5411 sayılı Bankacılık Kanunu'nun 143/5. maddesi, varlık yönetim şirketlerinin yaptıkları işlemleri ve bununla ilgili olarak düzenlenen kağıtları, kuruldukları takvim yılı ve bunu izleyen beş yıl süresince, 492 sayılı Harçlar Kanunu'na göre ödenecek harçlardan, maddede sayılan diğer vergilerden ve kesintilerden istisna tutmuştur. Somut olayda yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler uyarınca yargı harçlarından muaf olmadığı anlaşılan davacıdan, dava açılırken peşin alınması gereken başvurma harcı ile nispi karar ve ilam harcı alınmaksızın yargılamaya devam edilmesi usul ve kanuna uygun değildir.
Borçlunun parasını kendi verdiği ancak muvazaalı olarak başkası adına tescil edilen mallar için de dava açılmasının mümkün olduğu (nam-ı müstear), bu durumda, hangi şartlar dahilinde taşınmaza sahip olunabileceği ve davalılar arasında organik bağlantı olup olmadığı üzerinde durulması gerektiği- Dava konusu taşınmazın davalı şirket kurulmadan önce davalı üçüncü kişiye tahsis edilmiş olması ve 160.000 TL peşinatın davalı şirket kurulmadan önce davalı üçüncü kişi tarafından ödenmesi, davalı üçüncü kişinin uzun süredir ticaret sicil kaydının olması, bilirkişi raporunda ödemelerin davalı üçüncü kişi tarafından yapıldığının belirlenmesi ve bu ödemelerin davalı borçlu şirketin gelirleri ile yapıldığına ya da ödemelerin şirketin hesaplarından yapıldığına dair dosyada belge olmaması ve bu hususta muvazaa iddiasının ispatlanamamış olması nedeni ile davanın reddine karar verilmesinin isabetli olduğu-
Davacı vekili tarafından icra müdürlüğünden aciz belgesi istenildiği, müdürlükçe istemin reddi üzerine bu red işlemine karşı şikayet yoluna gidildiği, şikayetin reddedildiği ancak bölge adliye mahkemesi ilamı ile davacının istinaf talebinin kabulü ile icra müdürlüğünün kararının kaldırılmasına karar verildiği, temyiz aşaması ise henüz tamamlanmadığı anlaşıldığından, bu dosyanın sonucunun bekletici mesele yapılarak, bölge adliye mahkemesi kararının onanması halinde, borçlunun aciz hali sabit olacağından, tasarrufun iptali davanın esası ile ilgili değerlendirme yapılarak sonuca gidilmesi, aksi halde davanın reddine karar verilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarında; alacaklı davacının alacağının gerçek olması, kesinleşmiş bir icra takibi bulunması, alacaklının İİK.'nın 105. veya 143. maddesi uyarınca kat’i veya geçici aciz belgesi sunması, tasarrufun borcun doğumundan sonra yapılmış olması dava ön şartlarındandır.Bu şartların mevcudiyeti halinde davacının hukuki sebebiyle bağlı olmaksızın İİK'nun 278. maddesi uyarınca tasarrufun ivazsız ya da bu nitelikte bulunması, İİK'nun 279. maddesindeki acizden dolayı butlan ve aynı yasanın 280. maddesindeki zarar verme kastından dolayı gerekli şartların olması halinde tasarrufların iptaline karar verebilecektir.
Taşınmazın kaydında yer alan ipotek ile beraber hısımlık ilişkisi bulunan diğer davalıya devrine ilişkin muvazaalı tasarrufun iptali gerektiği-
Çekin, güncel hayat içinde ileri tarihli düzenlenebileceği- Tasarrufların tarihinin, 28/10/2011 ve 01/11/2011 tarihli faturalara dayalı olup, alacağının dayanağı olan çeklerin ise iş bu tasarruf tarihlerinden sonra düzenlenmiş çekler olduğu görüldüğünden mahkemece, davacıya takiplerin konusu borcun doğumuna ilişkin temel ilişki konusunda delillerini sunması için süre verilmesi, sunduğu delillerin toplanması, davacı ve davalı borçlunun varsa ticari defter ve kayıtları üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılması, gerektiğinde davacı ve borçlunun isticvabı ile borcun doğumunun tespiti; daha önce doğduğu ispatlandığı takdirde buna ilişkin dava koşulunun gerçekleştiği kabul edilerek işin esasına girilip yasal maddeleri açıklanan iptal nedenlerinin oluşup oluşmadığı irdelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği; aksi durumun tespiti halinde ise borcun doğumu tasarruf tarihinden sonra ise davanın ön koşul yokluğu nedeni ile reddine, davalılar lehine maktu vekalet ücretine karar verilmesi gerektiği-
Davacılar vekillerinin dilekçelerindeki vakıaların açıklanması gözetildiğinde, asıl davanın İİK 277 ve devamı maddeleri uyarınca açılmış olduğu anlaşıldığından, asıl dava yönünden İİK 277 vd.na göre tasarrufun iptali koşulları olup oluşmadığı belirlenmeksizin karar verilmesinin hatalı olduğu- Birleşen dava yönünden davacı vekillerinin özellikle temyiz dilekçelerinde ileri sürdükleri beyanlara göre birleşen davanın TBK 19 maddesine dayalı olarak açıldığının anlaşıldığı- Basit yargılama usulüne tabi tasarrufun iptali davasının, yazılı yargılama usulüne tabi TBK 19'a dayalı dava ile birlikte görülemeyeceği, birleşen dosyanın tefrik edilerek birleşen davanın TBK m. 19 koşulları kapsamında değerlendirilmesi gerektiği-
Borcun doğumunun takip dayanağı senetlerin tanzim tarihinden önce gerçekleştiği hususu ile ilgili mahkemece alacaklıya bu konuda kanıt sunma olanağı verilmesi, gerekirse davacı alacaklı ile borçlunun isticvap edilmesi senedin düzenlenmesine neden olan temel ilişkinin sorulması ve borcun gerçek doğum tarihi tespit edilerek koşulun gerçekleşip gerçekleşmediğinin saptanması gerekeceği-
Takip hakkında zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılması kararı verildikten sonra, davacı alacaklı tarafından İİK'.nin 33a/2 maddesi uyarınca açılmış bir dava bulunmadığının anlaşılması üzerine, tasarrufun iptali davasının ön şart yokluğu nedeniyle reddine karar verilmesi gerekeceği-
Borçlu hakkında birden fazla takip olduğu ve dava konusu araç yönünden açılmış başkaca tasarrufun iptali davaları da olduğu anlaşıldığından, davalı üçüncü kişilerin aracın bedelinden sadece bir kez sorumlu olmaları nedeni ile hüküm fıkrasına 'tahsilde tekerrür oluşturamayacak şekilde' ifadesi eklenerek tahsile karar verilmesi gerektiği-