Davacı alacaklı takibe konu senedin tanzim tarihinde borçluya taşınmaz sattığından, aralarında bir alacak-borç ilişkisinin bulunduğu ve sadece bu alacağın fahiş olmasının alacağın gerçekte var olmadığı anlamına gelmeyeceği- Borçlu adresinde yapılan haciz sırasında, borçlunun "davacıya borcu olmadığını, senedi dava dışı şirkete verdiğini, alacaklı olan şahsın anılan şirketin yetkilisinin abisi olduğunu, ödeme yapmayacağını" belirttiği ve bu açıklamaların, davacı alacaklı ile davalı borçlunun birlikte hareket etmekten ziyade aralarında uyuşmazlık olduğunu gösterdiği- Davalı üçüncü kişi şirket vekili avukat karardan önce vekillikten çekilerek bu bilgiyi de müvekkiline bildirildiğinden ve adı geçen davalı davasını yeni bir vekil ile de takip edilmediğinden, bu davalı lehine vekalet ücretine hükmedilemeyeceği- Dava ön koşul yokluğundan reddedildiğinden AAÜT'nin 7/1. maddesi gereğince maktu vekalet ücretine hükmedilmesi gerekeceği-
Tasarrufun iptali davasını elinde geçici veya kati aciz belgesi bulunan alacaklılar ile borçlu iflas etmiş ise iflas idaresi ya da İİK'nun 245 maddesi gereğince iflas idaresi tarafından dava hakkı kendisine devredilen alacaklıların açabileceği- İflasın açılmasının, iflas masasına giren mal ve haklarla ilgili bilûmum hukuk davalarını acele olanlar istisna olmak üzere ikinci alacaklılar toplanmasından 10 gün sonraya kadar durdurduğu- İflas idaresinin bu dava takip yetkisini kullanıp kullanmayacağını tespit edebilmek için, ilk önce iflas organlarının teşekkül etmesi ve her dava hakkında esaslı bilgi sahibi olunması gerekeceği; işte bu nedenle, İİK'nın 194. maddesine göre hukuk davalarının iflasın açılması ile belli bir süre için durmasının kabul edilmiş olduğu- TBK'nin 513 hükümleri gereğince iflasın açılması ile vekilin temsil ve vekalet görevi sona ermiş olması karşısında mahkemece iflas idaresinin usulüne uygun tebligatla davadan haberdar edilip taraf teşkili sağlandıktan sonra ve davaya devam edip etmeyeceğinin netleştirilmesi gerektiği-
Asıl dava ile birleştirilen davaların açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6762 s. TTK uyarınca, asliye ticaret mahkemesi ile asliye hukuk mahkemesi arasındaki ilişki görev değil iş bölümü ilişkisi olduğundan, birleştirilen davaların açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6762 sayılı TTK'nın 4/6. maddesi gereğince, uyuşmazlığın, ticaret mahkemesinde görülüp sonuçlandırılması gerektiği- Görevli mahkemede yargılaması yapılan davalar bakımından yapılan incelemede; davalının icra ceza mahkemsinde beyanlarından davalıların komşu olmaları ve görüştükleri dikkate alındığında, davalının borçlunun mal kaçırma kastını bildiği veya bilebilecek durumda olan kişilerden olduğu, davalının, davalının boşandığı eşinin kardeşi olduğu anlaşıldığından, borçlunun mal kaçırma kastını bildiği veya bilebilecek durumda olan kişilerden olduğu- Davalı yönünden ise; İİK'nin 278. maddesi kapsamında, taşınmazın satış değeri ile satış tarihindeki gerçek rayiç değeri arasında misli farkın bulunduğu anlaşıldığından davanın bedele dönüştüğü gözetilerek kabulüne karar verilmesinin isabetli olduğu- Üzerinde ipotek bulunan taşınmazın kıymet taktir raporuna göre takibe konu alacağı karşılamadığı-
Zamanaşımı nedeniyle icranın geri bırakılmasına dair verilen karar üzerine, bu karara karşı İİK 33a/2 uyarınca açılan davanın sonucunun tasarrufun iptali davasına bakan mahkemece beklenilmesi gerektiği-
Borçlunun kardeşi olan üçüncü kişinin borçlunun mali durumunu bilebilecek şahıslardan olduğu- Üçüncü kişiden taşınmazı satın alan dördüncü kişi yönünden bir değerlendirme yapılmadan ondan satın alan beşinci kişi hakkında değerlendirme yapılamayacağı- Satışlar silsilesi içerisinde her bir davalı ve satış ile ilgili olarak İİK 277 vd.na göre iptal koşullarının değerlendirilmesi gerektiği- Dördüncü kişi yönünden iptal koşullarının bulunmaması halinde beşinci kişi hakkında değerlendirme yapılmadan, davalı üçüncü kişinin bedel ile sorumlu tutulması gerektiği- Dördüncü kişi yönünden iptal koşullarının bulunması halinde, beşinci kişi kötü niyetli kabul edildiğinden, beşinci kişiden bağımsız bölümleri satın alan kişilerin davaya dahili veya davanın bedele dönüştürüp dönüştürmeyeceği davacıya sorularak, bedele dönüşme halinde davalı beşinci kişi hakkında elinden çıkardığı tarihteki taşınmaz bedeli ile sorumlu olduğuna hükmedilmesi gerektiği-
Muvazaa (TBK 19) hukuksal nedenine dayalı iptal davasına konu taşınmazın davalı üçüncü kişi tarafından da elden çıkarılması ve davacının tazminat talebinde bulunması halinde, davacının talebinin haksız fiil niteliğindeki eylem nedeniyle uğranılan zararın tazminini de kapsadığının kabulü ile bu doğrultuda değerlendirilme yapılması gerektiği-
Tasarrufun iptali davasında, davacının alacağının yargılama sırasında tamamen ödenmesi halinde konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekeceği-
6183 Sayılı AATUHK’nun 24 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amacın, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak olduğu- Bu davaların görülebilmesi için diğer dava koşulları yanında kesinleşmiş bir alacağın varlığı ve yargılama boyunca da alacağın varlığının devam etmesinin gerekli olduğu- Davacının alacağının yargılama sırasında tamamen ödenmesi halinde 'konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına' karar verilmesi gerekeceği-
Davacı alacaklı ile borçlu arasında önceden başlayan alacak-borç ilişkisi olduğu, takibe konu çekin verilmesinden önce de davacının alacağı olduğu ve bu ödemeyi yapmadan yeni bir borç alarak vadeli olarak çeki verdiği, tasarrufun ise bu aşamada çek vadesinden 1 hafta önce gerçekleştiği anlaşıldığından, alacağın tasarruf tarihinden önce doğduğunun kabulü gerekeceği-
Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemlerin, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hükme bağlandığı - Dava konusu taşınmazı satın alan 3. Kişinin borçlunun zarar verme kastını bildiği hususunun emareler ile ispat edilebildiği - Borçlunun zarar verme kastı gibi, bu kastın ve işlemin zarara neden olabileceğinin bilinmesinin de içsel ve ispatı güç bir vakıa olduğu- Bu nedenle üçüncü veya dördüncü kişinin borçlunun kastını bildiği vakıasının emare ispatının konusunu oluşturduğu - Burada dikkat edilmesi gereken hususun borçlunun zarar verme kastının objektif olarak bilinebilir olması değil, işlemin diğer tarafınca bu işlem neticesinde alacaklıların zarar görebileceğini öngörebilmesi olduğu - Buna karşılık davalı üçüncü kişi veya dördüncü kişinin borçlunun böyle bir kastının bulunmadığını ispatlayarak işlemin iptale tabi olması sonucundan kurtulamayacağı- Davalı-borçlunun davaya konu oğlu olan diğer davalıya sattığı, tapuda gösterilen bedel ile mahkemece belirlenen değeri arasında mislini aşan fark olduğu, başkaca bir ödemenin ispatlanmadığı, davalı-3.kişinin işlem tarihinde bu bedeli ödeyecek gelirinin olmadığı, davalılar arasındaki yakınlık nedeniyle davalı-3.kişinin davalı-borçlunun durumunu ve amacını bilecek kişilerden olduğu, bu hali ile tasarrufun iptali şartlarının oluşmuş olduğu-
