icra takibi başlatmış olduğu, verilen kesin süre içerisinde, takip dayanağı senedin düzenlenmesini gerektiren hukuki ilişki ile ilgili sunduğu sözleşmenin tarihinin de 02.01.2012 tarihi olduğunun belirlendiği, öncesine dayalı bir hukuki ilişkinin ispat edilemediğinden taraflar arasındaki borcun doğum tarihinin 02.01.2012 olarak kabul edilmesi gerekeceği- Dava konusu edilen 9 nolu bağımsız bölüm ile ilgili davalı yüklenici şirket ile davalı arasında 29.09.2008, 10 nolu bağımsız bölümle ilgili olarak da davalı arasında 25.04.2009 tarihinde akdedilen 9 nolu bağımsız bölüm ile ilgili davalı yüklenici şirket ile davalı arasında 29.09.2008, 10 nolu bağımsız bölümle ilgili olarak da davalı arasında 25.04.2009 tarihinde düzenleme şeklinde gayrimenkul satış vaadi sözleşmesi yapıldığı, davalı-alıcıların edimini ifa edip yüklenicinin inşaatı ve oturma ruhsatını alınmasını geciktirmesi nedeniyle tapu devrinin 19.03.2013 ve 25.06.2013 tarihlerinde yapılabildiği anlaşıldığından, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması şartının gerçekleşmediğinin kabulü gerekeceği-
Öncelikle, borcun satış işleminden önce doğmuş olduğunun davacı alacaklı tarafından ispatlanması gerekeceği, mahkemece, davacıdan borcun hangi tarihte doğduğuna ilişkin açıklama ve delilleri istenerek, bu yönde yapacağı araştırma sonucunda, borcun muvazaalı işlemden sonra doğduğunun anlaşılması halinde, davanın ön koşul yokluğundan reddine, aksi durumda yani borcun önceden doğduğunun ispatlanması halinde ise, kabul kararı verilen 918 ada 8 parsel ve 1801 ada 1 parselle ilgili olarak ihalede satıldığı iddia edildiğinden, bu hususun da araştırılarak, konusuz kalıp kalmadığına göre karar verilmesi gerekeceği-
Dava konusu fabrika binası ve depolarını, tapuda satın almadan yaklaşık 2 ay öncesinden başlamak üzere, teminat dahi almadan davalı üçüncü kişiye ödemeler yapmasının yaşam deneyimlerine uygun olmadığı gibi yapılan her iki satışın da mal kaçırma amacı ile yapıldığı-
Davacının davalı borçlu şirketten senedin tanzim edildiği belirtilen tarih itibariyle 6.813,11 TL alacağı olduğunun tespit edildiği, bakiye alacak iddiasının ise ispatlanamadığı, yani davacının bakiye alacağının gerçek olmadığı gerekçesiyle davacının fazlaya ilişkin isteminin reddedildiği anlaşılmış olup, bu durumda davanın dava şartı yokluğundan reddine karar verilmesi halinde davalılar yararına maktu vekalet ücreti takdiri gerekirken, nisbi vekalet ücretine hükmedilmesi doğru değil bozma nedeni ise de, bu yanılgının giderilmesinin yargılamanın tekrarını gerektirecek nitelikte görülmediği-
