Tasarrufun iptali davalarında 3. kişinin borçludan satın aldığı malı elinden çıkarması ve satın alan dördüncü kişinin davaya dahil edilmemesi ya da davaya dahil edilmekle birlikte iyi niyetli olduğunun anlaşılması halinde İİK.’nın 283/2 maddesi uyarınca bedele dönüşen davada üçüncü kişinin dava konusu malı elinden çıkardığı tarihteki gerçek değeri oranında bedelle sorumlu tutulması gerekeceği- Aynı şekilde davalı borçlunun borcundan dolayı dava konusu taşınmaz cebri icra yolu ile satılması halinde de davalı 3. kişinin elinde bir bedel kalır ise bu bedel ile sorumlu tutulacağı-
Davalı borçlu şirket hakkında yapılan icra takibine ilişkin dosyaya teminat mektubu sunulup, bu teminat mektubunun itirazın iptali davasında karar verildikten sonra paraya çevrilip davacının alacağının ödenmesi nedeniyle borçlunun aciz halinin gerçekleşmediği-
Tasarrufun iptali davalarında davanın kabulüne karar verilmesi halinde alacaklının "icra dosyasındaki alacak ve ferilerine şamil olmak üzere tasarrufun iptali ile davacıya haciz ve satış yetkisi verilmesi" gerekirken yazılı şekilde "icra dosyasındaki asıl alacak miktarı olan 36.000,00 TL ile sınırlı olarak davacıya haciz ve satış yetkisi tanınmasına" karar verilmiş olmasının doğru olmadığı-
Uyuşmazlık, (dava dilekçesi, temyiz dilekçesi ve dosya kapsamındaki belgeler dikkate alındığında) açılan davanın dava konusu taşınmazların 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 19. maddesine göre muvazaalı (danışıklı) olup olmadığı hususunun araştırılması ve muvazaalı olduğu sonucuna varılması hâlinde ise davaya konu taşınmazlar ile ilgili olarak mal rejiminden doğan katılma payının tahsili istemine ilişkin olarak açıldığının anlaşıldığı-
Davalının borcunun şahsi borç olup, İİK. 45 madde hükmüne göre davacı bankanın alacağını 4 adet ipotekli taşınmazı paraya çevirip alma imkanı varken, mahkemece diğer davalılara yapılan hisse devirlerinin mal kaçırma amacıyla yapıldığı gözetildiğinden bahisle tasarrufun iptali davasının kabulüne karar verilmiş olmasının doğru olmadığı-
Dava konusu tasarruf, takip konusu borçtan önce yapıldığından tasarrufun iptali davasının ön koşul yokluğundan reddi'ne karar verilmesi gerekeceği-
İİK. 277 vd. dayalı davaların dinlenebilmesi için:-Davacının borçludaki alacağının gerçek olması,-Borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması,-İptali istenen tasarrufun takip konusu borçtan sonra yapılmış olması,-Borçlu hakkında alınmış kesin veya geçici aciz belgesinin (İİK.nun 277 md) bulunması,-Davanın beş yıllık hakdüşürücü süre içinde açılmış olması gerekir. Bu ön koşulların bulunması halinde ise İİK.nun 278, 279 ve 280. maddelerinde yazılı iptal şartlarının bulunup bulunmadığı araştırılmalıdır.Davalı borçlunun malvarlığı borçlarına yetmemektedir. Bu nedenle aleyhine yürütülen icra takipleri sırasında aciz vesikası alınmıştır. İİK 280/3.maddesinden belirtilen yakınlıkta akrabalık ilişkisi bulunan davalının bu durumu bildiği yasa gereği kabul edilmektedir, bu durumun aksi İİK madde 279/son çerçevesinde davalılar tarafından ispatlanamamıştır. İİK 280.maddesi gereğince de dava konusu tasarruf iptale tabidir.
İİK'nın 277 ve devamı maddelerine dayalı tasarrufun iptali istemi ile, BK'nın 179-180 110. maddesine göre işyeri devri nedeniyle devir alanın işletmenin borçlarından sorumlu olacağının tespiti istemi-- Davacı tarafın talebi ve somut uyuşmazlığın niteliği gereği eBK m. 110, 179 ve 180 kapsamındaki talepleri, İİK m. 280/3'deki iptal sebepleri bakımından da birlikte tartışılması gereken, yarışan talepler olup, taleplerden biri hakkında verilecek karar diğerini doğrudan etkileyeceği ve davacının taleplerinin bütün olarak ele alınarak çözülmesi gerekmekte olduğundan bu hususun usul ekonomisi ilkesine de aykırılık oluşturmadığı- İçerikleri itibariyle bir hakkın devrine ilişkin hükümler içermeyen sözleşmeler ile İİK anlamında iptale tabi bir tasarruf işlemi yapıldığından söz etmeye olanak bulunmadığını; borçlandırıcı işlemler hakkında da tasarrufun iptali davasının açılamayacağını- Sözleşmelerin tarafı olmayan şirketler yönünden, tasarrufun iptali davası için öngörülen tasarruf işlemine yönelik dava şartı da oluşmadığından diğer öngörülebilirlik şartı olan gerçek alacağın varlığının incelenmesine, dolayısıyla açılan menfi tespit davasının HMK’nın 165. maddesi anlamında bekletici sorun yapılmasına gerek bulunmadığı-
Tasarrufun iptali da davasında, alacağının gerçek olduğunu ispat yükümlülüğünün davacıya ait olduğu- Davalı üçüncü kişiler "gerçekte olmayan bir alacak için senet düzenlendiğini" savunmuş olup borçluya ait şirketin ticari defterleri üzerinde yapılan bilirkişi incelemesinde de "davacı ile bir ticari ilişkiye rastlanmadığının" tesbit edildiği, borç kaynağı bonolarda "senetlerin 'malen' veya 'nakten' verildiğine" ilişkin bir açıklamanın yer amadığı, davacı vekili, "müvekkilinin, borçlunun ortağı olduğu şirketlere yatırım desteği sağlamak konusunda borçluyla protokol akdedildiğini, bu protokol gereğince; müvekkilinin finansman sağlayacağını, borçlunun da müvekkile bunun karşılığında hisse devredecek veyahut da kar payı vereceğini, bu protokoldeki yükümlülüklerine ilişkin olarak da yatırımlar karşılığında borçlu senetleri tanzim ederek müvekkile verdiğini" belirtmişse de, anonim ve limited şirketlerde hisse devri belirli bir şekle tabi olmasına karşın, davacı vekilinin iddialarını ispatlayıcı yönde dosyaya bir bilgi ve belge sunmadığı, yurtdışında yaşayan davacının borçluya verildiği iddia edilen toplam 7.500.000,00 USD gibi büyük paranın yurt dışından ne şekilde transfer edildiğine ve borçluya verildiğine ilişkin bir belge sunmadığı uyuşmazlıkta, alacağının gerçekliğini ispat yükü altındaki davacının bunu yerine getirmediği ve davanın ön koşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği-
Davacının geçici aciz vesikası sunamadığı gibi davalı borçlu adına birçok taşınmaz bulunduğunun belirlendiği, bu nedenle mahkemece 'davanın reddine' karar verilmesinde bir isabetsizlik bulunmadığı-
