Taraflar arasındaki uyuşmazlığın, TBK.'nin 19. maddesine dayalı olarak açılan nam-ı müstear niteliğindeki muvazaalı işlemin iptali istemine ilişkin olduğu, Bölge Adliye Mahkemesinin "davanın İİK.'nin 277 ve devamı maddelerine dayalı olarak açılan tasarrufun iptali davası olduğu" yönündeki nitelemesi ve "iptali istenilen satışın borçlu tarafından gerçekleştirilmemiş olduğu" şeklindeki gerekçesi yerinde olamamakla birlikte, bu tür davanın görülebilmesi için de iptali istenilen muvazaalı işlemin borcun doğumundan sonra gerçekleşmiş olmasının ön koşul olduğu, dairemizin giderek Yargıtay'ın yerleşmiş görüşlerinden olduğu ve koşul somut olayda gerçekleşmediğinden, sonuç itibarıyla "davanın reddine" ilişkin kararın yerinde olduğu-
İptali istenilen temlik işlemlerinin 6183 sayılı Yasa'nın 26. maddesinde belirtilen 5 yıllık hak düşürücü sürede açılmadığı, hak düşürücü sürelerde bu süreyi kesen işlemlerden söz edilmesinin mümkün olmamasına göre, "davanın reddine" ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Yapılan yargılama, incelenen deliller ve tüm dosya kapsamından; davalıların teyze-yeğen olup akrabalık ilişkisini mahkemeden gizlemeye çalıştıkları, yapılan kolluk araştırması sonucu akraba oldukları ortaya çıkınca mahkemeye beyan ettikleri, davalı ........'in borcun dayanağı ve tarihi sorulduğunda çelişkili beyanda bulunması, bononun taraflar arasında her zaman tanzim edilebilir ve icra takibine konu edilebilir nitelikte olması nedeniyle tek başına borcu ispatlamaya yeterli olmaması, icra takibi kesinleşmesine rağmen kredi kullanma talebi sonuçlanıncaya kadar maaş haczi talebinde bulunulmaması, kredi kullanma sebebi (yatırım vs) açıklanmadığı gibi kullanılan kredinin, iddia olunduğu gibi diğer davalı ..........'ye olan borcu ödemede kullanılmaması, borçlunun mal varlığı araştırılıp borcun ödenmesi yollarına gidilmeyip sadece maaş haczi yoluna başvurulmuş olması, kullanılan kredinin ilk taksitinin dahi ödenmemesinin, davalı ............'in baştan beri geri ödememe amaçlı kredi çekmiş olabileceğini düşündürmesi, davalıların yakın akraba olmalarına ve aralarındaki borç ilişkisini bono düzenleyerek kurmalarına rağmen borcun kaynağı olan 80.000,00 TL para transferinin yapıldığına dair bir kanıt sunamamaları göz önüne alındığında davalılar arasındaki icra takibinin muvazaalı olduğu kanıtlandığından davanın kabulüne karar verilmesi gerekeceği-
Davacının alacağın dayanağı olan çeklerin, dava konusu tasarruf tarihinden önceki ticari bir ilişkiye dayalı olduğunun ispat edilememiş olmasına göre, mahkemece "davanın reddine" dair verilmiş olan kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davacı, iptal davası sabit olduğu takdirde, tasarruf konusu mal üzerinde cebri icra yolu ile hakkını almak yetkisini elde eder ve tasarruf konusu taşınmaz mal ise, davalı üçüncü şahıs üzerindeki kaydın düzeltilmesine gerek olmadan o taşınmazın haciz ve satışını isteyebileceği- Bu tür davaların dinlenebilmesi için, davacının borçludaki alacağının gerçek olması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması, iptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması ve borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin bulunması gerektiği, bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.'nin 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığının araştırılması gerekeceği-
Her iki şirketin aynı iş yerini kullanmalarına, ortaklık ilişkisi içerisinde olmalarına, ortağının, satıcı şirketin eski ortağı bulunduğu, ayrıca davalı birinci kişi ile davalı ikinci kişi arasında yapılan taşınmaz satışına ilişkin işlemde davalı birinci kişinin vekili olarak yer alan kişi ile davalı ikinci kişinin bir dönem aynı iş yerinde birlikte çalıştıkları, arkadaşlık ilişkileri olmasına, satışta davalı ikinci kişi vekaleten hareket eden kişinin de davalı borçlu şirketin temsilcisinin eşinin kardeşi ve aynı zamanda borçlu şirketin eski ortağı olmasına ve davalı ikinci kişinin ortağı ve yöneticisi olduğu şirketin de inşaat alanında faaliyet göstermesine göre "davanın kabulüne" ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davalı kooperatifin kesinleşmiş borcunu ödemeden ortaklarına devir yapmasının iyiniyetli bir davranış olarak kabul edilemeyeceği, davalı kooperatif ortaklarının borcun varlığını bilmesi gereken kişiler olması gözetildiğinde "davanın kabulü"nün dosya kapsamına uygun olduğu-
Mahkemece yapılacak işin; 6183 sayılı Yasa'nın 24 ve devamı maddeleri gereğince, davalılar arasında yapılan tasarruflar arasında mislini aşan bedel farkı bulunup bulunmadığının, yine davalı 3.kişinin davalı borçlunun maksadını bilen veya bilmesi gereken kişilerden olup olmadığı konusunda aralarında herhangi bir akrabalık, arkadaşlık, iş ortaklığı gibi bir durumun varlığının araştırılarak sonucuna göre karar vermekten ibaret olduğu- Davacının davalı borçludan tasarruf tarihi itibariyle alacağının ne kadar olduğunun bilirkişi aracılığı ile tespit edilmesi ve bu miktar ile tasarruf konusu taşınmazların bilirkişi raporu ile tespit edilen gerçek değerlerinin karşılaştırılması ve daha düşük olan değer üzerinden harca hükmedilmesi gerekirken karşılaştırma yapılmadan taşınmazların gerçek değeri üzerinden harcın belirlenmesinin doğru olmadığı- 6183 sayılı Yasa'nın uygulanmasından doğan her türlü davalar için avukatlık ücretinin tutarı maktu olarak belirleneceği-
Dava konusu borcun ödendiği gerekçesiyle konusu kalmadığından karar verilmesine yer olmadığına, davanın açıldığı tarihteki haklılık durumuna göre davalıların davanın açılmasına sebebiyet verdiği gerekçesiyle davalılar aleyhine harç, vekalet ücretine ve yargılama giderine hükmedilmesine karar verilmesi gerekeceği-
Dava konusu ruhsatın Sağlık Bakanlığı tarafından kadroları da kapsayacak şekilde iptal edilmiş olmasına, ruhsatsız söz konusu kadroların da kullanılamayacağının belirtilmiş olmasına, dava açılışında davalıların haksız olduğunun anlaşılmasına, vekalet ücreti ve yargılama masraflarından davalıların sorumlu tutulmasında isabetsizlik bulunmadığı-