Mahkemece Vergi Dairesi Müdürlüğüne müzekkere yazılarak davalı borçlunun tasarruf tarihine kadar olan döneme ilişkin vergi borcu bulunup bulunmadığının sorulması gerektiği-
Taşınmaz mal kaçırma amacıyla devri-
Takip konusu kamu alacağının idari para cezasının ferileri niteliğinde ise bu miktar üzerinden (toplam 289.254,41 TL), geriye kalan kısım ayrı bir vergi borcundan kaynaklanıyor ise uzman bilirkişi incelemesi yaptırarak, davalı borçlunun tasarruf tarihine kadar olan vergi borçlarının ferileriyle birlikte belirlenerek bu miktar üzerinden davacının alacak ve ferileriyle sınırlı olarak dava konusu şirket hisselerinin devrine ilişkin tasarrufun iptali ile davacı alacaklıya bu miktar üzerinden şirket hisseleri üzerinde haciz ve satış yetkisi verilmesine karar verilmesi" gerekeceği-
Bu tür davaların dinlenebilmesi için davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması, davanın beş yıllık hak düşürücü süre içinde açılmış olması gerekir. Bu ön koşulların gerçekleşmesi halinde İİK'nin 278., 279. ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Davalı (S)'nin maliki olduğu taşınmaz payını murisin ölümü üzerine tüm mirasçıların katılımı ile yapılan miras taksim sözleşmesi doğrultusunda kardeşi davalı (M)'ye temlik ettiği, anılan devrin alacaklıdan mal kaçırma amaçlı ve muvazaalı yapılmadığı sonucuna varılmaktadır. Öyleyse, Mahkemece iptali istenen tasarrufun davalı borçlu tarafından diğer davalı kardeşine alacaklıdan mal kaçırma amacıyla yapılmadığı dikkate alınarak sabit olmayan davanın reddine karar verilmesi gerekirken yanılgılı değerlendirme ile yazılı olduğu üzere hüküm tesisi doğru değildir.
Muvazaa davasının Türk Borçlar Kanununun 19’uncu maddesine; iptal davasının ise İcra İflas Kanununun 277 ve devamı maddelerine dayandığı, bu davalar aynı anda görülebileceğinden, derdestlik itirazında bulunulamayacağı, alacaklının bu iki davadan birini tercih edebileceği gibi, her iki davayı da ayrı ayrı da açabileceği- Davacıların davalı ... A.Ş. aleyhine devam eden icra takibi bulunduğu, davaya konu ipoteğin muvazaalı tesis edildiğinin davacılar tarafından kanıtlandığı- Türk Borçlar Kanununun 19’uncu maddesi uyarınca işlem yapıldığı iddiasına dayalı ipoteğin kaldırılması istemine ilişkin davada, davacıların iddiasının alacağın tahsiline yönelik bulunduğu gözetilerek İİK m. 283/1 kıyasen uygulanarak ipoteğin terkinine gerek olmaksızın davacıların alacakları ve fer’ileriyle sınırlı olmak üzere ipoteğin hükümsüzlüğüne karar verilmesi gerektiği-
Dava devam ederken taraflardan birinin ölümü halinde, TMK'nın 28/1. maddesi uyarınca; ölen kişinin taraf ehliyetinin son bulacağı- Bu durumda, mirasçıları da ilgilendiren, mirasçıların mal varlığı haklarını etkileyen davaların, tarafın ölümüyle konusuz kalmayacağı- Ölen tarafın mirasını reddetmeyen mirasçılarının, davayı mecburi dava arkadaşı olarak hep birlikte takip etmeleri gerektiği- Davacının alacağının yargılama sırasında tamamen ödenmesi halinde konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekeceği-
Bu tür davaların dinlenebilmesi için davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması, borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK m. 277 )  bulunması ve davanın iptali istenen tasarruftan itibaren beş yıllık hakdüşürücü süre içinde açılmış olması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK'nin 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır. Borçlu (M)'nin mirasının en yakın mirasçıları tarafından reddedildiğine göre mirasın iflas hükümlerine göre tasfiyesi için yasal prosedürün uygulanıp, sonuçlandırıldığı takdirde mirası reddedilen borçlu için atanacak ve yetkilendirilecek bir temsilci ile davaya devam edilmesi ve buna göre taraf teşkili sağlandıktan sonra karar verilmesi gerekirken anılan hususun göz ardı edilmiş olması doğru değildir.      
Davalılar arasında yapılan tapudaki satışlarda taşınmazın gerçek değerinin altında satış yapıldığının görüldüğü, davalıların kardeş olması ve borçlunun maddi yönden durumunu biliyor veya bilmesi gerektiği kabul edilmesi hususları dikkate alınarak, davalılar arasındaki satış ilişkisinin muvazaalı olduğu-
Davacı alacaklının alacağının tahsili için TBK 19'a dayalı olarak açtığı davada, davacının hukukî yararının olması içini davalı borçlunun taşınmazının davalı üçüncü kişiye sattığı tarihte bir alacağının olmasının gerektiği- Mahkemece davalının "takibe konu kira borcunun ödendiğine" ilişkin savunması üzerinde durularak davacıların miras bırakanı (kirayaveren) ile (kira borcuna kefil) davalı borçlu ve dava dışı asıl kiracı şirketin banka kayıtları ile ticarî defterleri üzerinde bilirkişi incelemesi yaptırılıp dava konusu satış işleminin yapıldığı tarihe kadar ödenmemiş kira borcunun bulunup bulunmadığının tespit edilmesi gerektiği- Tasarruf tarihine kadar ödenmemiş kira borcu yok ise "davanın reddine" karar verilmesi, tasarruf tarihine kadar ödenmemiş kira borcu var ise "bu miktar ile sınırlı olarak davacıya İİK. 283/1. maddesi gereğince haciz ve satış yetkisi verilmesi" gerektiği- Yerel mahkemece "icra takibinin davalı borçlu yönünden şeklen kesinleştiği, menfi tespit davası açılmamış olduğuna" değinilmişse de, ödeme savunmasında bulunan diğer davalı icra takibinin tarafı olmadığından menfi tespit davası açamayacağı, direnme gerekçesinin icra takibinde üçüncü kişi olan davalıya sirayet etmeyeceği- "Dava İİK 277 vd. maddelerine göre açılan tasarrufun iptali davası olduğundan buna göre değerlendirme yapılması gerektiği, davanın TBK 19'a göre açıldığının kabulü hâlinde dahi bu dava sonucunda İİK 283'ün kıyasen uygulanamayacağı" şeklindeki görüşün HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Tasarrufun iptali davasında, aciz vesikası sunulması için uygun süre verilmeden davanın reddedilmesinin yanlış olduğu; zira 28/02/2022 tarihli haciz tutanağının aciz vesikası niteliğinde olduğu görüldüğünden davanın esası hakkında inceleme yapılması gerektiği- Davalı-borçlunun istinafa cevap dilekçesinde, diğer davalıya olan borcunu ödediği, davalı-3.kişinin en kısa zamanda alacağını tahsil ettiğine ilişkin bilgiyi icra dosyasına sunacağı bildirildiğinden ödemeye ilişkin bu iddianın da araştırılması gerektiği; söz konusu beyanın gerçek olması halinde, tasarrufun iptali davasının konusuz kalacağı ve yargılama gideri, vekalet ücreti açısından haklılık durumunun belirlenmesi gerekeceği-