2004 sayılı Kanun'un 40 ıncı maddesinin 2 ve 3 üncü fıkrası uyarınca bir ilam hükmü icra edildikten sonra, bozulup da aleyhine icra takibi yapılmış olan kimsenin hiç veya o kadar borcu olmadığı kesin bir ilâmla tahakkuk ederse, ayrıca hükme hacet kalmaksızın icranın tamamen veya kısmen eski haline iade olunacağının ve üçüncü şahısların hüsnü niyetle kazandıkları haklara halel gelmeyeceğinin hüküm altına alındığı, bu durumda Bölge Adliye Mahkemesince; icra takip dosyasına konu borcun davalı 3.kişi ............... tarafından cebri icra tehdidi altında yapılıp yapılmadığının araştırılması gerekeceği, böyle bir durumun varlığı halinde davalının davayı konusuz bırakan bir ödemesinden söz edilemeyeceği- İlk Derece Mahkemesi kararına karşı davalı ............. vekili ve diğer davalı ............ vekili tarafından istinaf kanun yoluna başvurulduğu, davacı tarafın istinaf başvurusu bulunmadığı halde Bölge Adliye Mahkemesi tarafından davacı vekilinin istinaf başvurusunun kabulüne karar verilirken, davalı ............ vekili ve diğer davalı .............. vekilinin istinaf başvuruları hakkında inceleme yapılmadığının anlaşıldığı, davalı ............. vekili ve diğer davalı ............... vekilinin istinaf başvurusu hakkında HMK’nın 359/1-2. hükümlerine uygun şekilde değerlendirme yapılmadan karar verilmesinin doğru olmadığı-
Uyuşmazlığın, İİK 277 ve devamı maddelerine göre açılmış tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu- Davalının dava konusu meskeni satın aldıktan sonra aidatlarını ödediği, elektrik su aboneliklerini adına aldığı, davalılar arasında akrabalık, arkadaşlık, tanıdıklık ilişkisinin bulunmadığı, davalının borçlunun mali durumunu ve ızrar kastını bilecek kişilerden olduğunun ispat edilmediği, gerçek satış ile tapuda gösterilen değer arasında misli bir fark olmadığı anlaşıldığından, davalı hakkında verilen " tasarrufun iptali davasının reddine" ilişkin kararda bir isabetsizlik bulunmadığı-
Davalı borçlunun murisi tarafından noterde düzenleme şeklindeki vasiyetname ile bankalardaki hak ve alacaklarının devrine ilişkin tasarrufların borçlunun miras payı olan 1/3 oranında davacının haciz ve satışını isteyebilmesine karar verilmiş ise de, davacı vekili tarafından davalı borçlunun murisi adına bankada bulunan paranın davalı borçlunun miras payı olan 1/3 oranında davalıya ödendiği, bankada murisin parasının kalmadığı iddia edilmiş olup, böyle bir durumun varlığı halinde verilen kararın infaz kabiliyetinin mümkün olmayacağı, bu nedenle bu miktar için davalı aleyhine tazminata karar verilmesi gerekeceğinden, öncelikle borçlunun murisi 'ın belirtilen bankada ne kadar parası olduğunun ve vasiyetname gereğince davalıya ne kadar ödeme yapıldığının tespit edilerek ödeme yapıldığının anlaşılması halinde yapılan ödeme miktarının davacının alacak ve ferileriyle sınırlı olmak üzere davalıdan alınarak davacıya ödenmesine karar verilmesi gerektiği-
Tasarrufun iptalini talep edebilmesine dayanak bir kesinleşmiş icra takibi alacağının ortada bulunmadığı, buna göre asıl davanın bu önkoşul yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği, birleşen dava bakımından ise; davalı borçlular ile taşınmazları devralan kişiler arasında muvazaayı gösterir bir yakınlık durumunun tespit edilemediği, bunun yanında davaya konu olan tasarrufların yapıldığı dönemde tapuda gösterilen resmi bedel ile taşınmazların gerçek değeri arasında fahiş bir farkın da tespit edilemediğinden davanın reddine karar verileceği-
Dava konusu eve ilişkin abonelik kayıtlarından, masraf belgelerinden ve özellikle tanık olarak dinlenen davacının annesi-davalının ablasının beyanından; dava konusu taşınmazı davalının yaklaşık 20 yıl önce davalıdan haricen satın aldığı, satın aldıktan sonra taşınmaz üzerine önce 2004 yılında duvar, 2015 yılında ev yaptığı, taşınmazın ise 2018 yılında davalıya tapudan resmi olarak devredildiği, bu durumda evvelce haricen satılan ve bedeli ödenen taşınmazın sonradan devrinin yapılmasının, borcun tasfiyesi için gerçek malike intikalinin sağlanması niteliğinde olduğu, borçludan mal kaçırma kastı olmadığı-
Akrabalık ilişkisi ile davalı borçlunun mali durumunu ve zarar verme kastını bilen kişi üçüncü kişinin, davalar ile arasındaki tasarrufun iptaline karar verilirken takip konusu alacak ve fer'ileriyle sınırlı olarak hüküm kurulması gerektiği-
Ticari dava niteliğinde olduğundan arabulucuya başvurulmasının dava şartı olduğu- Arabulucuya başvurulmadan dava açıldığının anlaşılması hâlinde herhangi bir işlem yapılmaksızın davanın, dava şartı yokluğu sebebiyle usulden reddine karar verilmesi gerektiğine dair emredici ve özel nitelikteki düzenleme dikkate alındığında, mahkemece davanın, arabuluculuk dava şartı yokluğu nedeniyle davanın usulden reddi kararında herhangi bir isabetsizlik görülmediği-
Borçlunun mirasın reddine ilişkin tasarrufunun İİK'nın 277. ve devamı maddeleri uyarınca iptale konu olabilecek tasarruflardan olduğu, İİK' nın 280. maddesinde belirtilen 5 yıllık hak düşürücü sürenin geçmediği, borçlunun, babasından kendisine düşen mirasın, mahkemece yapılan araştırmada borca batık olmadığı, tereke içinde çok sayıda taşınmazın bulunduğu dikkate alındığında, borçlu D. D.’in, mirası Mersin 2. Sulh Hukuk Mahkemesinin 2016/773 Esas, 2016/829 Karar sayılı ilamı reddetmesinin alacaklılarına zarar verme kastıyla hareket ettiğini ortaya koyduğu-
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun 341 ve devamı maddeleri uyarınca ve özellikle istinaf incelemesinin kapsamının öngörüldüğü 355. maddeye göre re'sen gözetilecek kamu düzenine aykırılık halleri dışında istinaf incelemesinin istinaf dilekçesinde belirtilen sebeplerle sınırlı olarak yapıldığı- Davanın TBK'nun 19. maddesi dayalı olarak açılan tasarrufun iptali istemine ilişkin olduğu- Kural olarak borçlunun alacaklılarına zarar vermek amacıyla kendisine mirasen intikal eden ve hissedar olduğu malvarlığını, resmi taksim sözleşmesi ile diğer mirasçılara devretmesi işlemi tasarrufun iptali davasına konu olabileceği- Bu noktada miras taksim sözleşmesinin taksim gayesi ile yapılıp yapılmadığı, taksim bedellerinin karşılaştırılması ve bedeller arasında taksim amacını aşan fark bulunup bulunmadığı hususu değerlendirilmesi gerekeceği- Miras taksim sözleşmesi ve ek miras taksim sözleşmesinin incelenmesinde asıl borçlu lehine herhangi bir taşınmaz kazandırması bulunmadığı, bu durumda miras taksim sözleşmesinin taksim gayesi yapılmadığı asıl borçlunun murislerden menkul mal aldığı izahı ile asıl borçlu lehine bir varlık taksim edilmediği, diğer davalıların asıl borçlu davalının kardeş ve yeğenleri oldukları ve tasarruf tarihindeki değerler ile gerçek değerlerin fahiş oranda düşük olduğu ; ek rapor ile sabit olduğu üzere dahili davalılara yapılan satış tarihlerindeki değerlerin de gerçek değere kıyasen fahiş oranda düşük olduğu görülmekle eldeki davanın kabulü kararının doğru olduğu-
TBK 19 uyarınca muvazaa iddiasına dayalı olarak dava açılabilmesi için davacının icra takibine geçmesi ve aciz belgesi almasına gerek olmasa da davacının bu davayı açmakta hukuki yararı olması için diğer dava koşullarının yanında davacının davalı borçludan alacaklı olması gerektiği- Zimmet suçu nedeniyle oluşan zararın dava veya takip yoluyla haksız fiil faillerinden talep edilmesi, bu talebin karşılanmaması halinde haksız fiilden kaynaklanan alacağın tazminine yönelik TBK 19 uyarınca muvazaa iddiasına dayalı davanın açılması gerektiğinden, bundan önce davacının, sadece ceza yargılaması nedeniyle mahkum olan davalının taşınmaz ve araçları elinden çıkardığından bahisle dava açmasında hukuki yarar bulunmadığı-
