Bu tür davaların dinlenmesi için, diğer dava koşullarının yanında borçlunun aciz halinde olması ve tasarrufun borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olması gerektiği- Somut olayda, borçlu hakkında alınmış bir kesin aciz belgesi olmadığı gibi, borçlu adresinde yapılmış İİK 'nun 105.maddesi anlamında aciz belgesi niteliğinde olan bir haciz tutanağı da olmadığından; davanın, ön koşulunun da bulunmadığı-
Tasarrufun iptali davalarının dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması, bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.'nin 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerekeceği-
İcra ve İflas Kanunu'nun 277 ve izleyen maddelerinde düzenlenen tasarrufun iptali davalarında amacın, borçlunun haciz ya da iflasından önce yaptığı ve aslında geçerli olan bazı tasarrufların geçersiz ya da "iyiniyet kurallarına aykırılık" nedeniyle alacaklıya karşı sonuçsuz kalmasını ve dolayısıyla o mal üzerinden cebri icraya devamla alacağın tahsilini sağlamak olduğu, bu davaların görülebilmesi için diğer dava koşulları yanında kesinleşmiş bir alacağın varlığı ve yargılama boyunca da alacağın varlığının devam etmesinin gerekli olduğu- Davacının alacağının yargılama sırasında tamamen ödenmesi halinde "konusuz kalan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına" karar verilmesi gerekeceği-
5411 sayılı Bankacılık Kanununun 143/5. fıkrası hükmü gereğince varlık yönetimi şirketlerinin kuruldukları takvim yılı ve bunu izleyen beş yıl süresince, 492 sayılı Harçlar Kanununa göre ödenecek harçlardan istisna olduğunun belirtilmiş olduğu- Bu nedenle; temlik alan davacı anonim şirketin kuruluş tarihi itibarıyla ilk derece mahkemesi kararının istinaf tarihinde harçtan muaf olup, ilk derece mahkemesince esasa ilişkin olarak istinaf incelemesi yapılmak üzere dosyanın bölge adliye mahkemesine gönderilmesi gerekirken, ek karar ile; 7 günlük kesin süre içerisinde istinaf harcının yatırılmamış olduğu gerekçesiyle davacı vekilinin istinaf isteminden vazgeçmiş sayılmasına karar verilmesinin doğru görülmediği-
İİK.m.282'deki kötüniyetten maksadın, borçlunun durumunun satın alan tarafından bilinmesi veya bilinebilecek durumda olması olduğu- Kötü niyeti kanıtlama yükümlülüğü ise davacı alacaklıya düşer. Kötü niyetin kanıtlanamaması halinde dava İİK'nın 283/2. maddesine göre bedele dönüşeceği- 5/9/2007 ve 15/5/2007 tarihlerinde imzalanmış olduğundan, borcun doğum tarihinin en erken 12.05.2007 tarihi olarak kabul edilmesi gerekeceği-
Tasarruf konusu olan taşınmaza ilişkin pay, (dava dışı kişi tarafından açılan tapu iptal ve tescil davasının kesinleşmesiyle), üçüncü kişinin mülkiyetinden Kanun gereği çıktığından, tasarrufun iptali davasının İİK 283/2. uyarınca otomatik olarak bedele dönüşeceği, bu düşünülmeden, infaz kabiliyeti olmayacak şekilde karar verilmesinin usul ve yasaya aykırı olduğu-  "Dava konusu taşınmazın ihtiyati hacizle yükümlü olarak devredildiği, taşınmazın tapuda hâlen hakkındaki iptal koşullarının oluştuğu hususu kesinleşen davalı üçüncü kişi adına kayıtlı olduğu, hakkındaki dava taraf sıfatı yokluğu yönünden reddedilen ve bu yönde verilen karar kesinleşen kimsenin malik olduğu taşınmaz üzerindeki ihtiyati haczin davalı hakkındaki davanın kabulü ile kesin hacze dönüştüğü, davacı alacaklının alacağını, tasarrufun iptali kararıyla ihtiyati haczin kesin hacze dönüşmesi üzerine taşınmazın cebri icra yoluyla satışı ile tahsil edebileceği" şeklindeki görüşün ise HGK çoğunluğunca benimsenmediği-
Muvazaalı işlemin iptali istemi- TBK 19'a dayalı davalarda muvazanın her türlü delil ile ispat edilebileceği, bu sebeple mahkemece tanık beyanları değerlendirilmeksizin ve bu beyanlara göre davalının kötü niyetli olup olmadığı tartışılmaksızın davanın reddine karar verilmesinin doğru olmadığı-
Davalı şirket tarafından davalı borçlunun çocuklarına devredilen taşınmazlar ile davalı borçlunun kendisine ve banka borcuna karşılık yapılan ödeme miktarının davalı borçlu tarafından davalı şirkete satılan taşınmazların değerinden fazla olduğu, dava konusu taşınmazların satışı esnasında tapu kaydı üzerinde herhangi bir takyidat bulunmadığı, satış esnasında davalı şirketin davalı borçlunun içinde bulunduğu mali durumu ve zarar verme kastını bildiği veya bilmesini gerektiren açık emarelerin bulunduğu yani taraflar arasındaki tasarruf işleminin alacaklıyı zarara uğratmak kastı ile yapıldığı hususunun davacı tarafça ispat edilemediği, yapılan işlemde mal kaçırma kastının bulunmadığı, her ne kadar davalı şirket ile davalı borçlu arasında borçlunun çocuklarına devredilen bağımsız bölümlere ilişkin yapılan sözleşme adi nitelikte ise de; bağımsız bölümlerin devredilmesi nedeniyle bu sözleşmenin gerçek olup yerine getirildiği, bu nedenle bu durumunda tasarrufun iptali sonucunu doğurmayacağı-
Davacı vekilinin temyiz dilekçesinden sonra 24.02.2023 tarihli dilekçe ile davanın dayanağı olan icra dosyasındaki borcun davalı borçlu şirket tarafından ödendiğini, icra dosyasının infaz edildiğini, bu itibarla davanın konusuz kalması sebebi ile gerekli kararın verilmesini talep ettiği, bu durumda davanın konusunun kalıp kalmadığının, davalı borçlunun dava konusu borcu ödeyip ödemediğinin icra müdürlüğünden de sorularak bir karar verilmek üzere hükmün bozulması gerektiği-
Davalılardan ............ şirketinin diğer davalı ......... şirketinin Emirdağ'daki yetkili bayisi olduğu, diğer davalı ..........'ın davalı şirketin çalışanı olduğu, davalı şirkete ait bir çok mal varlığına haciz konulduğu, davalı şirketin alacaklılardan mal kaçırmak ve alacaklıları zarara sokmak amacıyla dava konusu işlemleri yaptığı, davalı şirket yetkilisi diğer davalı ...............'a diğer davalı şirket yetkilisinin gelip ipotek koyduracağını söylemesinin, diğer davalı şirketin bu muvazaalı işlemlerin yapıldığından haberdar olduğunu gösterdiği gerekçesi ile diğer davalılara yapılan satış ve ipotek işleminin iptaline karar verilmesi gerekeceği-