Tasarrufun iptali davasında, davacının alacağının yargılama sırasında tamamen ödenmesi halinde konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerekeceği-
6183 Sayılı AATUHK’nun 24 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amacın, borçlunun haciz yada iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak olduğu- Bu davaların görülebilmesi için diğer dava koşulları yanında kesinleşmiş bir alacağın varlığı ve yargılama boyunca da alacağın varlığının devam etmesinin gerekli olduğu- Davacının alacağının yargılama sırasında tamamen ödenmesi halinde 'konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına' karar verilmesi gerekeceği-
Davacı alacaklı ile borçlu arasında önceden başlayan alacak-borç ilişkisi olduğu, takibe konu çekin verilmesinden önce de davacının alacağı olduğu ve bu ödemeyi yapmadan yeni bir borç alarak vadeli olarak çeki verdiği, tasarrufun ise bu aşamada çek vadesinden 1 hafta önce gerçekleştiği anlaşıldığından, alacağın tasarruf tarihinden önce doğduğunun kabulü gerekeceği-
Malvarlığı borçlarına yetmeyen bir borçlunun alacaklılarına zarar vermek kastıyla yaptığı tüm işlemlerin, borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastının işlemin diğer tarafınca bilindiği veya bilinmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu hallerde tasarrufun iptal edileceği hükme bağlandığı - Dava konusu taşınmazı satın alan 3. Kişinin borçlunun zarar verme kastını bildiği hususunun emareler ile ispat edilebildiği - Borçlunun zarar verme kastı gibi, bu kastın ve işlemin zarara neden olabileceğinin bilinmesinin de içsel ve ispatı güç bir vakıa olduğu- Bu nedenle üçüncü veya dördüncü kişinin borçlunun kastını bildiği vakıasının emare ispatının konusunu oluşturduğu - Burada dikkat edilmesi gereken hususun borçlunun zarar verme kastının objektif olarak bilinebilir olması değil, işlemin diğer tarafınca bu işlem neticesinde alacaklıların zarar görebileceğini öngörebilmesi olduğu - Buna karşılık davalı üçüncü kişi veya dördüncü kişinin borçlunun böyle bir kastının bulunmadığını ispatlayarak işlemin iptale tabi olması sonucundan kurtulamayacağı- Davalı-borçlunun davaya konu oğlu olan diğer davalıya sattığı, tapuda gösterilen bedel ile mahkemece belirlenen değeri arasında mislini aşan fark olduğu, başkaca bir ödemenin ispatlanmadığı, davalı-3.kişinin işlem tarihinde bu bedeli ödeyecek gelirinin olmadığı, davalılar arasındaki yakınlık nedeniyle davalı-3.kişinin davalı-borçlunun durumunu ve amacını bilecek kişilerden olduğu, bu hali ile tasarrufun iptali şartlarının oluşmuş olduğu-
Haciz sırasında hazır olmayan şikayetçi borçlunun, talimat icra müdürlüğünce düzenlenen "geçici aciz belgesi" hükmündeki haciz tutanağına ilişkin icra mahkemesinde şikayet yoluna başvurmada hukuki yararının olduğu- Bölge Adliye Mahkemesince, "aciz vesikası şartlarının oluşup oluşmadığının 'tasarrufun iptali' davasına bakan asliye hukuk mahkemesince çözümlenmesi gerektiği" sonucuna varılmasının isabetsiz olduğu-
6183 sayılı Kanun'un 24 ve devamı maddesinden kaynaklanan tasarrufun iptali istemine ilişkin davada, kamu borcunun başladığı vergi borcuna tarihine göre, satış tarihlerine kadarki asıl ve ferilerinin tespit edilmesi gerekirken, borçlu hakkındaki tüm döneme ilişkin kesinleşme tarihinin esas alınmasının hatalı olduğu-
İflas idaresi tarafından takip edilen tasarrufun iptali davalarında; davanın kabulüne karar verilmesi halinde mahkemece ne şekilde karar verilmesi gerekir? ( Yani; "iflas masasına kayıt ve kabul edilen alacak ve fer'ileri ile sınırlı olmak üzere tasarrufun iptaline" mi yoksa "davacı alacaklının icra takibine konu yaptığı icra dosyasındaki alacak ve fer'ileri ile sınırlı olmak üzere tasarrufun iptaline" mi karara verilmesi gerekir?)- Tasarrufun iptali davalarında; İİK.'nin 184. maddesine göre iflasın açılması ile müflisin haczi kabil bütün mal ve haklarının iflas masasına gireceği- Borçlunun iflastan önce alacaklılarına zarar verme kastı ile yapmış olduğu tasarruflarla ilgili tasarrufun iptali davasını açma hakkının iflas masasının yasal temsilcisi olan iflas idaresine ait olduğu- Ancak İflas idaresinin İİK.'nin 245 ve 255/2. maddeleri uyarınca dava hakkını alacaklıya devredebileceği-Alacaklının ancak bu takdirde dava açabileceği veya açılmış davayı takip edebileceği- Bu durumda alacaklının dava hakkının kendisine devredildiğini belgelemesinin gerekeceği- Tasarrufun iptali davası açıldıktan sonra davalı borçlunun iflasına karar verilmiş olması halinde, öncelikle mahkemece iflas kararının kesinleşip kesinleşmediği araştırılarak kesinleşmemiş ise kesinleşmesinin beklenmesi, kesinleşmiş ise ikinci alacaklılar toplantısının yapılmasından 10 gün sonrasına kadar iptal davasının durdurulmasına karar verilmesi ve davacı alacaklıya İİK.'nin 245 ve 255/2 maddeleri gereğince davayı takip konusunda aldığı belge varsa sunması için süre verilmesi, sunulduğu takdirde davanın esasının incelenmesi; sunulmadığı takdirde davanın iflas idaresine ihbarı ile taraf teşkilinin sağlanması ve 'iflas idaresinin huzuru ile davaya devam edilerek' davanın esasının incelenmesi ve 'hükmün iflas idaresi lehine veya aleyhine kurulması gerekirken' eksik incelemeye dayalı hüküm tesisinin isabetli görülmediği-
Bozma ilamından sonra mahkemece, "davacı alacaklı ile borçlu arasında kayıtlı olarak 2010 yılından beri devam eden ticari ilişkinin olduğu, davacının usule uygun olarak tutulmuş ticari defter kayıtlarına göre, fıstık faturası kestiği ve bu fıstık bedellerinin ödendiğine ilişkin bir belgeye rastlanmadığı, borçlunun oğlu adına kayıtlı işyeri üzerinden faaliyet gösterdiği ticari defterinin olmadığı" tespit edildiğinden, davacı alacaklı ile borçlu arasında 2010 yılından itibaren devam eden bir nevi cari hesap ilişkisi olduğu ve bu ilişikliden doğan alacakların önceden ödendiğine ilişkin belge sunulmadığı anlaşıldığından, dava konusu tasarrufun borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olduğunun kabulü gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarında , dava değeri takip konusu alacak ile iptali tabi şeyin tasarruf tarihindeki değerinden hangisi daha düşük ise o değer üzerinden harç ve vekalete hükmedileceği- Dava konusu taşınmaz ile ilgili kısım bedele dönüştüğüne göre, bu bedelin alacak ve fer'ileri ile sınırlı olarak ve dava konusu taşınmazın davalının elinden çıktığı tarihteki değeri üzerinden tazminatın davalıdan , diğer dava konusu hisse senedinin ise diğer davalının elinden çıktığı tarihteki hisse değeri kadar da yine alacak ve fer'ileri ile sınırlı olarak diğer davalıdan tahsiline karar verilmesi gerekeceği-
Tasarrufun iptali davasında tasarrufun, borcun doğum tarihinden sonra yapılması dava açılabilmesinin sebeplerinden biriyken, muvazaa davalarında işlemin ne zaman yapıldığının bir önemi olmadığı- Kesin hükümsüz sayılan bir işlemin yapıldığı tarihten itibaren geçersiz olacağı için (işlemin) ne zaman yapıldığının da bir önemi bulunmadığı- Alacak tarihlerinin tasarruf tarihinden sonra olmalarının önemi bulunmadığından, kardeşi borçlunun ekonomik durumunun bozulmuş olduğunu bilebilecek konumda olan davalıların bedel ödediğine dair belge ibraz edememesi, gerçek satış değerinin tapudaki satış değerinden bir mislinden fazla olması birlikte değerlendirildiğinde borçlu ile devralanın birlikte hareket ederek muvazaalı devir yaptıklarının kabulü gerektiği-