Dava konusu markaların borcun doğumundan sonra, borçlular ile organik bağ içinde olan diğer bir şirkete devredildiği, devirden sonra üçüncü kişi şirketin markayı kullanmadığı, dava dışı bir başka şirkete lisans yoluyla kullandırdığı - Markaların koruma sürelerinin dolduğu, üçüncü kişinin korumayı yenilemediği, bu hali ile mali değerinin çok düşmüş olduğu olguları birlikte değerlendirildiğinde, marka devrinin ticari kar amacının dışında sadece borçlunun alacaklılarından kaçırma amacı ile muvazaalı olarak yapıldığının anlaşıldığı, bu nedenlerle, davacının davasının kabulüne karar verilmesi gerektiği-
Dava konusu taşınmazın bir başka alacaklının yaptığı takip sonucu satıldığı ve artan para kalmadığından dolayı konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığı-
İptal davasının dinlenebilmesi için, öncelikle davacının borçludaki alacağının gerçek olması, tasarrufta bulunan kişinin de gerçekten borçlu olması gerekeceği ve bu nedenle; iptal davasında davalı 3. kişi aciz belgesine bağlanan alacağın gerçekte olmadığını savunabileceği ve ispat edebileceği-
Ticari işletme devri konusunda herhangi bir ilan yapılmadığı gibi davalı şirketin alacağına mahsuben bu hisseyi satın aldığının ileri sürüldüğü - Mali müşavir bilirkişi raporlarında davalı şirketin böyle bir alacağının mevcut olduğunun açıklandığı ; ancak ticari kurallara göre böyle bir alacak var ise icra takibine girişilip cebri ihale yöntemiyle satın alınması gerekirken böyle bir usule uyulmadan satın alınması işleminin iptale tabi olduğu, zira satın alanın, taşınmazı bir süre davalı borçluya kira karşılığı bırakması işleminin de bunu gösterdiği, devralan alacaklının ızrar kastını bilmesi gerektiğinden İİK nın 280. maddesindeki iptal koşullarının oluştuğu-
Davalı borçlu ile davacının önceye dayalı ilişkilerinin bulunması, davalı borçlunun kullandığı krediye davacının kefil olması ve davacının adına kayıtlı gayrımenkulünü de davalı borçlu lehine ipotek verdiğinin anlaşılması, kredi veya ipotek borcunun ödenip bu ödeme gereğince alacaklı olunduğunun ispat edilememiş olması, davanın dayanağı olan icra dosyasındaki kanuni sürelerden de feragat edildiğinin anlaşılmış olması nazara alındığında davacının alacağının gerçek bir alacağa dayalı olmadığı ve tasarrufun iptali istemine ilişkin davanın ön şart yokluğundan reddine karar verilmesi gerektiği-
Davacı tarafından dosyaya İİK 105 kapsamında geçici aciz vesikası hükmünde haciz tutanağını veya kesin aciz belgesinin ibraz edilmediğinden dava şartı yokluğundan tasarrufun iptali davasının usulden reddine karar verilmesi gerektiği-
Davalının en yakın mirasçıları mirası reddettiğinden terekenin iflas hükümlerine göre çözümlenmesi gerektiğinden dolayı mirasın reddi kararının mahallin Sulh Hukuk Hakimine bildirilerek mirasın iflas kurallarına göre tasfiyesinin sağlanması için anılan mahkemece atanacak ve yetkilendirilecek tereke temsilcisinin huzuru ile davaya devam olunması gerektiği, zira mirasın tasfiyesi işlemlerinin mirasın reddedildiğinin anlaşılması ile res'en yapılması gereken işlemlerden olduğu- Mirasın tasfiyesi işlemleri talebe bağlı işlemler olmayıp mirasın reddedildiğinin anlaşılması ile res'en yapılması gereken işlemlerden olduğu ve talep üzerine yapılabilirliğinin bu özelliğini ortadan kaldırmayacağı; yine murisin ölüm gününde terekenin borca batık olduğunun şayi ve sabit olması durumunda da miras reddedilmiş olacağından ve bu tespit için sınırlayıcı bir süre yasaca öngörülmediğinden bu yönüyle de mahkemece işlem yapılması imkanı olduğu- Mahkemece usuli işlemlerin yerine getirilip taraf teşkili temin edildikten sonra sonucuna göre bir karar verilmesi gerektiği- UYAP kayıtlarında davacı iflas idaresinin faaliyet durumunun "Terkin" olarak belirtildiği görülmüş olup mahkemece, davacı iflas idaresinin ödemesi gereken alacak kaydı olup olmadığı tesbit edilerek, şayet ödenmemiş alacak bulunmadığı tespit edildiği takdirde, konusu kalmayan dava hakkında karar verilmesine yer olmadığına karar verilmesi gerektiği-
İİK 277 vd. uyarınca açılan davanın hem İİK'nın 277 vd hem de TBK 19 koşulları yönünden birlikte değerlendirilmesi hatalı olmakla birlikte davalı üçüncü kişiler borçluların mali durumunu bilebilecek derece de akraba olduklarından davanın kabulüne ilişkin kararın isabetli olduğu-
Davalı borçluların alacağı karşılayacak mal varlığının bulunmadığı, aciz halinin bulunduğu, davaya konu taşınmazlardaki hisselerin önceden davalı borçlular adına kayıtlı olup daha sonra devirlerinin diğer davalılar adına yapıldığı, dava konusu taşınmaz ve hisselerin pek aşağı değerde devredildikleri, davalı 3. kişilerin borçluların durumunu bilebilecek durumda oldukları, davaya konu tasarrufların davalılar arasında danışıklı işlem ile yapılmış olduğundan tasarrufların iptaline karar verilmesi gerektiği-
Kararın hüküm fıkrası ile gerekçesi birbirine sıkı sıkıya bağlı olup aralarında çelişki bulunamayacağı - Karardaki çelişkinin bozma nedeni oluşturacağı ve bozmadan sonra mahkemenin önceki kısa kararla bağlı olmaksızın çelişkiyi gidermek koşuluyla vicdani kanaatine göre karar verebileceği-