Davalı, "davacının kardeşi ile borçlu şirket yetkilisinin oğlunun arkadaş olduğunu, takip konusu alacağın gerçek bir alacak olmadığını, haciz tutanağının borçlu şirketin adresinde tutulmadığını ve sahte olarak düzenlendiğini, bu konudaki savcılık soruşturmasının ve İcra mahkemesine açtıkları davanın derdest olduğunu" belirterek "davanın reddini" savunmuşsa da, davanın kabulü ile dava konusu taşınmazın davalılar arasında satışına ilişkin tasarruf işleminin davacının icra dosyası üzerinden alacak ve fer'ileri ile sınırlı olarak iptaline, anılan taşınmaz üzerinde davacıya icra dosyası üzerinden alacak ve fer'ileri ile sınırlı olarak cebri icra yetkisi verilmesine ve iptali istenen tasarrufun, tasarruf tarihindeki rayiç bedeli, takip konusu alacak miktarından daha düşük olduğundan vekalet ücreti ve harcın tasarruf değeri üzerinden hesaplanması gerektiği-
Davacı vekili dava dilekçesinde; alacağın, davalı borçlunun zimmet suçuna dayandığını, söz konusu eylemler sebebi ile davalı borçlu aleyhine soruşturmalar açıldığını, davalı borçlu aleyhine icra takibi başlatıldığını beyan etmiş olup davacının alacağına dayanak zimmet eylemi (davacının beyanına göre) iptali istenen tasarruftan önce olduğu anlaşılmakta ise de, ceza dosyası, iddianame ve davacı tarafından hazırlanan soruşturma dosyası birlikte incelenerek subut bulunan suçun doğum tarihi de belirlenerek davacı alacaklının alacağının doğum tarihinin belirlenmesi ve dosyanın öncelikle dava şartları yönünden incelenerek sonucuna göre karar verilmesi gerektiği-
Haciz sırasında hazır olmayan şikayetçi borçlunun, talimat icra müdürlüğünce düzenlenen "geçici aciz belgesi" hükmündeki haciz tutanağına ilişkin icra mahkemesinde şikayet yoluna başvurmada hukuki yararının olduğu- Bölge Adliye Mahkemesince, "aciz vesikası şartlarının oluşup oluşmadığının 'tasarrufun iptali' davasına bakan asliye hukuk mahkemesince çözümlenmesi gerektiği" sonucuna varılmasının isabetsiz olduğu-
6183 sayılı Kanun'un 24 ve devamı maddesinden kaynaklanan tasarrufun iptali istemine ilişkin davada, kamu borcunun başladığı vergi borcuna tarihine göre, satış tarihlerine kadarki asıl ve ferilerinin tespit edilmesi gerekirken, borçlu hakkındaki tüm döneme ilişkin kesinleşme tarihinin esas alınmasının hatalı olduğu-
İflas idaresi tarafından takip edilen tasarrufun iptali davalarında; davanın kabulüne karar verilmesi halinde mahkemece ne şekilde karar verilmesi gerekir? ( Yani; "iflas masasına kayıt ve kabul edilen alacak ve fer'ileri ile sınırlı olmak üzere tasarrufun iptaline" mi yoksa "davacı alacaklının icra takibine konu yaptığı icra dosyasındaki alacak ve fer'ileri ile sınırlı olmak üzere tasarrufun iptaline" mi karara verilmesi gerekir?)- Tasarrufun iptali davalarında; İİK.'nin 184. maddesine göre iflasın açılması ile müflisin haczi kabil bütün mal ve haklarının iflas masasına gireceği- Borçlunun iflastan önce alacaklılarına zarar verme kastı ile yapmış olduğu tasarruflarla ilgili tasarrufun iptali davasını açma hakkının iflas masasının yasal temsilcisi olan iflas idaresine ait olduğu- Ancak İflas idaresinin İİK.'nin 245 ve 255/2. maddeleri uyarınca dava hakkını alacaklıya devredebileceği-Alacaklının ancak bu takdirde dava açabileceği veya açılmış davayı takip edebileceği- Bu durumda alacaklının dava hakkının kendisine devredildiğini belgelemesinin gerekeceği- Tasarrufun iptali davası açıldıktan sonra davalı borçlunun iflasına karar verilmiş olması halinde, öncelikle mahkemece iflas kararının kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak kesinleşmemiş ise kesinleşmesinin beklenmesi, kesinleşmiş ise ikinci alacaklılar toplantısının yapılmasından 10 gün sonrasına kadar iptal davasının durdurulmasına karar verilmesi ve davacı alacaklıya İİK.'nin 245 ve 255/2 maddeleri gereğince davayı takip konusunda aldığı belge varsa sunması için süre verilmesi, sunulduğu takdirde davanın esasının incelenmesi; sunulmadığı takdirde davanın iflas idaresine ihbarı ile taraf teşkilinin sağlanması ve 'iflas idaresinin huzuru ile davaya devam edilerek' davanın esasının incelenmesi ve 'hükmün iflas idaresi lehine veya aleyhine kurulması gerekirken' eksik incelemeye dayalı hüküm tesisinin isabetli görülmediği-
Bozma ilamından sonra mahkemece, "davacı alacaklı ile borçlu arasında kayıtlı olarak 2010 yılından beri devam eden ticari ilişkinin olduğu, davacının usule uygun olarak tutulmuş ticari defter kayıtlarına göre, fıstık faturası kestiği ve bu fıstık bedellerinin ödendiğine ilişkin bir belgeye rastlanmadığı, borçlunun oğlu adına kayıtlı işyeri üzerinden faaliyet gösterdiği ticari defterinin olmadığı" tespit edildiğinden, davacı alacaklı ile borçlu arasında 2010 yılından itibaren devam eden bir nevi cari hesap ilişkisi olduğu ve bu ilişikliden doğan alacakların önceden ödendiğine ilişkin belge sunulmadığı anlaşıldığından, dava konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olduğunun kabulü gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarında , dava değeri takip konusu alacak ile iptali tabi şeyin tasarruf tarihindeki değerinden hangisi daha düşük ise o değer üzerinden harç ve vekalete hükmedileceği- Dava konusu taşınmaz ile ilgili kısım bedele dönüştüğüne göre, bu bedelin alacak ve fer'ileri ile sınırlı olarak ve dava konusu taşınmazın davalının elinden çıktığı tarihteki değeri üzerinden tazminatın davalıdan , diğer dava konusu hisse senedinin ise diğer davalının elinden çıktığı tarihteki hisse değeri kadar da yine alacak ve fer'ileri ile sınırlı olarak diğer davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekeceği-
Tasarrufun iptali davasında tasarrufun, borcun doğum tarihinden sonra yapılması dava açılabilmesinin sebeplerinden biriyken, muvazaa davalarında işlemin ne zaman yapıldığının bir önemi olmadığı- Kesin hükümsüz sayılan bir işlemin yapıldığı tarihten itibaren geçersiz olacağı için (işlemin) ne zaman yapıldığının da bir önemi bulunmadığı- Alacak tarihlerinin tasarruf tarihinden sonra olmalarının önemi bulunmadığından, kardeşi borçlunun ekonomik durumunun bozulmuş olduğunu bilebilecek konumda olan davalıların bedel ödediğine dair belge ibraz edememesi, gerçek satış değerinin tapudaki satış değerinden bir mislinden fazla olması birlikte değerlendirildiğinde borçlu ile devralanın birlikte hareket ederek muvazaalı devir yaptıklarının kabulü gerektiği-
Dava konusu takibin, alacak haricen tahsil edildiğinden ve tahsil harcının da yatırıldığı anlaşıldığından konusuz kaldığı, bu durumda mahkemece, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi ve yargılama giderinin davadaki haklılık durumuna göre belirlenmesi gerekeceği-
Geçici aciz belgesi gereğince borçlunun aciz halinin sabit bulunmasına, borçlu ile üçüncü kişinin öncesinde birbirlerini tanıdıkları ve kendine olan borcunu nakit ödeme imkanı olmadığını bildiği bu hali ile İİK’nın 280/1 maddesine göre de tasarrufun iptali gerekeceği- Borçlu hakkındaki davanın da kabul edilerek yargılama giderlerinden davacı üçüncü kişi ve borçlu birlikte müteselsilen sorumlu olup bedelden sadece üçüncü kişi sorumlu tutulması gerekirken, borçlu hakkındaki davanın reddi ile yargılama giderinden sadece üçüncü kişinin sorumlu tutulmasının usul ve yasaya aykırı olduğu- İİK'nun 283.maddesi gereğince davanın bedele dönüşmesi halinde, davalı üçüncü kişi hakkında, davacı alacaklının alacak ve fer'ileri ile sınırlı olarak, taşınmazı elinden çıkardığı tarihteki değeri olan miktar kadar tazminata hükmedilmesi gerekeceği-
