Taşınmazların sahibi davalı-borçlu ............. aleyhine, davalı şirket lehine tesis edilen dava konusu ipoteklerin tesis edildiği 15.12.2008 tarihi itibariyle davalı şirketin davalı-borçlu ...........’den herhangi bir alacağının olmadığı, ipotek tesis tarihi itibariyle davalı-borçlu ..............’in davalı şirkete verdiği çeklerden 41 adedinin henüz vadesinin gelmemiş olduğu, davalı-borçlu ...............’in davalı şirkete ipotek tarihi itibariyle muaccel hale gelmiş borcunun bulunmaması, bilakis davalı şirketten 187.499,88 TL tutarında alacaklı olması karşısında, davalı şirket lehine bu şekilde tesis edilen ipoteğin ticari hayatın olağan akışına uygun olmadığı- Davalı şirketin ipotek tesis tarihi itibariyle alacağı olmamasına rağmen davacıdan mal kaçırmak amacıyla taşınmazlar üzerine ipotek tesis ettiği kanaatine varıldığı, davalı şirketin davalı-borçlu ..............'den ipotek ve satış işlemlerinden çok çok sonraki bir tarih olan 25.11.2009 tarihinde sadece 684.700,00 TL tutarında alacaklı olduğu, bu alacak miktarı (684.700,00 TL) baz alındığında dahi taşınmazların yerel mahkemeden talimatla aldırılan bilirkişi raporu ile ipotek tesis tarihine en yakın tarih olan 27.02.2009 satış tarihi itibariyle belirlenen toplam değeri olan 1.241.355,00 TL’ye oranlaması yapıldığında; fahiş miktarda düşük kaldığı, aralarında neredeyse 2 kata yakın bir farkın bulunduğu, bu haliyle dahi ipoteğe konu alacak miktarının üzerine ipotek tesis edilen taşınmazın değerine göre orantısız miktarda düşük olduğu, yani makul olmadığı- Davalı alıcının aynı zamanda lehine ipotek tesis edilen davalı şirketin sahibi (yönetim kurulu başkanı ve genel müdürü) olması nedeniyle davalı-borçlu ..........’in durumunu bilmiyor olmasının ticari hayatın teamüllerine aykırı olduğu- İİK.’nun 279. maddesi uyarınca gayrimenkul devrinin mutad bir ödeme aracı olarak kabul edilmesinin mümkün olmadığı, vadesi gelmemiş alacak için yapılmış olan satışın batıl olduğu, İİK.’nun 279’a göre bu şekilde yapılmış tasarrufların tamamının iptale tabi olduğu- Alıcının ödemesi gereken tapu harcının dahi davalı şirketçe davalı-borçlunun cari hesabına borç olarak kaydedilmesinin hayatın olağan akışına uymadığı-
Tapudaki satış bedeli dışında yapılan ödemelerin davalı üçüncü kişi tarafından devir tarihi veya devir tarihine yakın tarihli banka hesap hareketleri, banka ödemesi, kredi kullanımı gibi delillerle ispatlanması mümkün olup bu belgelerdeki meblağların tapudaki bedele eklenerek bedel farkının varlığı değerlendirilmesi gerekeceği-
Muvazaa davasının borçlunun yaptığı tasarrufi işlemlerin gerçekte hiç yapılmamış olduğunu tespit ettirmeyi amaçladığı, davacının bu davadaki amacının alacağını tahsil edebilmek için muvazaa nedeniyle temelde geçersiz olan işlemin hükümsüzlüğünü sağlamak olduğu, muvazaaya dayalı iptal davasında davacının "muvazaalı işlemle kendisinin zararlandırıldığını" ileri sürmek olduğu, bu yasal nedenle iptal davasının, davacıya alacağını veya açtığı davada tahsil olanağını sağlayan, nisbi nitelikte yasadan doğan bir dava olduğu, bu davada incelenmesi gereken hususun "TBK.'nin 19. maddesinde yazılı şartların gerçekleşip gerçekleşmediği" olduğu-
Davacıya ait stok sahasında bulunan kömürlerin davalı tarafından haczedilerek davacı şirket yetkilisine yediemin olarak bırakıldığı, davalının satışı yapılamayan hacze konu kömürü davacıya iade etmediği, kömürlerin uzun süre açık havayla teması sonucu okside olması nedeniyle değerini yitirdiği olayda; davalının eylemi nedeniyle davacı zarara uğramış ise de davalı tarafından eldeki davanın açılmasından sonra kömür üzerindeki haczin kaldırıldığı, davacı şirketin vergi borcunu ödeyerek haczi kaldırma yoluna gitmediği, borcunu 6111 sayılı Kanun kapsamında yapılandırmak suretiyle ödediği, uzun yıllar kömür işi ile iştigal ettiğini ve hacze konu kömürün kendisine iadesi halinde değer kaybına uğramadan rahatlıkla satabileceğini beyan eden davacı şirketin, kendi stok sahasında bulunan kömürde oluşan değer kaybına ilişkin zararlı sonucu yakından görüp bilmesine karşın mahcuzların derhal satılarak paraya çevrilmesi yönünde davalıya yönelik bir uyarı ve girişimi bulunmadığı, bir an önce satışı yönünde çaba göstermeyip kayıtsız kaldığının anlaşıldığı, bu yüzden zararın tümünün davalıya yükletilmesi hakkaniyete uygun olmayacağı- "6183 sayılı Kanun'un 87. maddesinde belirtildiği üzere haczedilen menkul malın satılamaması halinde borçluya geri verilebileceği şeklinde yapılan düzenlemede idarenin bu konuda takdir hakkına sahip olduğu, satışı yapılamayan menkul malları borçluya geri vermek zorunda olmadığı belirtilmekte ise de, idarenin takdir hakkını kullanırken çok geniş bir sahada bulunan hacze konu mallar yönünden davacı borçlunun menfaatlerini de gözetlemesi gerekirken, haczedilen kömürü değer kaybına uğraması nedeniyle eldeki davanın açıldığı tarihten sonra haczi kaldırdığı, davalı tarafından haciz konulmasıyla birlikte davacının haczedilen mallar üzerinde tasarruf yetkisi bulunmamakta olup, ocaktan çıkarılıp stok sahasına serilen ve vergi dairesince yerinde haczedilen çok miktardaki kömürün oksidasyondan korunmasına yönelik davacı şirketin alabileceği yeterlikte bir önlem de bulunmaması sebebiyle hakkaniyet indirimi yapılmamasına" ilişkin görüşün HGK. çoğunluğunca benimsenmediği-
Dava konusu parselin davalı şirkete bedeli karşılığında devredilmesine rağmen parselin üzerinde bulunan yüksek meblağlı tesisin bedelsiz olarak bağış suretiyle davalı köy tüzel kişiliğine devredilmesinin alacaklılardan mal kaçırma amacına yönelik olduğu-
Dava konusu taşınmazın tapuda gösterilen devir değeri ile bilirkişi raporunda belirlenen gerçek rayiç değeri arasında mislini aşan fark olmamasına, davalı borçlu ile davalı 3. kişi şirketin yetkilisinin kardeşi evli ise de, tasarruf tarihinden çok önce boşandıklarının anlaşılmasına göre, "davanın reddine" ilişkin kararın usul ve kanuna uygun olduğu-
Tasarrufun iptalinin sadece, bu davayı açan alacaklının, kendisini zarara uğratmak kastıyla hareket eden borçludan cebri icra yoluyla alacağını tahsiline olanak sağlayan bir yol olduğu-Tasarrufun iptali davasının dinlenebilmesi için; alacaklının borçluda gerçek bir alacağının olması, borcun tasarruftan önce doğması, borçlu hakkındaki icra takibinin kesinleşmiş olması ve borçlu hakkında alınmış aciz belgesinin bulunması gerektiği-
Tasarrufun iptali davalarında arabuluculuğa başvurmanın "dava şartı" olmadığı ve ihtiyari arabuluculuğa başvurmanın İİK 284'te belirlenen 5 yıllık hak düşürücü süreyi kesmeyeceği-
Dava konusu taşınmazın borçlunun borcundan dolayı taşınmazın cebri icra yolu ile satılması halinde davalı 3. kişi elinde bir bedel kalması ve davanın diğer koşullarının da bulunması halinde, davalı 3. kişinin bedel ile sorumlu tutulacağı-
Borçlunun borcun doğumundan sonra boşanarak dava konusu taşınmazları boşandığı eşi diğer davalıya devretmesi durumunda, davacının bu tasarrufların iptali için İİK 277 vd.nda dayalı dava açabileceği- Davalı üçüncü kişi dava konusu taşınmazları davalı borçludan satın almadığından (davalılar arasında bir devir olmadığından) tasarrufun iptali davasının reddine karar verilmesinin isabetli olduğu
